Konferanslar_Activity-Detail

Kalemderde Şeyh Ahmed Yasin Konuşuldu

Kalemderin organize ettiği İslam Dava Önderlerinin Hayatı Programında bu ay, intifadanın ve Filistin direnişinin sembolü haline gelen Şeyh Ahmed Yasin konuşuldu.

Kalemder dernek binasında gerçekleştirilen programı İlker Kök kardeşimiz sundu.

İlker Kök konuşmasına, niçin İslam Davasının Örnek şahsiyetlerini gündemleştirmek gerektiği konusu ile sunumuna başladı ve “Niçin örnek şahsiyetler?” Sorusunu sorarak şunları kaydetti;

  Bir davaya sahip olan her insan için, kendi davasının tarihteki müntesipleri hakkında konuşmak, fıtri bir ihtiyaçtır.  Çünkü dava, soyut bir kavramdır. Bunun müşahhas hale gelmesi ise, insanın davayı sahiplenmesini sağlar. Bir kimse inandığı davayı yaşayan canlı güzel örneklere ihtiyaç hisseder. Kendinden önceki dava sahiplerinin, o davayı nasıl fiiliyata döktüğünü görmek, bundan ilham almak ve kendi yaşantısına bu kişilerin örnekliğini taşımak ister dedi ve konuşmasını şu şekilde sürdürdü;

Bizler hak bir davanın, İslam´ın mensuplarıyız. Bu mensubiyet bize bazı sorumluluklar yüklemektedir. Bu sorumlulukların özeti: Yeryüzünden fitne ve fesadı kaldırıp, Allah´ın dini İslam’ı yeryüzüne hâkim kılmaktır. Yani davamız dinimiz, dinimiz davamız. İşte Müslümanlar bu kutsal davanın gereklerini yerine getirirken, önlerine çıkan; şeytanın aldatmacaları, kendi nefsi arzuları ve dünya imtihanları gibi engellere karşı; motivasyon yüklenmek, imanlarını kuvvetlendirmek, kendilerine örneklik çıkarmak gibi amaçlarla tarihte, kendileri gibi bu davayı omuzlamış olan, ve bu davada kendi zamanlarında öne çıkmış olan şahsiyetleri araştırırlar, okurlar ve konuşmalarının gündemi yaparlar. İnsanların buna ihtiyacı olduğunu hayat rehberimiz Kur’an-ı Kerim’den kolaylıkla anlayabiliriz. Kur’an ayetlerinin azımsanmayacak bir çoğunluğu tarihteki iman davasını alakadar eden örnek olaylar ve şahsiyetlerden bahseder. Bu bahisler, kıssalar vasıtasıyla; müsbet ve menfî örnekler üzerinden yapılır. Müsbet örnek için “tek başına ümmet” olan İbrahim’i (a.s) ve menfî örnek için de tağutların atası “firavunu” zikredebiliriz dedi.

Yine, örnek şahsiyetleri gündem yapmakla güdülen amaçlara ulaşılamazsa, yapılan konuşmalar kişiye fayda yerine zarar verir. Mesela bir mü’min, tarihten Müslüman bir şahsiyeti sabahtan akşama kadar, akşamdan sabaha kadar konuşsa; ama konuştuklarının bir kelimesini dahi bir türlü amele dökmese, dökemese hem kendisine zulmetmiş olur, hem de hakkında konuştuğu şahsiyete. Bir kere konuşulan şahıs Allah’ın dini için konuşulur, onun önüne geçemez. Bir de konuşulacak kişilerin bir öncelik ve önem sırası vardır. Bu sıralamanın başında ise Rasulullah(s.a.s) vardır dedi ve şu ayeti kerimeyi dinleyiciler ile paylaştı;

“And olsun ki; Allah’ın rasulü sizin için, Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnektir.”(Ahzab/21)

İlker Kök sonra sunumunu şu şekilde sürdürdü; Sıralamanın ikinci basamağında Ashab-ı Kiram yer alır. Bizim için en güzel örnekleri tartışmasız; en güzel ahlak üzere yaratılmış Rasulullah’da (s.a.s) ve onun eğitip, yetiştirdiği sahabeler topluluğunda buluruz. Daha sonra tarihin farklı zaman dilimlerinde imanıyla, İslam’ı yaşayışıyla öne çıkan muhtelif güzide şahsiyetlerin örnekliği gündemimize girer. Tam da bu noktada, ilginç bir vaziyet orta yerde durmaktadır. O da şudur: Müslümanların, zikretmiş olduğumuz önem ve öncelik sıralamasına binaen davalarının örnekliğini öncelikli olarak Asr-ı Saadet’ten almaları gerekirken, tam aksine Müslümanlar yaşadıkları çağa en yakın olan şahsiyetleri daha çok gündem haline getirmektedirler. Bu ters köşe vaziyetin altında yatan sebep bizce şudur: Bir Müslüman, bu gün her ne kadar örnek alınacak en güzel toplumun Asr-ı Saadet toplumu, en güzel şahsiyetin Rasulullah(s.a.s) olduğunu kabul ediyor olsa da, imtihan dünyasında, nefsi onun önüne ciddi bir zihinsel engeli şu cümle ile çıkarmaktadır: “Ama o peygamberdi ve dava arkadaşları da Ashab-ı Kiram idi, onlar kim, biz kim?”

Bu refleks, tamamen nefsi olup, imanî sorumluluklarımızı askıya alacak hiçbir geçerliliği yoktur. Rasulullah’ın(s.a.s) kıldığı farz namaz, tuttuğu Ramazan orucu nasıl bizim için imkânsız değilse, İslam uğruna göstermiş olduğu tavizsiz dik duruş, yalnız Allah’tan korkma, hiçbir kınayıcının kınamasından korkmama gibi hasletleri de bizim için imkânsız değildir. Şu kadar ki, biz O’nun mükemmelliğinde bu davayı sürdüremeyiz. Eksiklerimiz, kusurlarımız olur. Bu da imtihan dünyasında insan olmanın neticesidir. Tüm bunlarla beraber, Müslümanları Asr-ı Saadet dışındaki şahsiyetleri çokça gündem yapmaya sevk eden bazı makul sebepler olabileceği düşünülebilir.

Örneğin Rasulullah’ın(s.a.s) yaşantısından; “peygamberi kendi nefsinden çok sevmek, ona tam bir sadakatla bağlanmak nasıl olur?” sorusunun cevabını uygulama olarak öğrenemeyiz. Bu sorunun cevabını Ashab-ı Kiram’a bakarak öğreniriz. Ve ya “Peygamber’in(s.a.s) yaşamadığı bir dönemde nasıl Müslümanca yaşanılır, İslam davası nasıl sürdürülür?” sorusunun cevabını nereden öğrenebiliriz? Bunun cevabının temel ilkelerini tabii ki Asr-ı Saadet’ten öğreniriz. Ancak öğrenmiş olduğumuz bu ilkeleri hayatında uygulamış, davasını tam bir teslimiyetle ve azimle sürdürmüş olan, Asr-ı Saadet dışında tek bir örnek bulamamış olsaydık; bu gün İslam’ın birçok değerinin yaşanılamaz olduğu rahatlıkla ifade edilebilirdi. Örneğin; Ashab-ı Kiram’dan sonra Bir Ebu Hanife gibi, bir Ahmed bin Hanbel gibi, geçen kuşak muasırlarından İzzeddin-el Kassam, Seyyid Kutub, Ahmed Yasin gibi hayatını Allah yolunda feda etmiş bir tek kişi bulamamış olsa idik; bu gün Allah’ın dini için canını feda etmek, bizim için ütopik bir hayalden öteye geçemezdi. Kimse bunun yapılabilir bir şey olduğunu söyleyemezdi. Bu yüzden Allah onlardan razı olsun! Onları nefesimiz yettiğince konuşacağız, hayırla yad edeceğiz, ancak hayatlarından evvela kendi nefsimizi, daha sonra İslam’ı yeniden ayağa kaldıracak dersler alacağız. Bunu yaparken asla, masum olmayan bir insanı konuştuğumuzu ve şu hakikati unutmayacağız dedi ve konu ile ilgili şu ayeti okudu:

“Onlar bir ümmetti, geldi, geçti. Onların yaptıkları onlara, sizin yaptıklarınız size. Siz onların yaptıklarından sorulacak değilsiniz.”(Bakara/141)

Daha sonra Şeyh Ahmed Yasin’in hayatı ve mücadelesini gündemleştiren Kök, hazırladığı PowerPoint sununu eşliğinde dinleyicilere sunumunu sürdürdü.

Şeyh Ahmed Yasin’in Filistin’de ki Müslümanlara, Siyonist işgal güçlerinin zulümlerinin doruk noktaya çıktığı bir zamanda kaleme aldığı “Ümmetin Suskunluğunu Allah’a Şikayet ettiği Şiiri de paylaşan Kök, son olarak Ashabın, birbirlerinden ayrılırken devamlı uyguladıkları bir uygulama olduğunu ifade ederek Asr Süresini dinleyicilerle paylaşarak sunumunu tamamladı.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir




Enter Captcha Here :

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu