Bir Medeniyetin Kalbi… Kur’ân ile Dirilen İnsan ve Yeniden İnşa Edilen Dünya… – MAKALE – Burhan Perk
Bir Medeniyetin Kalbi… Kur’ân ile Dirilen İnsan ve Yeniden İnşa Edilen Dünya…
Her büyük medeniyet bir inanç, bir ahlâk ve bir kitap üzerine yükselmiştir. İnsan yalnızca etten ve kemikten ibaret değildir; onun ruhu, kalbi ve anlam arayışı vardır. İşte medeniyetler de tıpkı insan gibi bir ruha sahiptir. Bu ruh ise ancak hakikatle beslenirse ayakta kalır.
Bizim medeniyetimizin ruhu ve temeli ise Kur’ân’dır. Çünkü Kur’ân, yalnızca okunmak için değil; yaşanmak, düşünmek ve hayatı onunla inşa etmek için indirilmiştir. “Bu (Kur’ân), kendisinde şüphe olmayan bir kitaptır; muttakiler için bir hidayettir.” (2/Bakara-2)
Tarih boyunca medeniyetler ortaya çıkmış, yükselmiş ve sonra yok olmuştur. Ancak bu medeniyetlerin kalıcılığı; sahip oldukları inanç, ahlâk ve adalet anlayışıyla doğru orantılı olmuştur. İnkâr ve zulüm üzerine kurulan uygarlıklar geriye yalnızca harabeler ve acı hatıralar bırakmıştır.
Kur’ân merkezli bir medeniyet ise insanı yalnızca maddi yönden değil; ruhi ve ahlaki yönden de inşa eder. Çünkü Kur’ân, insanın hem dünya hem ahiret yolculuğunu düzenleyen ilahi bir rehberdir. “Biz Kur’ân’dan, müminler için şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz.” (17/İsrâ-82)
Bu yönüyle Kur’ân, bir toplumun yalnızca ibadet hayatını değil; adalet anlayışını, hukukunu, ticaretini, ilmini ve ahlâkını da şekillendirir. İslam medeniyetinin doğuşu da vahyin rehberliğinde gerçekleşmiştir. Cahiliye karanlığında yaşayan bir toplum, Kur’ân ile ilim ve hikmet medeniyetine dönüşmüştür.
Kur’ân’ın ilk emri “Oku!” olmuştur. Bu emir, İslam medeniyetinin ilim ve marifet üzerine kurulacağını açıkça göstermektedir. “Oku! Yaratan Rabbinin adıyla oku.” (96/Alak-1)
Okumak yalnızca harfleri seslendirmek değildir. Okumak; anlamak, tefekkür etmek ve hayatı Kur’ân’ın rehberliğinde yeniden kurmaktır. Kur’ân kaleme, ilme ve öğrenmeye büyük değer vermiş; kaleme yemin etmiştir: “Nun. Kaleme ve yazdıklarına andolsun.” (68/Kalem-1)
Anlıyoruz ki, İslam medeniyeti bilgi ve hikmet merkezlidir. Tarihte Müslüman âlimlerin tek bir ayeti öğrenmek için uzun yolculuklara çıkması, Kur’ân’a verilen değerin en açık göstergesidir. Çünkü Kur’ân’ı anlamak; hayatı anlamaktır.
Gerçek medeniyet önce insanın kalbinde kurulur. Kalbi ıslah olmayan bir toplumun dış yapısı ne kadar gelişmiş görünse de kalıcı olamaz. Kur’ân ise önce insanın kalbini inşa eder; onu tevhid ile arındırır.
Tevhid, insanın yalnızca Allah’a (cc) kul olmasıdır. Bu bilinç, insanı putlardan, ideolojilerden, nefsin esaretinden ve zulümden kurtarır. Kur’ân’ın inşa ettiği insan; adaletli, merhametli ve sorumluluk sahibi bir insandır.
“Şüphesiz Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve azgınlığı yasaklar.” (16/Nahl-90) Bu ilahî ölçüler üzerine kurulan bir toplumda zulüm barınamaz. Çünkü Kur’ân merkezli bir hayat, insanı hem Rabbine hem de diğer insanlara karşı sorumluluk sahibi kılar.
Kur’ân’dan uzaklaşan toplumlar, ilim ve teknoloji açısından ilerlemiş görünseler bile hakiki huzuru ve adaleti bulamazlar. Zira vahyin rehberliği olmadan kurulan sistemler, insanın nefsine ve çıkarlarına hizmet eder. Bu da zamanla zulme, ahlaki çöküşe ve manevi boşluğa yol açar. “Kim Benim zikrimden yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır.” (20/Tâhâ-124)
Peki bugün neden geri kaldık? Bu soru acıdır; fakat sorulmadan bir ayağa kalkma, silkelenme olmaz, bir hareket başlamaz. Bugün Müslüman toplumların dağınık, mazlum ve çoğu zaman zulme karşı sessiz oluşunun sebepleri vardır. Bu sebepler dışarıda aranmadan önce içeride görülmelidir.
1) Kur’ân ile Bağın Zayıflaması…. Kur’ân okunuyor; fakat yeterince anlaşılmıyor. Anlaşılıyor; fakat hayata taşınmıyor. Kur’ân hayatın merkezinden çekildiğinde, medeniyetin omurgası kırılır.
Allah (cc) kıyamet gününde Peygamberimizin (sav) şu şikâyetini haber verir: “Rabbim! Kavmim bu Kur’ân’ı terk edilmiş bıraktı.” (25/Furkan-30)
Terk etmek yalnızca okumamak değildir; hükmünü uygulamamak, ölçülerini hayatın dışına itmektir.
2) Tevhid Bilincinin Zayıflaması… Tevhid yalnızca dil ile söylenen bir kelime değildir; hayatı Allah’a (cc) göre düzenleme iradesidir. Bugün birçok Müslüman, Allah’a (cc) inanmakla birlikte hayatın birçok alanında vahyin ölçülerini belirleyici kılmamaktadır. Bu da kimlik zayıflığına yol açmaktadır.
3) İlimde ve Üretimde Geri Kalmak… İlk emri “Oku” olan bir dinin mensupları, ilimde ve teknolojide geri kalmışsa burada ciddi bir muhasebe gerekir. Kur’ân ilmi teşvik ettiği halde Müslüman toplumlar ilmi bir medeniyet tasavvuruna dönüştürememiştir. Ezber vardır; fakat üretim azdır. Tüketim vardır; fakat inşa zayıftır.
4) Ümmet Bilincinin Dağılması… “Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin.” (3/Âl-i İmrân-103)
Bugün Müslümanlar mezhep, ırk, siyasi görüş ve dünya menfaatleri sebebiyle parçalanmıştır. Bu parçalanmışlık, zulme karşı ortak bir duruş sergilemeyi zorlaştırmaktadır.
5) Dünyevileşme ve Konfor Tutkusu… Rahatına düşkün, risk almaktan korkan, bedel ödemek istemeyen bir toplum; mazlumların sesi olamaz. Oysa Allah (cc) şöyle buyurur: “Size ne oluyor ki Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar’ diyen mazlum erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?” (4/Nisâ-75)
Mazlumların feryadı duyuluyor; fakat kalpler yeterince sarsılmıyorsa bu, manevi uyuşmanın göstergesidir.
Diriliş romantik sloganlarla değil; köklü bir dönüşümle olur. Kur’ân yeniden evlerimizin, eğitimimizin ve toplumsal düzenimizin merkezine yerleşmelidir. Kur’ân sadece tilavet değil; tedebbür ve tatbik kitabıdır.
Allah’ı (cc) yalnızca inancımızda değil; ahlâkımızda, ticaretimizde, siyaset anlayışımızda ve adalet ölçümüzde belirleyici kılmalıyız.
Müslüman gençlik ezberle yetinmeyen, düşünen, araştıran, üreten bir bilinçle yetişmelidir. İlim; ibadet şuuru ile birleştiğinde medeniyet doğar. Irkı, coğrafyayı ve dünyevi hesapları aşan bir kardeşlik anlayışı inşa edilmelidir. Çünkü müminler kardeştir. (49/Hucurât-10)
Zulme karşı ses çıkarmak yalnızca siyasal bir mesele değil; İmani bir sorumluluktur. Bu duruş; hikmetle, sabırla ve stratejik akılla olmalıdır. Hamasi değil; bilinçli bir direniş gerekir.
Kur’ân yalnızca bir ibadet kitabı değil; bir medeniyet kitabıdır. O, insanı inşa eder, toplumu diriltir ve dünyaya adalet getirir. Kur’ân’a sarılan toplumlar yükselmiş; ondan uzaklaşanlar zayıflamıştır.
Bugün biz Müslümanların geri kalmışlığı kader değildir; bir tercihin sonucudur. Aynı şekilde diriliş de mümkündür.. “Bir toplum kendisinde olanı değiştirmedikçe, Allah onların durumunu değiştirmez.” (13/Ra’d-11)
O halde işe kalpten başlamalıyız. Kalpler Kur’ân ile dirildiğinde; aile dirilir, toplum dirilir, ümmet dirilir. Kur’ân’ın rehberliğinde kurulan bir hayat; dünyada izzetin, ahirette kurtuluşun anahtarıdır.
