Etkinlik_News-Detail

Eynesil Furkan-Der’de “Müslümanlar ve İslâmî Duruş” konferansı yapıldı

“İdeal İslâm Anlayışı ve Günümüz” Konulu Konferans İçin Ahmed Kalkan Eynesil’deydi

   
Giresun Eynesil Furkan-Der’in her ay düzenlemiş olduğu konferans serisinde, bu ay Ahmed Kalkan hocanın sunumu vardı. 23 Mart Cumartesi günü akşamı yapılan programı, salonu tümüyle dolduran kalabalık bir dinleyici izledi.

 

Can Alp Kırtorun’un sunduğu program, Orhan Sofu’nun Mülk Suresinden okuduğu ayetler le başladı. Âyetlerin mealleri okunduktan sonra kürsüye davet edilen Ahmed Kalkan konuşmasına şu sözlerle başladı:

 

“Halifesi olmakla görevlendirildiğimiz Dünyaya baktığımızda zulüm ve işgallerin, baskı ve tahakkümün, sömürü ve talanın hemen her ülkede insanların çoğunu kuşatacak kapsamda sürdüğünü görüyoruz. Bunun neticesi olarak, dünyaya çekidüzen verme iddiasında olan Batının demokrasi götürmeyi hedef edindiği görüldü. Götürülen demokrasinin de kan ve gözyaşı anlamına geldiği görüldü. “

 

Yaşadığımız dönemde kurtuluş mücadelesi vermek zorunda olan Müslümanların durumunun içler acısı olduğunu belirten Kalkan, ideal İslâm anlayışıyla mukayese ederek problemleri şöyle sıraladı:  

“Müslümanlar İslâm’ı bilmiyor; ilimden uzaklar; ilimden, yani mutlak hakikat olan İlâhî vahiyden uzak, Kur’an’dan kopuk yaşadıkları için, Allah’ın Kitap’ından, birinci elden dini öğrenmiyorlar. Bilmemekten daha kötüsü; İslâm’ı yanlış biliyorlar. Ölçü yanlış. Kur’an terazisiyle tartılıp ölçülmüyor bilinenler.

İnanç ve amellerine birçok şirk, hurâfe ve bid’at karışmış. Kimi bilinçli bilinçsiz irtidat etmiş, kimi Allah’a endâd/eşler edinmiş, kimi küfür içinde bir hayat sürüyorlar. İsyan ve itaat bilinci yok. “Lâ ilâhe” deyip reddetmesi gerekenleri bilmiyor; “illâ” diye teslim olması gereken zât belli değil. Siyasî bilinç yok. Tâğutlara sevgi içinde ve onlara destek ve yardımcı olma sözkonusu.”

 

Cihad ruhunun olmadığını ifade eden Ahmed Hoca, kardeşlik ve vahdet anlayışından uzak, ümmet bilincinden mahrum bir anlayış ve yaşayışın hâkim olduğunu örneklerle izah etti.

 

Problemleri sayarken çözüm olarak yaşanması gereken ideal İslâm anlayışını da vurgulayan Kalkan,
Müslüman halkın câhiliyeyi yıkmak için mücadele edecekleri yerde, dinlerini bile yeterince müdafaa edemediklerini belirtti.

Bugünkü zillette, yanlış hizmet anlayışının ciddi rolü olduğunu açıklayan yazar; haramlarla, Batılı tarzda ve sadece aklî ya da pragmatizm ölçülerinde hizmet anlayışının geçerli olduğunu; hâlbuki Rabbânî tarzda ve nebevî ölçülerde, kulluğun içine girecek şekilde hizmet yapılmasının gerekli olduğunu açıkladı.

 
Müslümanların bugün dünyevîleştiklerini ve kapitalistleştiklerini belirten Ahmed Kalkan, dünyaya aşırı meylin, malın kulu ve paranın nesnesi olmanın, israf ve eşya tutkunluğunun zararlarını anlattı. 

Modernizm çizgisinde müsteşriklere benzer din anlayışı; ılımlı İslâm denen, içi boşaltılmış ve çağdaş cahiliye değer(sizlik)leriyle doldurulmuş yapay din anlayışının gerçek tevhid dini olan İslâm’ın yerine geçirilmeye çalışıldığını belirtti.  Ulusçuluk, vatancılık, ırkçılık, hemşehricilik, düzencilik ve devletçi çizgisinde bir zihniyetin İslâm’la bağdaşmadığını dile getiren Kalkan, modern hurafeler yanında; atalar dinine sarılma, gelenek ve âdetleri kutsama gibi hususlarla klasik hurafeleri de eleştirdi.

Ahmed Kalkan konuşmasının geri kalan kısmında özetle şunları söyledi: “İnsanımız, güvendiği kanaat önderlerinin de etkisiyle, demokrasi ile işlerin düzeleceğini sanıyor. “Oyu ver, koyuver” anlayışı Müslüman halkın kurtuluşu yanlış yerlerde aradığının göstergesi. Aslında ülkeyi kimlerin yönettiğini göremiyoruz. Ülkenin derin devlet denilen, başta yattığı yerden Atatürk (onun laiklik gibi ilkeleri) olmak üzere, silahlı kuvvetler; Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi gibi kurumlar, para ve TÜSİAD gibi para babaları, Amerika, Batı ve onların prensipleri yönetiyor. Halkın seçtikleri en son sırada. Onlar sekreter ve piyon durumunda. Halk bunun farkında değil. Kendi tâğutunu seçme telaşında. Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenleri velî (dost ve yönetici) kabul eden halkın burnunun temiz koku alması mümkün değildir.

 
Din’in “asl”ında tenzilât, ayrıntılarda ilâvelerde bulunma şeklinde beliren yanlış dindarlık ve yanlış takvâ anlayışı, gerçek Müslümanlık kabul ediliyor. İnsanlar şirkten sakınmadan nâfile ibâdetlerle dindar olabileceklerini sanıyor. Mistisizm; pasif din ve dindarlık anlayışı Kur’an öğretilerinin yerine ikame edilmeye çalışılmış. İbâdetlere önem verilmiyor; tâğutlara, putlara, bâtıla farkında olmadan da olsa ibâdet ediliyor. Haram-helâl, farz-vâcip önemsenmiyor. Mürcie düşüncesi: İman ayrı amel ayrı diyerek amellere önem vermeden cenneti garanti gören zavallı anlayış hüküm sürüyor.
Çevre şartlarına teslimiyet: Medya, düzen, okullar, moda, çılgınca tüketim, reklamların etkisinde kalma, yaşama biçimi yönüyle kâfirlere benzeyen ve onlara tavır al(a)mayan bir yaklaşım sözkonusudur”

Toplumumuzda iki çeşit kimlik problemi olduğunu söyleyen Kalkan Hoca; bunların birinin kimliksizlik problemi olduğunu, bunun ne Müslüman olduğu belli, ne gâvur denilebiliyor cinsinden insan ortaya koyduğunu belirtti. İkinci kimlik probleminin de çok kimliklilik olduğunu söyleyen Kalkan, her boyaya giren, her inanca uygun davranan, aslında hiçbirinde samimi olmayan münafık tipli iki yüzlü, hatta iki yüz yüzlü insanlar türediğini örneklerle açıkladı. Çözümün de İslâmî şahsiyette olduğunu belirtti.

Bütün bu problemlere Kur’an’ın çözüm olarak sunduğu ideal İslâmî duruş olarak
1- İman, 2- Sâlih amel, 3-Hicret, 4- Cihad, 5- Sabır, 6- Tebliğ, 7- Aklı kullanmak, tefekkür, 8- İlim, 9- Kur’an’ı okuyup anlama, yaşama ve yaşatmaya çabalama, 10- Takvâ, 11- Tâğutu reddetme gibi Kur’anî prensipleri gösteren Kalkan, “İslâmî duruş için bize çok iş düşüyor. Kur’an ve Peygamber nereden başladı ve hangi şeye en çok önem verdiyse; biz de oradan başlayıp o şeylere önem vermeliyiz” dedi.  “Yeniden iman etmeli ve insanları yeniden tevhidî imana çağırmalıyız.” dedi.

 

Ahmed Kalkan sözlerini şöyle tamamladı:

“Bu ülkedeki ve tüm dünyadaki Müslümanların şartları, hemen hiçbir peygamberin imtihan olduğu şartlardan daha ağır değil aslında. Peygamberimiz ve diğer peygamberlerimiz dönemlerindeki küfür, günümüzdekinden daha az saldırgan ve daha hoşgörülü değildi. Kur’ân-ı Kerim, peygamber kıssalarıyla bizi daha zor şartlara hazırlıyor; küfre ve zulme karşı nebîler nasıl tavır aldıysa bizim de onu yapmamızı istiyor. Müslüman, kendini, dâvâsını küçük göremez; sürekli mağlûbiyeti, zilleti kabullenemez. O, Allah’ın askeri olmanın bilinci, onuru ve sorumluluğu içinde yaşar. Dünya bir araya gelse, Allah dilemedikçe senin kılına zarar veremez! Güç, kuvvet sadece O’nundur. Yûnus ve Mûsâ aleyhimâ’s-selâm öğretir ki, dâvâ adamı müslümanı deniz boğamaz!
İbrâhim (a.s.) örnektir ki, muvahhid tebliğciyi ateş yakamaz!
İsmâil (a.s.) haykırır ki, Allah askeri mücâhidi bıçak kesemez!
Zorba Câlût’un dev cüssesi, çocuk yaştaki Dâvud karşısında mağlup olacaktır. Aynı şekilde zorba İsrail ve Amerika karşısında çocuk yaştaki eli sapanlı Filistin’li gençler Allah’ın izniyle gâlip gelecektir. Ebâbil kuşlarının attığı taşların fil ordusunu yerle bir etmesi gibi muvahhid Filistinli çocukların attığı taşlar da fil gibi İsrail tanklarını silip süpürecektir.
Şeytanın hileleri, Firavun’un sihirbazları İslâm’a ve Müslüman dâvâ adamına zarar veremeyecektir. Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh; Güç ve kuvvet, yalnız Allah’a aittir.
Allah’ın dinine yardım edene Allah da yardım edecek, ayaklarını sâbit kılacaktır.”

Kim Allah’a (O’nun yardımına) sahip o neden mahrum? Kim Allah’tan mahrum o neye sahip?”

İzleyicilerin can kulağıyla dinlediği program, hanım ve erkek izleyicilerin sorularına cevapla sona erdi. 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu