Yazılar

Makale; RABBİMİZ BİZDEN NE İSTER?

Rabbimiz öncelikle kendisine kul olmamızı ve kulluğumuzun gereklerini yerine getirmemizi ister. Kulluğu, O’nun dediği gibi, O’nun istediği gibi, ölüm gelinceye kadar yapmamızı ister.

“Sen hemen Rabbini hamd ile tesbih et. Ve secde edenlerden ol. Ve sana «yakîn» (ölüm) gelinceye kadar Rabbine ibadet et.” (Hicr 98-99)

Rabbimiz bizden okumamızı ister. Kendimizi, enfüsi ve afakî anlamda Kur’an’ı anlayarak, yaşayarak okumamızı ister. Dil ile (tilavet), beyin ile (tefekkür), kalp ile (tertil) okumamızı ister.

“Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı bir kan pıhtısından yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir. O, insana kalemle yazmayı öğretti. İnsana bilmediğini öğretti.” (Alak 1-5)

“Ya da gece kalkışını artır da, Kur’an’ı ağır ağır oku. Çünkü biz sana sorumluluğu ağır olan bir söz indireceğiz.” (Müzzemmil 4-5)

Rabbimiz bizden, ölümlü olan başka rabler edinmememizi ister. Çünkü o aciz sahte rabler, yaşadıkları dünyada belli bir zamana kadar hükmü geçer. Oysa bizim Rabbimiz ezeli ve ebedi olan, ölmeyen, hep diri olan, yoktan var eden, sadece dünyanın değil, Âlemlerin de Rabbi olan Allah’tır.

“Hamd, tüm âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” (Fatiha 2)

“Hamd, göklerin, yerin ve bütün âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” (Casiye 36)

Rabbimiz bizden şirk koşmamamızı ister. Yaratılanın her zaman aciz olduğunu hatırlatır ve kimsenin kimseye aracılık yapamayacağını, torpil yapamayacağını, izni olmadan şefaat dahi edemeyeceğini ve herkesin tek başına hesap vereceğini bildirir bize.

“Hiç kuşkusuz Allah, kendisine ortak koşma günahını bağışlamaz. Bunun dışında kalan günahları dilediğine bağışlar. Kim Allah’a ortak koşarsa Allah’a iftira atmış ve büyük bir günah işlemiş olur.” (Nisa 48)

“Hiç kimse başkasının günahını yüklenmez. Eğer günah yükü ağır bir kimse, yükünün sırtından alınmasını istese, en yakını bile yükünün en küçük bölümünü dahi yüklenemez. Sen sadece görmeden Rablerinden korkanları ve namaz kılanları uyarabilirsin. Kim kötülüklerden arınırsa kendi yararına arınmış olur. Sonunda Allah’a dönülecektir.” (Fatır 18)

Rabbimiz bizden kardeşler olmayı, korumayı, gözetmeyi, uygun dil ile uyarmayı, kusur ve ayıpları örtmemizi ister.

“Muhakkak müminler kardeştir. Kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki size rahmet edilsin.” (Hucurat 10)

“Sakın birbirinize haset etmeyin. Küsmeyin, birbirinizden nefret etmeyin. Birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları! Kardeş olun.”(Buhari, Müslim)

“Allah’a ve Resul’üne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra zaafa düşer güçsüz kalırsınız.
Bir de sabredin. Kuşkusuz Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Enfal 46)

Rabbimiz bizden gönderdiği Kur’an ile amel etmemizi ve insanlara duyurmamızı ister.

İyiliği emretmemizi, kötülüğü nehyetmemizi ister.

“Ey Resul! Rabbinden sana indirileni (insanlara) tebliğ et. Şayet bunu yapmazsan Allah’ın mesajını tebliğ etmemiş risalet vazifeni yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Şüphesiz ki Allah, kâfirler topluluğunu hidayet etmez.” (Mâide 67)

“Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar ve Allah’a iman edersiniz. Şayet Ehl-i Kitap iman etmiş olsaydı, onlar için daha hayırlı olurdu. Onların içinde mümin olanlar olsa da, çoğunluğu fasıktır.” (Âl-i İmran 110)

Rabbimiz bizden zulmetmememizi ve zalimlere meyletmememizi ister. Zalim safında olamayız çünkü Allah zalimleri sevmez. Zalime karşı çıkmak İslami ve insani bir görevdir.

“Kötülüğün cezası, yine onun gibi bir kötülüktür. Kim affeder ve barışırsa onun mükâfatı Allah’a aittir. Doğrusu Allah zalimleri sevmez.” (Şura 40)

“Sakın zalimlere eğilim ve yakınlık göstermeyin. Yoksa sizi cehennem ateşi yakalar. Allah’tan başka bir dostunuz ve bir dayanağınız yoktur. Yoksa O’nun yardımını göremezsiniz”(Hud 113)

Rabbimiz bizden sadece kendisinden dua etmemizi ister. Dua etmek her kulun, sıkıntıda, bollukta, evde, hapiste, tatilde, savaşta kısacası her ortamda ve her anda yapması gereken güzel bir eylemdir. Allah’a karşı hepimiz fakiriz. Bizlere verilen her şey emanettir. Allah ise zengindir, cömerttir kuluna bu güzellikleri sunar. Kuldan ise beklenen sabır ile şükretmesi ve dua ile taçlandırmasıdır.

“Kullarım sana beni sordukları zaman, onlara de ki: ben kendilerine yakınım, bana dua ettiği zaman, dua edenin duasını kabul ederim. O halde onlar da benim çağrıma olumlu karşılık vererek bana iman etsinler ki, doğru yolu bulsunlar.” (Bakara 186)

“Rabbiniz buyurdu ki: “Bana dua edin, duanızı kabul edeyim. Bana kulluk etmeye tenezzül etmeyenler, aşağılık olarak cehenneme gireceklerdir.”(Mümin 60)

Rabbimiz bizden düşküne, yetime, esire, muhacire, yardım etmemizi ister. Onlardan herhangi bir karşılık beklemeden yardımcı olmalıyız. Karşılıksız yapılan her yardım ahiret için bir yatırımdır. Allah rızası için verdiğimiz her şey cennete doğru attığımız bir adımdır.

“Onlar içleri çektiği halde yemeklerini yoksullara, yetimlere ve tutsaklara yedirirler. Yemek ikram ederken derler ki: Biz size sırf Allah rızası için yemek veriyoruz. Sizden karşılık ya da teşekkür beklemiyoruz.”(İnsan 8-9)

Rabbimiz bizden adil olmazı ister, en yakınımız olsa bile. Adil bir dünyada, yeryüzü canlıları refah seviyesinde yaşar ve hiç bir canlı zulüm görmez. İnsanlar ve hayvanlar açlıktan ölmez, Allah’ın bereketi sağanak halinde insanların üzerine yağar. Bir toplum adaleti kaybetti mi, o toplum için, bereket, huzur, refah çok uzak kavramlar olur.

“De ki: Rabbim adaleti emretti. Her secde ettiğinizde yüzlerinizi O’na çevirin ve dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın. Sizi ilk yarattığı gibi (yine O’na) döneceksiniz.” (A’râf 29)

“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (Haklarında şahitlik ettikleriniz) ister zengin olsun ister fakir, Allah onlara (sizden) daha yakındır. Hislerinize uyup adaletten sapmayın, (şahitliği) eğer-büker (doğru şahitlik etmez), yahut şâhitlik etmekten kaçınırsanız (biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan haberdardır.” (Nisa 135)

Rabbimiz bizden anamıza ve babamıza iyi davranmamızı ister. Onları “Huzursuz Evlere” tıkmak değil, her daim yanlarında olmalı, azarlamamalı, huzurlu bir ortamda günlerini iyi geçirmeleri için sürekli ihsanda bulunmalıyız. Sahih bir imana sahip olup ana-babası yanında olan ve bir de iyi davranan evlat, kazancını ikiye katlar ve Allah’ın (cc) razı olduğu güzel bir amel işler.

Günümüz maalesef hiç de öyle değil. Evlat, ana ve babasını yük olarak görüyor. Başından atmak için türlü türlü bahaneler üretiyor. Hanımı da cabası. Huzursuz evlere tıkıyorlar veya son günlerinde yalnız bırakıyorlar. Günümüz ana-babaları, kimsesizlik ve evlatları tarafından dışlanmışlık, içleri kan ağlayarak ızdırap içinde ömürleri son buluyor.

İnsan ana babasını evden attığı zaman huzur bulacağını zannediyor. Yaptıkları merhametsizlikten dolayı o evde huzuru asla bulamazlar. Bu dünyada bedeli ödemezse; ahirette kat be kat fazlasını ödeyecek. Evin büyükleri, o evin bereket kaynağıdır. Bereket kaynağı kuruyunca o ev artık yaşayan ölüler evi olur.

“Allah yalnız kendisine kulluk etmeni ve ana- babana karşı nazik davranmanı kesin hükme bağladı. Eğer ana- babadan biri ya da her ikisi yanında yaşlılık çağına ererlerse, sakın onlara “öf be, bıktım senden” deme, onları azarlama, onlara tatlı ve saygılı sözler söyle.”

“Onlara karşı besleyeceğin acıma duygusunun etkisi ile önlerinde alçak gönüllülük kanatlarını indir ve de ki; “Ey Rabbim onlar beni küçükken nasıl büyüttüler ise, sen de onlara öyle merhamet et.” (İsra 23-24)

Rabbimiz bizden “tağutları” reddetmemizi ister.

Allah’ın hükümlerine baş kaldıran, ilahi hükümleri geçersiz kılıp beşer kanunlarını ihdas eden şahıs ve kurumlar, tuğyan etmişler, haddi aşmışlardır. Yeryüzünü ifsat eden, haramları meşru hale getiren, putperest eğitimle çocuklarımızın itikadını bozan tağuttur. Tağutluğu ilke edinenler sürekli karanlıktadır. İnsanlığı da karanlığa sürüklerler.

Bakara Suresinin 257. Ayetinde Rabbimiz azze ve celle, “Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekçisi)dir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır; inkâr edenlerin velileri ise tağuttur. Onları ise aydınlıktan karanlığa çıkarır. İşte onlar, ateşin halkıdırlar. Orada süresiz kalacaklardır.” buyurmaktadır.

Nahl Suresinin 36. Ayeti Kerimesinde ise, “Biz her millete Allah’a kulluk ediniz, tağuta (beşeri ideolojilere) tapmaktan (biat etmekten) sakınınız” diyen bir peygamber gönderdik. Allah, kimini doğru yola iletti, kimini de hak ettiği sapıklık üzere bıraktı. Yeryüzünde geziniz de peygamberlerini yalanlayanların sonunun ne olduğunu görünüz” buyurmaktadır.

Rabbimiz bizden faize bulaşmaktan, zinaya yaklaşmaktan, dikkat ediniz, zina etmekten değil, ta en başından zinaya yaklaşmaktan, haram yemekten, insan öldürmekten, gıybet etmekten, zan beslemekten, iftira atmaktan uzak durmamızı, evlere kapılardan girmemizi ve konuşunca doğru konuşmamızı ister.

Pekâlâ! Âlemlerin Rabbi olan Allah (cc) bizlerden bunları neden ister?

Birincisi, dünyada insanlara örnek şahsiyetler olmamız, ıslah olduktan sonra ıslah etmemiz, emanetçi olduğumuz bu dünyadan Rabbimizin bizden razı olarak huzuruna varmamız, gerçek ve sonsuz yurt olan cennete kavuşmamız için ister.

Rabbimizin sözünü dinlememiz karşılığında verilen sonsuz nimetleri kazanmak için değmez mi? Elbette değer!..

“Ey huzura eren nefis!

Razı olmuş ve razı olunmuş olarak Rabbine dön.

(Salih) kullarımın arasına katıl.

Ve Cennetime gir.” (Fecr 27-30)

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu