Filistin’de Hilal Doğdu, Türkiye’de Neden Görmezden Gelindi? Filistin Filistin Diyenler, Türkiye Türkiye Dediler… – MAKALE – Burhan PERK
Filistin’de Hilal Doğdu, Türkiye’de Neden Görmezden Gelindi? Filistin Filistin Diyenler, Türkiye Türkiye Dediler…
Ramazan… Mü’minin kalbine rahmet gibi inen ay. Semaya bakıldığında ince bir nur çizgisiyle başlayan, fakat aslında kalplerde doğan bir ay…
Hilalin görülmesiyle başlayan bu mübarek zaman, sadece bir astronomi meselesi değil; ümmetin vahdeti, fıkhın inceliği ve şahitliğin değeri ile doğrudan alakalıdır. Son günlerde yaşanan hilal tartışmaları ise bu meseleyi yeniden düşünmeyi zaruri kılmıştır.
Gazze’de yaşayan kardeşlerimiz akşam saatlerinde hilali gördüler, şahitlik ettiler ve o gece (Salı akşamı) teravihlerini eda ettiler. Türkiye saatiyle yaklaşık 18.42 civarında bu haberler bizlere ulaştı. Gazze’de ve çevresindeki birçok İslam beldesinde hilalin görüldüğüne dair şahitlikler kabul edildi ve Ramazan başlamış oldu. Salı akşamı teravihler kılındı, Çarşamba günü oruçlar tutulmaya başlandı.
Buna mukabil Türkiye’de yapılan açıklamada hilalin Türkiye’den sabah 06.42 civarında gözlemlenebileceği, bu sebeple Ramazan’ın bir gün sonra başlayacağı ilan edildi. Böylece Türkiye’de ilk teravih Çarşamba akşamı, ilk oruç ise Perşembe günü tutulacak şekilde bir takvim ortaya konuldu.
Burada durup düşünmek gerekiyor. Hilal sadece bir ülkenin göğünde doğan bir ışık mıdır, yoksa tüm ümmetin ortak ufkunda mı belirir?
“Sizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçirsin.” (2/Bakara-185)
“Hilali görünce oruç tutun, hilali görünce bayram edin.” (Buhâri)
Bu emirler açıkça gösteriyor ki Ramazan’ın başlangıcı hilalin görülmesine ve şahitliğe bağlıdır. Hesaplara değil; öncelikle gözleme ve güvenilir şahitliğe.
Elbette astronomi ilmi önemlidir. Ay ve güneş Allah’ın (cc) koyduğu sünnetullah gereği belirli yörüngelerde hareket eder. Bu hareketler hesaplanabilir, gözlemler yapılabilir. Ancak bu doğru bilgiler, insanlıkla ne kadar sağlıklı ve şeffaf paylaşılmakta ya da uygulanmaktadır? Hesap ile gözlem arasındaki ilişki nasıl kurulmaktadır? Astronomi ilmi değerli bir rehberdir; fakat şer’i hükmün yerini almaz, onu destekler.
Astroloji değil, astronomi ve rasat ilmi tarih boyunca İslam medeniyetinde büyük yer tutmuştur. Rasathaneler kurulmuş, âlimler gökyüzünü incelemiştir. Çünkü hilal, ibadetle doğrudan ilişkilidir. Bu sebeple hilalin tespiti her zaman ciddiyetle ele alınmıştır.
Bugün Afganistan, Suudi Arabistan ve benzeri birçok ülkede hilal gözlem çalışmaları son derece ciddi yapılmaktadır. Rasat heyetleri, şahitlikler, ilmi ölçümler birlikte değerlendirilir. Bu ülkelerde hilalin görüldüğüne dair sahih şahitlikler kabul edilmiş ve Ramazan başlatılmıştır.
Burada sorulması gereken soru açıktır… Nerede kaldı Müslümanın şahitliği?
İslam fıkhında güvenilir Müslümanların hilali gördüklerine dair şahitliği son derece kıymetlidir. Hanefi fıkhında bir bölgede hilal sahih şahitlikle sabit olursa, bu haber diğer beldelere ulaştığında bağlayıcı olabileceği açıkça ifade edilir. Çünkü hilal bir milletin değil, ümmetin hilalidir.
Gazze’de, Kudüs’te, Afganistan’da, Arabistan’da hilal görülmüşse ve bu güvenilir şahitliklerle sabitse; bu şahitlik neden diğer Müslümanlar için dikkate alınmaz?
Üstelik mesele sadece ilmi değil, aynı zamanda fiili bir çelişkiyi de barındırmaktadır.
Türkiye’de hilalin sabah 06.42’de görülebileceği ifade edildi. Peki şu ihtimal gerçekleşmiş olsaydı: Hilal Türkiye’nin doğusunda sabah 05.30’da görülseydi, fakat batısında henüz görülmemiş olsaydı… İmsak vakti doğuda geçmiş, batıda henüz geçmemiş olsaydı… O zaman ne olacaktı?
Türkiye’nin bir kısmı oruca başlayacak, bir kısmı başlamayacak mıydı? Aynı ülkenin doğusunda yaşayan Müslüman oruçlu, batısında yaşayan oruçsuz mu olacaktı?
Bu ihtimal bile meselenin ne kadar hassas olduğunu gösterir. İbadetler, özellikle Ramazan gibi tüm ümmeti ilgilendiren ibadetler, parçalı bir görüntüye mahkum edilmemelidir.
Daha da önemlisi şu soru zihinlerde yer ediyor: Başka ülkelerde sahih şahitliklerle hilal görüldüğünde, Türkiye’de takvim yapraklarında önceden belirlenmiş tarihlere ne zaman itiraz edilmiştir? Diyanet, bugüne kadar hangi Ramazan başlangıcında, başka ülkelerin sahih hilal şahitliklerini gerekçe göstererek takvimde değişikliğe gitmiştir? Eğer bu hiç yapılmamışsa, bu durum ciddi bir izah gerektirir.
Çünkü mesele sadece teknik bir hesap meselesi değildir. Bu mesele, Müslümanların en temel ibadetlerinden biri olan orucun başlangıcıyla ilgilidir. Şayet hilal sahih şahitliklerle görülmüşse ve buna rağmen farklı bir takvim uygulanıyorsa, insanlar şu soruyu sormakta haklıdır: “Siyasi sınırlar ve idari tercihler uğruna, Müslümanların ibadetleriyle mi oynanıyor?” Bu ağır bir sorudur. Fakat izah edilmesi gereken de tam olarak budur.
Gazze’de hilali görenler sıradan bir coğrafyanın insanları değildir. Abluka altında yaşayan, her gün ölümle yüzleşen, buna rağmen Ramazan’ı hilalle karşılayan mü’minlerdir. Onlar hilali gördüler ve secdeye kapandılar. Teravihlerini eda ettiler. Belki karanlıkta, belki bombardıman korkusuyla, ama imanla… Onların şahitliği sadece astronomik bir veri değildir. Ümmetin kalbinden yükselen bir şahitliktir.
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın, ayrılmayın.” (3/Âl-i İmrân-103)
Ramazan’ın başlangıcı, ümmetin birlikte secdeye vardığı bir zaman olmalıdır. Coğrafyalar farklı olabilir; fakat ibadet şuuru parçalanmamalıdır.
Hilal gökte ince bir çizgi olarak doğar. Ama asıl mesele, onun ümmetin kalbinde nasıl doğduğudur.
Allah (cc) bizleri Ramazan’a hakkıyla ulaştıran, hilali gözleriyle gören, kalbiyle yaşayan kullarından eylesin. 🤲🏻




