Konferanslar_Activity-Detail

Cumhuriyet Döneminde Din Devlet İlişkisi Adlı Konferans Yapıldı

Ahmed Kalkan Hocanın, misafirlere hoş geldin demesi  ve konuşmasını yapması için Hüseyin Alan’ı Kürsüye davet etmesiyle başladı.

Konuşmasına Allah’a hamd ve Peygamberlere selam göndererek başlayan Alan, konuşmasını şöyle sürdürdü;

Cumhuriyet Döneminde Din Devlet İlişkisi, Osmanlı son döneminde ki gibidir. Cumhuriyet, Osmanlının her konunda hemen hemen aynısıdır. Bu gün yeni diyebileceğimiz hiçbir şey yoktur.

İmparatorluklarda, sınır ve vatan diye bir şey olmadığı gibi vatana dayanan bir din, dil, lehçe ayrımları da yoktur.

Osmanlının şu üç temel sac ayağı üzeninde yürüdüğünü belirten Alan, bunları şu şekilde sıraladı; Padişah, Asker  ve Kalemiye. Bunların haricinde, bunlara bağlı olan guruplar vardır ama bunlar devlet üzerinde bir etkileri yoktur, sadece halk ile devlet arasındaki ilişkilerini sağlarlar dedi.

Osmanlıda reformlar ilk olarak Askeriye ile başlayıp sonrasında hukuki alanlara da sirayet ederek devam ettiğini belirten Alan, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde bütün reformların devlet tarafından yapıldığını belirtti.

Yapılan bütün yeniliklerin tamamının amacı devleti korumak için olduğunu ve bizim geleneğimizde –ki bugünde böyledir- , devletin kutsal olarak kabul edildiğini söyledi.  Cumhuriyet döneminde ise “milletin varlık gerekçesi devlettir” şekline dönüştüğünü ifade etti.

Yaklaşık olarak 300 yıldır istisnalar haricinde devletin niteliği tartışılmadığını, sadece çöküş ve yapılan bazı yenilikler konuşulduğunu ve tartışıldığını söyledi. 

Cumhuriyetin, batının 5. Sınıf bir kopyası olarak kurulduğunu, Hıristiyanlığın bir devlet modeli olmadığı için ve istisnaları çıkarırsak, Hıristiyanlık ile devletin bir çekişmesi olmadı ama Türkiye de böyle olmadığı ve burada devlet geleneği olan bir din vardı. Cumhuriyeti kuranlar kendilerine muhalif olarak dini gördüler ve din –ki bu din İslam’dır- ile mücadeleyi esas aldılar.

Cumhuriyetin kuruluşunda, Müslümanların genel ekseriyeti, salatı Tefriciye çekmenin ötesinde bir siyasi bilinçleri yoktu dedi ve bu Müslümanların ciddi bir problemidir ve sucun büyük bir kısmının biz Müslümanların zaaflarından kaynaklandığı söyledi.

Cumhuriyet döneminde, Fransız İhtilalinde söylenen şeylerin aynısının söylendiğini ve bu günde Müslüman ülkelerin de aynı söylemleri dillendirdiğini belirtti. Ardından şunu ekledi; Yüz yıl önce bizim yediğimiz kazığı inşallah Arap coğrafyasında ki Müslümanlar yemezler.

Siyer bilincimizin, Cumhuriyet dönemindeki Müslümanlarda olduğu gibi şimdiki Müslümanlarda da çok eksik olduğunu, şimdiki Müslümanların da, Mekke dönemini hala iyi okuyamadıklarını ifade ederek sözlerine şu şekilde devam etti; Bunun sebebi, Müslümanlar hep devletli bir geleneğe sahip olması ve devletlerinin olmadığı bir hayatın nasıl olduğunu yönelik bir hazırlıkları olmayışıdır.

Müslümanların aydınları, batının aydınlarının fikriyatının acenteciliğini yapmaktadırlar dedi ve şu şekilde devam etti; Her şeyiyle batıyı ve batılı değerlerin acenteciliğini yaptığımız gibi Müslümanlarda aynı şeyi yaptıklarını ifade etti.

Cumhuriyetin kurucuları kendilerine muhalif olarak gördüklerini tasfiye ettiklerini, bir kısmının kellesi kesildi, bir kısmı kaçmak zorunda bırakıldığı ve bir kısmı da sessiz kaldığını söyledi.

Devlet, zor durumda kaldığı ve çıkmaza girdiğinde, dine ihtiyaç duyduğu için din ile barıştığını ve ne zamanki onu bir tehlike olarak gördüğünde ise, onu manipüle ettiğini söyledi.

Daha sonra cumhuriyetin başından günümüze kadar ki süreçte, devletin din ile olan ilişkisine de vurgu yapan Alan, son olarak Müslümanların kendilerine has olan bilgiyi üretmeleri gerektiğini, yoksa batının ürettiği bilgi ile şu anki dünyaya ve yaşadıkları topluma bir şeyler sunmalarının mümkün olmadığını ifade ederek sözlerini bitirdi.

 

 

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu