Yazılar

ASIL MAÇ, ASIL SINAV VE ASIL KAZANILACAK ZAFER… – Burhan PERK

ASIL MAÇ, ASIL SINAV VE ASIL KAZANILACAK ZAFER…

Bu günlerde belediyeler adeta birbirleriyle yarışıyor. Bir yandan hafta sonu oynanacak milli maç için dev ekranlar kuruluyor, vatandaşlara iyi seyirler dileniyor, milli takıma başarı temennileri iletiliyor. Diğer yandan YKS’ye girecek gençler için sessizlik çağrıları yapılıyor, gürültünün önlenmesi adına çeşitli tedbirler alınıyor, öğrencilerin sınavlarını sessizlik içerisinde geçirmeleri için büyük gayret gösteriliyor.

Şüphesiz bunların tamamı, bu zihniyetin kendi dünyevi bakış açıları içerisinde güzel ve yerinde çalışmalar olarak görülebilir. Çünkü başarıyı isteyen, emek verene destek olmayı da bilir. Bir milletin gençlerine sahip çıkması da, milli değerlerine destek vermesi de kendi dini bakış açısından bir yere kadar anlaşılabilir bir durumdur.

Ancak bütün bu yoğunluk içerisinde unutulan, hatta bilinçli şekilde unutturulan çok daha büyük bir gerçek yok mudur? Evet vardır…

Hem de her şeyden daha büyük, her şeyden daha yakın ve her şeyden daha önemli bir hakikat…

Bizler bu dünyaya maç seyretmek için değil, imtihan vermek için gönderildik. “Hanginizin daha güzel amel işleyeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (67/Mülk-2)

Bugün milyonlarca insan doksan dakikalık bir maçın sonucunu merak ediyor. Binlerce genç birkaç saatlik bir sınavın neticesi için heyecan duyuyor. Milyonlarca anne-baba çocuklarının üniversite kazanması için gecelerini gündüzlerine katıyor.

Fakat aynı insanlar, ebedi hayatlarını belirleyecek ahiret imtihanı karşısında aynı hassasiyeti göstermeyebiliyor.

Daha da acısı; ümmetin kan ağladığı bir zamanda bile eğlence ve oyalanmalar hız kesmeden devam ediyor.

Gazze yanmaya devam ediyor… Gazze’de çocuklar hâlâ parçalanıyor… Gazze’de anneler evlatlarının cansız bedenlerini kucaklarında yine taşıyor…

Gazze’de insanlar açlıktan, susuzluktan, bombardımanlardan can veriyor…

Doğu Türkistan’da, Arakan’da, Sudan’da ve dünyanın birçok yerinde mazlumlar zulüm altında inliyor.

Fakat aynı saatlerde milyonlar ekranların başında bir topun peşinden koşan yirmi iki kişiyi izliyor.

Birileri bombaların altında can verirken, diğerleri tribünlerde zafer şarkıları söylüyor.

Birileri enkazlardan çocuk cesetleri çıkarırken, diğerleri maç skorları tartışıyor.

Birileri şehadetle Rabbine yürürken, diğerleri transfer haberleriyle oyalanıyor.

Bu nasıl bir gaflettir? Bu nasıl bir uyuşmuşluktur? Bu nasıl bir vicdan kaybıdır?

“Biliniz ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, süs, aranızda övünme ve mal ile evlat çoğaltma yarışından ibarettir…” (57/Hadîd-20)

Bugün futbol, modern çağın en büyük afyonlarından biri hâline getirilmiştir.

İnsanlar ümmetin yaralarını konuşmuyor ama takımının eksiklerini saatlerce konuşabiliyor.

Kur’an okumaya vakit bulamayanlar, spor programlarını kaçırmıyor.

Sabah namazına kalkmakta zorlananlar, gece yarılarına kadar maç izleyebiliyor.

Bir âyet ezberlemeyenler, futbolcuların istatistiklerini ezbere biliyor.

Bir hadis öğrenmeyenler, transfer piyasasının bütün ayrıntılarına hâkim olabiliyor.

Şeytan insanları her dönemde farklı araçlarla oyalamıştır.

Bugün o araçlardan biri de futbolun ölçüsüz şekilde hayatların merkezine yerleştirilmesidir.

Elbette mesele spor yapmak değildir.

Mesele, Allah’ın (cc) zikrinden alıkoyan her şeyin putlaşmasıdır.

Mesele, insanın asıl davasını unutacak kadar oyalanmasıdır.

Diğer taraftan gençlerimiz ve ailelerimiz gelecek endişesi hastalığına yakalanmış durumdadır.

Üniversite kazanamazsam ne olur?

İyi bir meslek sahibi olamazsam ne olur?

Maaşım yeterli olmazsa ne olur?

Evim olmazsa ne olur?

Arabam olmazsa ne olur?

Peki ya şu sorular?

Kabirde bana ne sorulacak?

Rabbimin huzuruna nasıl çıkacağım?

Amel defterim hangi taraftan verilecek?

Hesabım kolay mı olacak, zor mu olacak?

Sıratı geçebilecek miyim?

Cennete girebilecek miyim?

İşte asıl soru bunlardır.

Çünkü YKS’nin sonucu birkaç yılı etkiler.

Bir mesleğin sonucu birkaç on yılı etkiler.

Bir maçın sonucu birkaç gün konuşulur.

Ama ahiret sınavının sonucu sonsuzluğu belirler.

İşte bu sebeple mümin, geçici gündemlerin içinde asıl gündemini kaybetmeyen insandır.

Maçlar biter.

Kupalar kaldırılır.

Sınavlar açıklanır.

Diplomalar duvarlara asılır.

Alkışlar susar.

Tribünler boşalır.

Makamlar el değiştirir.

Servetler sahip değiştirir.

Fakat kabir yolculuğu devam eder.

Mahşer yaklaşır.

Hesap günü gelir.

Ve insan dünyada ne ekti ise onu biçer.

O gün anlayacağız ki asıl başarı diploma almak değilmiş.

Asıl başarı bir kupayı kaldırmak değilmiş.

Asıl başarı makam sahibi olmak değilmiş.

Asıl başarı servet biriktirmek değilmiş.

Asıl başarı Allah’ın (cc) huzuruna imanla çıkabilmekmiş.

Asıl başarı amel defterini sağ taraftan alabilmekmiş.

Asıl başarı sıratı geçebilmekmiş.

Asıl başarı cennete kavuşabilmekmiş.

Asıl başarı, “Ey huzura kavuşmuş nefis! Sen O’ndan razı, O da senden razı olarak Rabbine dön.” hitabına mazhar olabilmekmiş. (89/Fecr-27-28)

Bugün sessizlik çağrıları yapanları, gençlerin başarısı için gayret edenleri ve milli takımın başarısını isteyenleri kısmen anlasak da şu soruları sormadan geçemiyoruz:

YKS için gösterdiğiniz hassasiyetin ne kadarını ahiret sınavınız için gösteriyorsunuz?

Çocuklarınızın üniversiteyi kazanmasını istediğiniz kadar cenneti kazanmalarını da istiyor musunuz?

Onların kariyerleri için yaptığınız planların ne kadarını imanları için yapıyorsunuz?

Bir maç için kurduğunuz hazırlığın ne kadarını kabir hayatınız için yapıyorsunuz?

Gazze’deki çocuklar için döktüğünüz gözyaşı kadar secdelerde gözyaşı döküyor musunuz?

Ümmetin derdi sizin de derdiniz mi, yoksa yalnızca ekranlardan izlenen bir haber mi?

Çünkü dünyanın bütün sınavları bir gün sona erecek.

Fakat ahiret sınavının sonucu asla değişmeyecektir.

Bugün hepimiz bir tercihin içindeyiz.

Kimimiz dünyanın geçici alkışlarını kovalıyoruz.

Kimimiz ekranların büyüsüne kapılıyoruz.

Kimimiz gelecek korkularının esiri oluyoruz.

Kimimiz futbol afyonuyla uyutuluyoruz.

Kimimiz Rabbimizin rızasını arıyoruz.

Ne mutlu dünya hayatını ahiretine hazırlık yapanlara…

Ne mutlu ümmetin yarasını kendi yarası bilenlere…

Ne mutlu Gazze’nin feryadını duyup secdelere kapananlara…

Ne mutlu geçici heyecanlar arasında ebedi kurtuluşunu unutmayanlara…

Ne mutlu dünyanın kısa süren maçları yerine hayatın büyük imtihanını gözden kaçırmayanlara…

Ve ne mutlu cennetin gölgesinde otururken geride kalan dünya günlerine bakıp: “Rabbimize hamdolsun; O’nun vaadi gerçekmiş.” diyebilenlere. (39/Zümer-74)

Allah (cc) bizleri dünyanın geçici aldatmalarına kapılmayan, ümmetin derdiyle dertlenen, ahiret imtihanını kazanan, hesabını kolay veren, cennetine ve rızasına kavuşan kullarından eylesin. Âmin. 🤲🏻

Burhan Perk
KUR’AN’A NEBEVÎ DÂVET

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir




Enter Captcha Here :

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Başa dön tuşu