Konferanslar_Activity-Detail

Tevhid’i Bireysel Ve Toplumsal Hayata Taşımak adlı Konferansimiz yapıldı.

Kalem-Der’in olarak ay gerçekleştirdiğimiz Konferans ve Panelleri Ocak ayı Konferansı dernek binamızda Kul Sadi YÜKSEL hocanın sunumuyla gerçekleştirildi. Konferansa  yogun bir ilginin olduğu görüldü.

Kul Sadi YÜKSEL hocanın sunumuna “Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda verir.” ZARİYAT 55. Ayetini paylaşarak kendisinin bir hatırlatıcı olduğunu ifade ederek Allah’ın kendilerinden hatırlatma yapmamızı istediğini ve bir sonraki ayettin de hatırlatılması gereken şeylerin en mühiminin ne olduğu ifade edilmketedir dedi. “Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım. ZARİYAT 56.”

Tevhidin Allah’ı bir kabul etmek olduğunı ifade eden Yüksel Hoca, şirk koşan kimsenin bu şirkinin kendi payına şirk olduğunu, Allah’ın payına şirk ve ortaklığın söz konusu olmayacağını, Allah’ın hiçbir zaman şerikinin olmadığını ifade etti.

Tevhid eri olan bir müminin bu inancını denize düşen taşın oluşturduğu hareketin yakından uzağa doğru açılarak büyümesi gibi bir yaklaşımla, önce yakınlarımızdan başlayarak bu daveti uzaklara götürmemiz gerektiğini hatırlattı.

Bizlerin eski diye atılan şeylerin peşinde olamız gerektiğini, çünkü vahyin hiz bir zaman eskimesi diye bir şeyin söz konusu olmayacağı, ilk günkü tazeliğini koruduğunu bunun içinde yeni diye bileceğimiz birşeyin olmadığını hatırlattı.

İnfak, Allah’in bize verdiği nimetleri başkalarıyla paylaşabilmemizdir, Allah bize ilim vermişse bunun infakı bu ilmi başkalarına anlatmamızdır dedi.

Daha sonra Cibril hadisi diye meşhur olan hadisi naklederek bu hadisteki ihsan üzerinde duracağını ifade derek sözlerine devam etti.

Tağuti düzenlerin oluşturdukları anayasalarda yasama yetkisinin TBMM’ye ait olarak görüldüğünü, oysa İslam’da konun kayma yetkisinin sadece Allah’a ait olduğunu ve butür tağuti anlayışları müminlerin reddetmeleri gerektiğini gündeme getirdi.

Hevanın ilahlaştırıldığını ve ilahlaştırılan bu hevaların birileri tarafından tabi olunarak ilahlaştırıldığını Tevbe Süresinin 31 ayeti ve Tirmizi’de geçen Adiy b. Hatem hadisiyle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Andolsun ki biz, “Allah’a kulluk edin ve Tâğut’tan sakının” diye (emretmeleri için) her ümmete bir peygamber gönderdik. NAHL 36. Ayetini hatırlatarak bu ülkede 90 yıldır televizyon, gazete vb yayın ve Kurumlarla şirkin insanlara benimsentildiğini gündem getirerek şirki reddetmesi gereken müminlerin tağutlar eliyle şirki bemimser hale gertirildiğini ifade etti.

Dün bizim gibi düşünerek Ecevit’i, Sağır İsmet’ ve Kemal’i reddederek bizim yanımızda yer alanlar, bu gün onların yerlerinde yer aldıklarını hatırlatarak zeminin çok kaygan olduğunu müminlerin çok dikkat etmeleri gerektiğini ifade etti.

Bu ülke insanının makamla okunan Ezanın makamından etkilendiklerini ama içeriklerinden bihaber olduklarını gündeme getirerek sözlerine şu şekilde devam etti;

Müslüman, kimse kelime-i tevhidi ve bütün tağuti düzenleri reddettiği halde bunu hayatında ortaya koyamıyorsa bu kişi müslüman bir kimse değildir.

Gökteki İlâh da, yerdeki İlâh da O’dur. O, hakîmdir, her şeyi bilendir. ZÜHRUF 84.

“İnsanın kiminle evleneceğini Allah nereden bilsin” diyen bir kimselerin Edip Yüksellere rahmet okutmasada arattığını ifade etti.

Eğer biz iman eden kimseler olarak kabul ettiğimiz tevhidi doğruları hayata taşıyabilirsek bu hakikatleri başkalarına ulaştırmak  kolay olur diyerek sözlerini şu şekilde sürdürdü;

Tevhid, göklerde tek ilah Allah’ı kabul etmek demektir. Mekke müşrikleri yağmuru Allah ve şira yıldızının yağdırdığını söyleyerek Allah’a göklerde şirk koşturklarını ve bunun daha eski uzantılarını Roma ve Hind uygarlıklarında da görmek mümkündür dedi.

Bu gün parlamento, ABD, AB, vb’leride biz ilahız diyorlar, mümin kimse bunları reddetmek durumundadır.

İlahlık, efendilik ve efelik taslayan Fıravun’un, Allah’ın askeri olan suya nasıl zillet içerisinde yenik düştüğünü hatırlamamız gerekir dedi.

Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir. Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah’tan başka ilâh yoktur. ALİ İMRAN 18. Ayetini paylaştıktan sonra “Tevhidi hayata nasıl taşımılıyız”? sorusuna cevap aramamız gerekir dedi.

Allah’ı tek ilah olarak kabul eden kimse artık kendi nefsinin hevasına göre taabiyet belirleyemez deyerek Nisa 59, Ahzap 21 ve 36 vb ayetleri hatırlattı.

Amellerin en hayırlısının Allah ve Resulüne iman etmek olduğunu ifade ettikten sonra “Yahudi ve Hirıstiyanlara bizim akide kardeşlerimizdir” diyenlerin yanılgı içerisinde olduklarını gündeme getirdi.

Bireysel sorumluluklarımızı yerine getirmemiz gerekir bu anlamda iman amel ilişkisi söz konusudur dedi.

İmanın ilkeleri konusunda müminler ile Hz Peygamber efendimiz arasında hiçbir fark yoktur, far ancak imanın derecesin bakımındandır dedi.

Amelde ehli tevhid olamak zorundayız. Enam Süresinin 162 ayetini paylaştı. “De ki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir.” EN’AM 162.

Müminlerin satılık olmadıklarını ama mümin olmayanların ise bedellerini bildiğinin taktırde satılık olduklarını ifade ederek, müminlerin bedelleri ancak cennettir diyerek Tevbe Süresinin 111. ayetini paylaştı.

Bütün müvahid müminlerin Allah’ın dostu olduğunu, bazı kimselerin bu kavramları tahrif ederek istismar ettiklerini hatırlatarak Yunus Süresinin 62-64 ayetlerini gündemleştirdi.

Muhammed (a.s) gibi her şeyimiz Allah için olmalıdır, çünkü her şeyin sahibi odur biz sadece emanetçiyiz dedi.

Bizleri bir gözetleyenin olduğunu ifade ederek bu bilinçle hareket etmemiz gerektiğini hatırlatarak, günlük sorunlarımızı gündemimize getirerek düşündüğümüz kadar, Allah’ın bizi gözetlediğini ne kadar düşünüyoruz dedi.

Müminlerin sadece muhalif cepheyi göz önünde bulundurmalarının yanlış olduğunu kendi yaşantımızı da göz önünde bulundurmamız gereklidir dedi.

Acaba ailemizde Allah’ın ve Resulününmü sözümü geçerli, yoksa bir alile reisi olarak bizim mi? sözümüz geçerli. Kadın erken ilişkilerinde belirleyici unsur ne? İş yerimizde kurallraı kim berlirliyor? hevamiz mı? yoksa Allah mı?

“İslam’ın bir siyaset talebi yoktur” safsatasını biz müminler olarak ayağımızın altına almalıyız, Ebu Cehillerin bile kabul ettikleri ve bunun için Hz Peygamber efendimize “bir yıl sen yönet bir yıl biz yönetelim” gibi teklifler getirdiklerini, ama bugün kendilerine profosör denilen kimselerin Ebu Cehiller kadar İslam’dan haberdar olmadıklarını ifade etti.

Siyaset konusunda olduğu gibi ekonomi konusunda da tevhidin gündeme getirilerek ekonominin bu çerçeveye oturtulması gerektiğini söyledi.

 Yer, gök ve arasındaki her şeyin kıyamet günü bize şahitlik edeceğini ve aynı zamanda kendi azalarımızın da bunu yapacağını, bunun için devamlı ihsan bilinciyle hareket etmemiz gerekir dedi.

Akidelerinin amele dönüştürmek müvahid müminlerin temel özelliğidir ve bu konuda riya’dan sakınmamız gereklidir dedi bir örnekle sunumunu tamamladı.

Bir günün gecesini camide ibadete duran bir şahsiyet, kapının açılarak birisinin içeriye girdiğini duyunca, daha önce kendisine öğretilen, “geceleri bazı önemli zatların ruyları bu tür yerleri ziyaret ettiklerini” hatırlayarak sabaha kadar yaptığı ibadetlerine daha dikkat ederek geçirir. Sabah olduğunda “şu gelen zat kimdir bir bakayım” diye arkasına döner ve görürki arkasındaki,  dışarının soğuğundan korunmak için içeriye giren mahallenin uyuz köpeğidir, adam “ben sabaha kadar bu uyuz köpek için mi ibadet ettim” der.  diyerek Riya’nın insanı sürüklediği gülünç durumu hatırlattıktan sonra, sorulan sorulara cevap vererek sunumunu tamamladı.


Haberi Hazırlayan: Asım ŞENSALTIK

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu