Kuyu ile Nehir Arasında… İlâhi Terbiyenin İki Ayrı Yüzü… MAKALE – Burhan PERK
Kuyu ile Nehir Arasında… İlâhi Terbiyenin İki Ayrı Yüzü…
Hz. Yusuf… Hz. Musa… Bu iki peygamberin hayatını yan yana koyduğumuzda, Kur’ân’ın ne kadar derin, ince ve çok katmanlı bir terbiye kitabı olduğu açıkça görülür. Her iki Resul’de, zahirde farklı yollar yürürler; fakat aynı ilâhi hakikatin iki ayrı tecellisi gibidirler.
Başlangıçta bile dikkat çeken bir denge vardır. Yusuf (as), babası Yakup (as) ile öne çıkar; rüyasını ona anlatır ve ilk yönlendirmesini babasından alır. (12/Yusuf-4) Musa (as) ise annesiyle anılır; henüz bebekken annesine ilham gelir ve o, çocuğunu nehre bırakacak kadar teslimiyet gösterir. (28/Kasas-7) Biri baba terbiyesiyle, diğeri anne teslimiyetiyle yetişir…
Kardeşlik meselesi de iki farklı tecelli sunar. Yusuf (as), kardeşlerinin kıskançlığıyla kuyuya atılır. (12/Yusuf-15) Musa (as) ise kız kardeşinin gözetimiyle korunur ve annesine geri döner. (28/Kasas-11-13) Aynı kavram birinde ihanet, diğerinde merhamet olarak ortaya çıkar.
Her iki peygamberin kader sahnesi “su” ile başlar. Yusuf (as) kuyuya atılır; karanlık ve kapalı bir çukur. Musa (as) nehre bırakılır; akıntı ve bilinmezlik. Biri durgunlukta, diğeri akışta Allah’a (cc) emanet edilir. Fakat her ikisi de ölüm gibi görünen bir durumdan kurtuluşa çıkar. Yusuf (as) kuyuya atıldığında ölmeliydi, Musa (as) ise Firavun’un emriyle doğar doğmaz öldürülmeliydi. (28/Kasas-4) Ama Yusuf kuyudan saraya çıkar, Musa nehirden saraya ulaşır.
Sonrasında yolları Mısır’da birleşir. Yusuf (as) köle olarak satılır. (12/Yusuf-20) Musa (as) saraya alınır. (28/Kasas-8) Biri zillet gibi görünen bir kapıdan, diğeri izzet gibi görünen bir kapıdan girer; fakat ikisi de aynı saraya ulaşır. Bu, Allah’ın (cc) kulunu aynı noktaya farklı yollarla getirdiğini gösterir.
Saraydan ayrılışları da benzer bir yalnızlıkla olur. Yusuf (as) iftiraya uğrayarak zindana atılır. (12/Yusuf-35) Musa (as) bir olay sonrası Mısır’dan ayrılmak zorunda kalır. (28/Kasas-21) Biri zindanda, diğeri çölde terbiye edilir. Biri kapalı mekânda sabrı öğrenir, diğeri geniş arazide teslimiyeti ve liderliği.
Kadınlarla imtihan iki farklı örnek sunar. Yusuf (as), harama çağrılır ve bundan uzak durur. (12/Yusuf-23) Musa (as) iffetli kadınlara yardım eder ve helal bir hayat kurar. (28/Kasas-23-27) Aynı alan, biri için kaçışla, diğeri için inşa ile tamamlanır.
İlâhi yönlendirme de farklıdır. Yusuf (as), rüyalar ve onların tabiri üzerinden yönlendirilir. Musa (as) ise doğrudan hitaba mazhar olur. (20/Taha-11-14) Bu, vahyin kulun istidadına göre farklı şekillerde tecelli ettiğini gösterir.
Rızık ve şükür meselesinde de derin bir karşılaştırma vardır. Yusuf’a (as) zindanda iki genç gelir; o, rüyalarını yorumlamadan önce hakikati anlatır. (12/Yusuf-36-37) Rızık gelmeden hikmeti sunar. Musa’nın (as) kavmi ise kendilerine gökten indirilen nimetlere rağmen daha aşağı olanı ister. (2/Bakara-61) Aynı rızık karşısında biri hikmeti öne alır, diğeri nimeti küçümser.
Musa (as), Medyen’de yardım ettikten sonra “Rabbim! Bana vereceğin her hayra muhtacım.” diye dua eder. (28/Kasas-24) Yusuf (as) ise zindanda bile tebliğ etmeye devam eder. Biri dua ile, diğeri hikmet ile Rabbine yönelir.
Mısır’daki görevleri ise iki farklı yol gösterir. Yusuf (as), sistemin içine girer ve yönetici olur. (12/Yusuf-55) Musa (as) ise sistemin karşısına çıkar ve Firavun’a meydan okur. Biri içeriden ıslah eder, diğeri dışarıdan mücadele eder.
Son sahnede de farklı tecelliler vardır. Yusuf (as) yönetim içinde düzen kurar. Musa (as) ise Firavun’un helâkine şahit olur. (28/Kasas-40) Biri iktidarla, diğeri yıkımla sonuçlanan bir zafer yaşar.
Bütün bu tablo bize gösterir ki: Allah (cc) kulunu tek bir yolla terbiye etmez. Kimi zaman kuyu ile, kimi zaman nehir ile; kimi zaman zindan ile, kimi zaman çöl ile; kimi zaman bollukla, kimi zaman darlıkla…
İnsan plan yapar, kardeşler tuzak kurar, Firavun hüküm verir; fakat kader yalnız Allah’ın (cc) hükmüne göre akar…
Ve neticede her iki kıssa aynı noktada birleşir: Hak galip gelir, sabreden kazanır, affeden yükselir…
(Burhan Perk)
KUR’AN’A NEBEVÎ DÂVET




