_Lesson-Detail

Beled Süresinin 14 İle 20. Ayetlerinden Satır Başları

Bu haftakı Nuzül Sırasına Göre Tefsir Derdimizde geçen hafta kaldığımız yerden devam ettik. Beled süresinin 14 ile 20 ayetlrini işlediğimiz dersimizde İlk olarak Beled süresinin potluca bir manasını gündeme gertirdikten sonra dersimize geçtik. Bu haftaki derismizden satır başları ise şu şekildeydi.

14-           Ya da açlık gününde doyurmaktır,

İnsan zorluklara tahammül edebilecek ve zorluklara karşı dirençli olarak yaratılmıştır.

Zorluklarla mücadelede insanların kimisi halel ve haram çizgisini riayet etmezken, kimisi psikolojik sıkıntı çekmekte kimisi de Allah’ın koyduğu sınırlara riayet ederek kazanmaktadırlar.

Dünyada başarıya ulaşmak için ödenen bedeller. Bir olimpiyat oyuncusunun birkaç dakikalık gösteri için yıllarca hazırlanmak için ortaya koyduğu mücadele örnek verilebilir. Peki ya bir madalya için bu gayreti oltaya koyduğu halde ebedi mükafat olan cennet için ortaya koyulan gayretler nasıl olmalıdır?  

Dinin nice emirlerindeki zorluklar içerisinde nice zevkler söz konusudur. Namaz kılarken karşılaşılan zorluklarla beraber, namaz kılan kimselerin aldığı  müthiş bir zevk vardır.
 

Dünyevi nice yüksek kazançları ve getirisi olan işlere duyduğumuz ilgiyi uhrevi kazançlar için duymamamız anlaşılabilir değildir. Dünyevi kazançlar için gösterdiğimiz gayretin çok daha fazlasını cennet nimetini elde etmek için ortaya koymalıyız.

Köle azat etmekten biz, birazda zorlamayla insanin kendisini bağımlı gördüğü her türlü bağlardan kurtararak yalnızca Allah’a bağlamayı da anlayabiliriz.

Dinde iki türlü görev ve sorumluluklar vardır. 1- Kişinin Allah’a karşı sorumlulukları. 2- kişinin kendisi dahil bütün canlılara karşı olan sorumlulukları. Bir Müslüman sadece Allah’a karşı olan sorumluluklarını yerine getirdiğinde gerçek mü’min olamaz, toplumuna karşı olan sorumluluklarını da yerine getirmesi gerekir.

Eski ulema Lokantacılığı caiz görmez ve en azından mekruh addederdi. Bunun sebebi aç bir insanın karnının doyurulmasının diğer Müslümanların sorumluluğunda alması dolayısıyladır.

Bu ayetteki “doyurma” ifadesinden biz birazda zorlama yaparak, her türlü açları doyurmayı anlayabiliriz. Midesi iç olanın midesini, zihni aç olanın zihnini, gönlü aç olanın gönlünü doyurmalıyız

Yardım kuruluşlarının sadece karın doyurmayı esas almaları, manevi akçıllar diyebileceğimiz zihin açlıklarını görmemezlikten gelmeleri eksik bir yardım anlayışıdır. Bir kimsenin karnını doyurmak önemli olduğu gibi asıl bundan daha önemli olan o kimsenin manevi açlıklarını doyurmaktır.  

15-           Yakın olan bir yetimi,

Yetim; buluğ çağına ermeden babasını kaybetmiş çocuklara denir.

Günümüzde babasız yetimler olduğu gibi Babalı yetimlerde vardır. Babaları olduğu halde babalık görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen babaların çocuklarına biz yetim demeyeceğiz de kime diyeceğiz.

Ümmetin, babaları olduğu halde babalarının kendilerine cennetin yolunu gösteremeyen çocuklarına biz sahip çıkarak bu manada babalık yapmamız gerekmektedir.

Hz Peygamberin ifadesiyle gerek babalı gerekse de babasız yetimlere merhametle muamele edenlerin cennette iki parmaklarını birleştirerek bu şekildeyiz dediğinin iyi anlayarak her türlü yetime merhamet etmeliyiz.  

16-           Veya sürünen bir yoksulu.

Bir günlük dahi olsa yiyeceği olmayan kimseye miskin denir. Fakir ise yardıma muhtaç olduğu halde yiyeceği olan kimseye denir.

Kapitalizm sisteminin yetiştirdiği insanların karınlarını doyursanız bile açlıkları sona ermemekte ve gözleri duyumsuzluğu yaşamaktadır.

Yine yaratılmış olan zengin fakir herkes ihtiyaç sahibidir. İhtiyaç sahibi olamayan tek varlık Alemlerin Rabbi olan Allah’tır.

17-           Sonra iman edenlerden, sabrı birbirlerine tavsiye edenlerden, merhameti birbirlerine tavsiye edenlerden olmak.

Dünyada herkes için sıkıntı ve zorluklar söz konusudur. İnsan ya bu sıkıntılara Allah için sabreder mükafat kazanır veya dünyevi kazanlar elde etmek için bu sıkıntılara göğüs gerermektedirler.

Biz Müslümanların karşılaşacağı sıkıntıların bir kısmı ailemizden, bir kısmı kafirlerden, bir kısmı da Müslümanlardan gelecektir ve biz bu sıkıntılara göğüs gererek sabredebilmeliyiz.

Sabır, edilgen olmak, pasif olmak değildir. Sabır karşılaşılan zorluk ve sıkıntılara karşı direnç göstermek ve geri adım atmamaktır.

Zalimlere karşı sessiz kalmak sabır değil, olsa olsa bir zillettir. Zalimlere ve onların oluşturdukları sıkıntılara göğüs gererek geri adım atmamak sabırdır. 

Allah’tan sabır istemenin yanlış olduğunu ifade eden kimseler var. Bu yaklaşın kesinlikler doğru değildir. Bu insanlar, sabır istemenin aynı zamanda bela ve musibette istemek manasına geldiğini iddia ederek sabır istemeyi yanlış buluyorlar. Oysaki insan bela ve musibet olmadan da sabra ihtiyacı vardır ve bunun için Allah’tan sabreden bir kimse olması için dua etmelidir.
 

Merhametin bizlerin üzerinden kaldırılması. Bunun içindir ki yufka yürekli bir halimiz söz konusu değildir. Allah için göz yaşı dökmeyen bir kalbe sahip olan bir kimse merhamet özelliğini yitiriyordur.

Cehenneme doğru hızla koşan çocuklarımızı seyreden bir merhametsizliği sergiler olduk.

Cehenneme doğru hızlıca kaşan bu topluma merhamet etseydik eğer, gece gündüz bu insanları cennete ulaştıracak tebliğ ve davet çalışmaları yapardık.

Tekfirci bir anlayışa sahip olan bir kimse insanlara merhamet eden bir kimse olabilmesi imkansızdır. Yine gurup taassubuna sahip olan bir kimsede, diğer Müslümanlara karşı merhametli olması imkansızdır. Hz Peygamber efendimizin buyruğunu hatırlıyalım “Yer yüzündekilere merhamet edin ki, göy yüzündekilerde size merhamet etsin” Rabbimizin bize merhamet etmesini istiyorsak bizde yeryüzündeki bütün yaratılmışlara merhamet etmemiz gerekmektedir.

18-           İşte bunlar, sağ yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meymene) .

Meymene kelimesi iki manaya gelmektedir. 1- Hayırlı insan, bereketli insan ve uğurlu insan gibi, 2- Sağ ehli olmak.

Sağ kelimesi Türkçede de olumlu anlamlarda kullanılır. Sağ; ölü olmayan diri, sağ ol; hasta olma, ölme gibi, sağlam; kusurlu olmayan, sağduyu; olayları serin kanlılıkla tahlil eden, sağlıcakla kal; Allah’a emanet ol yerine, sağ kol; bir kimsenin en yakın yardımcısı gibi olumlu olarak kulanılmaktadır.

19-           Ayetlerimizi inkar edenler ise, sol yanın adamlarıdır (Ashab-ı Meş’eme)

Sol kelimesi ise olumsuz anlamlarda Türkçede de kullanılır. Vücudun işlevsiz tarafına sol taraf denir, sodan kalmak; agresif olmak, solak; sağ tarafını kullanamayan, solgun; rengin kendi asli yapısının kaybetmiş hali gibi örneklerde bunu ifade etmektedir.

Sağdan başlamak dininde  emirlerindendir.

Dinde uğursuzluk diye bir yaklaşım söz konusu değildir. Bazı insanların uğursuz olduğu gelince uğursuzluk getireceği, baykuşun uğursuz olduğu, siyah kedi ve köpeğin uğursuz olduğu yaklaşımı İslami bir yaklaşım değildir.
Uğurlu anlayışı ise aşırıya ve dinin ilkelerini gözetmek kaydıyla olabilir. Bir kimsenin gittiği yere bereketini götürmesi gibi. Aynen misafirin gittiği yere rızkını da götürmesi gibi değerlendirebiliriz.

20-‘Kapıları kilitlenmiş’ bir ateş onların üzerinedir.

Sol ehli olanlar ve sarp yokuşu aşamayanlar ve aşmayı göze alamayanlar için üzerlerinin kaplayacak bir hücre cezası cehennemde kendilerine verilecektir.
                                                                                Asım ŞENSALTIK

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu