Tetiği Çeken Çocuk mu, Bombayı Bırakan Pilot mu? Aynı Karanlığın İki Yüzü… Derbi Maç İle Yapay Gündemler… MAKALE – Burhan PERK

Tetiği Çeken Çocuk mu, Bombayı Bırakan Pilot mu? Aynı Karanlığın İki Yüzü… Derbi Maç İle Yapay Gündemler…
Bir çocuğun bir okula girip on kişiyi öldürmesi insanı dehşete düşürür. Haklı olarak “nasıl bu hâle geldi?” diye sorarız. Fakat aynı sahneyi büyütelim… O çocuğu bir savaş uçağına koyduğunuzu düşünün; gökyüzünden bir okulun üzerine bomba bırakıyor ve bir anda yüzlerce çocuk, öğretmen, sivil hayatını kaybediyor. Ölçü değişti, ama sonuç değişmedi. Kur’ân’ın terazisi nettir: “Kim bir cana kıyarsa bütün insanları öldürmüş gibidir.” (5/Maide-32) Bu ilahi ölçü, küçüğe de büyüğe de aynı hükmü verir; masumun kanı, failin kimliğine göre helâl olmaz…
Bugün Gazze’de, Suriye’de ve dünyanın başka bölgelerinde okulların vurulduğu, çocukların enkaz altından çıkarıldığı bir çağda yaşıyoruz. On binlerce çocuğun ya öldüğü ya da sakat kaldığı; eğitim yuvalarının harabeye döndüğü bir vasatta, hâlâ meseleyi sadece “bireysel şiddet” başlığına indirgemek, hakkı örtmektir. Bir tarafta bireysel cinnetle on cana kıyan bir genç; diğer tarafta bir “operasyon” adı altında yüzlerce canı bir anda söndüren bir sistem. Haber dili birini “saldırgan”, diğerini “taraf” diye ayırsa da, toprağa düşen beden açısından bu ayrımın hiçbir değeri yoktur. Allah’ın (cc) hükmünde masum kanı tektir ve haramdır…
Ve biz biliyoruz ki… Her bir ölen çocuk için içimiz yanıyor. İsmi bilinsin ya da bilinmesin, hangi coğrafyada olursa olsun, her bir masumun toprağa düşüşü kalbimizde bir boşluk açıyor. Her bir mazlum için, her bir yetim için, her bir yarım kalmış hayat için tarifsiz bir hüzün taşıyoruz. Bu hüzün sadece bir duygu değil; imanın kalpte bıraktığı bir sızı, bir şahitliktir. Çünkü mü’min, bir canın acısını kendi canında hisseder…
Burada sarsıcı bir gerçekle yüzleşmek zorundayız… Biz küçük faili büyütüp büyük faili küçültüyoruz. Okul baskını yapan genci konuşuyoruz bu doğru ama gökten okula bomba yağdıran aklı çoğu zaman “güvenlik”, “strateji”, “misilleme” gibi kelimelerle örtüyoruz. Oysa Kur’ân’ın dili bu örtüyü kabul etmez. Masumun hedef alınması zulümdür; zulüm, üniforma giyince meşrulaşmaz. Füze “resmi” olunca helâl olmaz. Bir çocuğun elindeki silahla işlenen cinayet neyse, bir pilotun bıraktığı bombayla yok edilen okul da odur: cinayet…
Fakat burada durmak eksiktir. Çünkü bu zulüm sadece bireylerin sapması değildir; arkasında sistemler, ideolojiler ve güç merkezleri vardır. Tarih boyunca hakka savaş açan tipler değişmemiştir… Firavun kibriyle, Nemrut azgınlığıyla, Karun servet sarhoşluğuyla, Ebrehe gücüyle, Bel’am bin Baura ilmi istismar etmesiyle aynı çizgide buluşmuştur. Bugün de onların modern izdüşümleri vardır. Gücü elinde tutan, serveti kutsayan, ilmi eğip büken, zulmü “strateji” diye pazarlayan, kitleleri yönlendiren ve hakikati perdeleyen sistemler…
İşte asıl tehlike burada büyür. Çünkü bir çocuk öfkeyle tetiğe basar; ama bu modern “Firavunlar”, “Nemrutlar”, “Karunlar” plan yapar, hesap yapar, karar verir ve yüzlerce çocuğun ölümünü bir “sonuç” olarak kabul eder. Bu, bireysel cinnetten daha ağır, daha soğuk, daha bilinçli bir vahşettir. Kur’ân’ın ifadesiyle: “Şeytan onlara yaptıklarını süslü gösterdi.” (8/Enfal-48) İşte bu süsleme bugün diplomasi diliyle, medya diliyle, akademik bir hâl ile yapılmaktadır…
Sebep tahliline geldiğimizde tablo daha da sertleşir. Bu iki uç (bireysel saldırı ve toplu imha) aynı kökten beslenir… Tevhidin zedelenmesi, Allah (cc) korkusunun kalpten çekilmesi, ahiret hesabının unutulması. “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (13/Ra’d-28) Zikirden kopan kalp, önce huzurunu, sonra merhametini, en sonunda sınırını kaybeder. Sınırı olmayan insan ya kendine kıyar ya başkasına ya da her ikisine. Peygamberimiz (sav), intiharın ağır bir isyan olduğunu bildirirken (Buhâri, Müslim), aynı zamanda Müslümanın elinden başkasının emin olması gerektiğini öğretmiştir. (Buhâri)
Peki o çocuk nasıl bu hâle gelir? Yalnızlık, değersizlik hissi, aile içi kopukluk, merhamet eğitiminin eksikliği, şiddetin estetize edilmesi, dijital zehirlenme… Bunlar görünen sebeplerdir. Ama görünmeyen kök daha derindedir: “Ben yaptım” diyen nefsin ilahlaştırılması. Allah (cc) unutulunca, insan kendini ölçü zanneder. Kendini ölçü zanneden, sınır tanımaz. Bu zihniyet büyüyüp sistemleştiğinde ise şehirleri hedef alan planlara dönüşür…
Anne-babalar bu felaketin ilk hattındadır. Çocuğa sadece konfor verip kalbini boş bırakan aile, aslında onu dünyaya değil felakete hazırlamaktadır. “Kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun.” (66/Tahrim-6) emri, sadece fiziki değil, manevi korumayı da kapsar. Bir çocuğun kalbine Allah (cc) yerleşmezse, o kalp başka şeylerle dolar: öfke, kin, boşluk…
Eğitim sistemi de bu çürümenin en önemli ortağıdır. Bilgiyi putlaştıran, başarıyı ilahlaştıran ama ahlâkı ihmal eden bir eğitim, insan değil araç üretir. Nice zeki ama merhametsiz gençlerin ortaya çıkması bundandır. Daha da kötüsü, aynı sistem büyük güçlerin ideolojik aparatına dönüşerek zulmü meşrulaştıran zihinler yetiştirir. İşte Bel’am bin Baura karakteri burada yeniden görülür; İlmi hakka değil güce hizmet ettirenler…
Toplumun sessizliği ise bu yangını büyütür. Bir yanda bireysel saldırıya öfke kusan, diğer yanda toplu katliamlara alışan bir vicdan, parçalanmış bir vicdandır. Kur’ân’ın anlattığı kalp katılığı tam da bu olsa gerek. Zulmü göre göre alışmak, onu sıradan görmek…
Şimdi daha ağır bir gerçekle yüzleşelim… Bugün yeryüzünde sadece çocuklar öldürülmüyor; annelerin kalbi sökülüyor. Her enkazın altında bir annenin duası, bir babanın umudu, bir çocuğun yarım kalmış hayatı kalıyor. Gazze’de, Suriye’de, dünyanın nice yerinde anneler evlatlarının parçalarını topluyor. Bir annenin “yavrum” diye haykırışı, gökleri titretecek kadar ağırdır…
Ve biz bu manzaraya bakarken sadece üzülmekle kalmıyoruz; her bir mazlum için derinden sarsılıyor, her bir çocuğun ardından kalbimizde tarifsiz bir yas taşıyoruz. Bu acı, ekranlardan akıp geçen bir görüntü değil; ümmetin kalbine saplanan bir yaradır. Her birinin ardından içimizden yükselen sessiz bir dua, sessiz bir feryat vardır…
Ve bu haykırışlar hâlâ arşı sarsarken, birileri masa başında “denge”, “çıkar”, “güç” hesapları yapıyorsa; bu artık sadece zulüm değil, kalbin tamamen mühürlenmesidir.. “Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir…” (2/Bakara-7)
Ve ne acıdır ki… Tam da bu kadar ağır acılar yaşanırken, toplumun yönü başka yerlere çevrilir. Bir derbi maçı, bir spor tartışması, bir yapay gündem; kalpleri o büyük acıdan uzaklaştırmak için önümüze konur. Oysa yeryüzü yanarken, çocuklar toprağa düşerken, gündemin oyunlarla değiştirilmesi bir unutma değil, bir unutturma çabasıdır. Bu da ayrı bir imtihandır; kalbini hakikate sabitleyenle, dikkati dağılanı ayıran bir imtihan…
Şu gerçeği açıkça söylemeliyiz: Bir çocuk on kişiyi öldürdüğünde “vahşet” diyorsak, bir bombayla yüzlerce çocuğu öldüren düzen için daha ağır bir söz bulmak zorundayız. Aksi hâlde adalet terazisini kendimiz bozmuş oluruz.
Çare, yüzeyde değil köktedir. Tevhid yeniden hayata ikâme edilmeden, kalplere Allah (cc) korkusu yerleşmeden, merhamet yeniden öğretilmeden bu döngü kırılmaz. Aileler çocuklarının kalbini inşa etmeli, İslami bir eğitim sistemi ahlâkı merkeze alınmalı, toplum zulme karşı sessiz kalmamalıdır.
Allah’ım (cc)… Mazlumların gözyaşını arşa yükselten Sensin, onların feryadını işiten Sensin. Kalpleri katılaşmış, merhameti öldürülmüş, zulmü süslü görenlere karşı bizi uyanık kıl.
Allah’ım (cc)… Çocukların kanı üzerinden düzen kuranlara fırsat verme. Zalimlerin planlarını başlarına çevir. Mazlumların kalbine sabır, bedenlerine güç, ruhlarına umut ver.
Allah’ım (cc)… Annelerin gözyaşını dindir, yetimlerin kalbine merhamet indir. Bizi susanlardan değil, hakkı haykıranlardan eyle. Kalplerimizi vahyin nuruyla dirilt, bizi yeniden Sana dönen kullardan eyle.
Allah’ım (cc)… Bu ümmeti gafletten uyandır, kalpleri dirilt, merhameti yeniden hakim kıl. Bizi zulme karşı duran, hakkı ayakta tutan, adaletle hükmeden kullarından eyle. 🤲🏻
Tetiği çeken parmak da, bombayı bırakan el de aynı karanlığın içinden çıkar. O karanlık, Allah’ın (cc) unutulduğu yerdir. Ve o karanlık büyüdükçe, sadece çocuklar değil, insanlık da ölmeye devam eder…
(Burhan Perk)
KUR’AN’A NEBEVÎ DÂVET



