KonferanslarVideolar_Activity-Detail

Müspet ve Menfi Yönleriyle Türkiye’deki Cemaatler Konferansı Yapıldı

Kalemder’in organize ettiği “Müspet ve Menfi Yönleriyle Türkiye’deki Cemaatler” Konferansı Yapıldı

Kalemder dernek binasında yapılan Konferansta Yazar Mehmet Durmuş bir sunum yaptı. Konferans Ahmed Kalkan hocanın misafirlere hoşgendin demesi ve kısa bir konuşmasıyla başladı. Daha sonra yazar Mehmet Durmuş hocanın sunumuna geçildir. 

Mehmet Durmuş sunumunu iki gelen başlık altında sundu. İlk olarak cematlerin ve cemaat olmamızın müspet yöneri üzerinde durdu. İkinci olarakta ve konferasın büyük bir bölümünü ise cemaatlerin  Menfi yönleri üzerinde durdu. 

Aşağıda Konferansın videosunu ve sunum metnini sizlerin istifadesine sunuyoruz.

  

Mehmet Durmuş hoca sunumuna cemaat kavramını tanımlamak için şunları söyledi;

Cemaat: “Aynı duygu, düşünce, ideal, gaye ve ülkü etrafında birleşen ve hayatlarını bu birleşme çizgisinde programlayan fertlerin meydana getirdiği topluluk.”

 

MÜSPET YÖNLER

CEMATSİZ OLMAZ

“Cemaat tek başına dahi olsa doğru yol üzere olmaktır.” [Bu sözün kökeni İbni Mes’ud’a atfediliyor]

“Günümüzde üzülerek şahit olduğumuz gibi insanların doğru yolda olmaları sayıca çok olmaları ile kıyaslanıyor.”

Cemaat olmanın gerekliliğiyle ilgili ayetlerin bir kısmı:

3/103: وَاعْتَصِمُوا بِحَبْلِ اللّٰهِ جَم۪يعاً وَلَا تَفَرَّقُواۖ وَاذْكُرُوا نِعْمَتَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ كُنْتُمْ اَعْدَٓاءً فَاَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَاَصْبَحْتُمْ بِنِعْمَتِه۪ٓ اِخْوَاناًۚ وَكُنْتُمْ عَلٰى شَفَا حُفْرَةٍ مِنَ النَّارِ فَاَنْقَذَكُمْ مِنْهَاۜ كَذٰلِكَ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اٰيَاتِه۪ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ103/3

-3/104: وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ يَدْعُونَ اِلَى الْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ104/3

كُنْتُمْ خَيْرَ اُمَّةٍ اُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِالْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ الْمُنْكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۜ وَلَوْ اٰمَنَ اَهْلُ الْكِتَابِ لَكَانَ خَيْراً لَهُمْۜ مِنْهُمُ الْمُؤْمِنُونَ وَاَكْثَرُهُمُ الْفَاسِقُونَ110/3

اِنَّ اللّٰهَ يُحِبُّ الَّذ۪ينَ يُقَاتِلُونَ ف۪ي سَب۪يلِه۪ صَفاًّ كَاَنَّهُمْ بُنْيَانٌ مَرْصُوصٌ4/61

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ119/9

اِنَّ الَّذ۪ينَ يُبَايِعُونَكَ اِنَّمَا يُبَايِعُونَ اللّٰهَۜ يَدُ اللّٰهِ فَوْقَ اَيْد۪يهِمْۚ فَمَنْ نَكَثَ فَاِنَّمَا يَنْكُثُ عَلٰى نَفْسِه۪ۚ وَمَنْ اَوْفٰى بِمَا عَاهَدَ عَلَيْهُ اللّٰهَ فَسَيُؤْت۪يهِ اَجْراً عَظ۪يماً۟10/48

مُن۪يب۪ينَ اِلَيْهِ وَاتَّقُوهُ وَاَق۪يمُوا الصَّلٰوةَ وَلَا تَكُونُوا مِنَ الْمُشْرِك۪ينَۙ مِنَ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعاًۜ كُلُّ حِزْبٍ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ32-31/30

اِنَّ الَّذ۪ينَ فَرَّقُوا د۪ينَهُمْ وَكَانُوا شِيَعاً لَسْتَ مِنْهُمْ ف۪ي شَيْءٍۜ اِنَّـمَٓا اَمْرُهُمْ اِلَى اللّٰهِ ثُمَّ يُنَبِّئُهُمْ بِمَا كَانُوا يَفْعَلُونَ159/6

 

Cemaat olmak ile ilgili Hadislerden bir kısmı:

“Ebu Musâ: Nebî: Mü’min için mü’min, tuğlaları birbirine geçmiş yapı gibidir dedi ve sonra parmaklarını birbirine geçirdi.” (Buhârî, Edeb, Bab: 35, VII/80).

İbni Abbas’dan, Rasulullah: “Allah’ın eli cemaatle beraberdir.” (Yedullahi mea’l-cema’a) (Tirmizi, 31/Fiten,Bab: 7, H. 2166,IV/466).

İbni Ömer’den, Rasulullah: “Şüphesiz ki Allah ümmetimi (ya da Ümmeti Muhammed’i dedi) dalalet üzere cem etmez. Allah’ın eli cemaatledir. Kim cemaatten ayrılırsa, ateşe ayrılmış olur.” (İnnellahe lâ yecmeu ümmetî [ev kâle Ümmete Muhammed] alâ dalaleh. Ve yedullahi mea’l-cemâ’a. Ve men şezze şezze ilâ’n-nâr). (Tirmizi, H. 2167, IV/466).

-“Koyun için kurt neyse, Şeytan da insanoğlunun öyle kurdudur. Sü­rüden ayrılan ve uzaklaşan koyunu kurt nasıl kaparsa,  şeytan da cemaatden uzaklaşan insanı öyle kapar. Onun için tenha yollardan (ayrılıktan) uzak durun. Cemaatten, topluluktan ve mescidlerden ayrılmayın!” (Ahmed b. Han­bel, Müsned, C.5) (Müsned’de bulamadım)

-Cabir b. Abdillah: Nebî (sav)’in yanında idik. Bir çizgi çizdi sonra onun sağında iki çizgi, solunda da iki çizgi çizdi. Sonra elini ortadaki çizginin üzerine koydu ve şöyle dedi: İşte bu, Allah’ın yoludur. Sonra şu ayeti okudu: 6/153” (İbni Mace, Mukaddime, H. 11, I/6).

 

 وَاَنَّ هٰذَا صِرَاط۪ي مُسْتَق۪يماً فَاتَّبِعُوهُۚ وَلَا تَتَّبِعُوا السُّبُلَ فَتَفَرَّقَ بِكُمْ عَنْ سَب۪يلِه۪ۜ ذٰلِكُمْ وَصّٰيكُمْ بِه۪ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَ 153/6

 

Mehmet Durmuş hoca, daha sonra Müslümanlar arsındaki ihtilaflar konusunuda da değinerek şunları söyledi;

1)İhtilaf Tamamen Sıfırlanamaz

-Her şeyden önce ‘ihtilaf’ kaçınılmazdır. Görüş ayrılıkları hepten anlamsız değildir.

-Mezhepler bir anlamıyla Müslümanların zenginliği kabul edilebilir ancak mezheplerin din haline getirilmesi sakıncalıdır.

-Her mezhep, kendi dönemine ait, İslam’ın anlaşılma biçimidir. Kendi döneminin fikir akımlarıdır. Sönmez Kutlu: “Kur’an’ın dışındaki bütün görüşler beşer ürünü olduğu için, evrensel bazı boyutlar taşımalarına rağmen, mutlak anlamda evrensel olamayacağından, hiçbir mezhep, siyasi parti ve tarikat evrensel bir din olan İslam’ı bütün boyutuyla temsil ettiğini iddia edemez.” Oluşturulacak temsil makamları ya da kuruluşlar İslam’ı değil, Müslümanları temsil ederler. Yapılan yanlışlar, İslam’a değil, Müslümanlara ait olur. Müslüman için şii-sünni gibi etiket dini açıdan zorunlu değildir.

2)İslam bireyselci ve köşeye çekilme dini değildir; İbadetler Cemaatle Yapılır

İslam cemaat dinidir.

Kur’an, savaşta düşman korkusuna rağmen namazı cemaatle kılmayı emretmekte 4/101.

Beş vakit namaz, bilhassa Cuma ve bayram namazları, cenaze namazı ve defni, hac ve oruç ibadeti cemaatle icra edilir. Zekât cemaati alakadar eder.

3)İyi niyet çabaları

Tarikat ve cemaat olarak anılanların dışında, irili-ufaklı pek çok grup sonuç itibariyle, Allah rızası için ve İslam’ın kendi iç dinamikleriyle oluşmuş, üç-beş insanın kafa kafaya vererek oluşturdukları iyi niyetli çabalardır. Bunlara hayırhah yaklaşılmalı ama eleştiriden muaf kılınmamalıdır.

4)Cemaatler geniş kesimlerde yayılma ve taban bulmada, son derece etkileyici ve ikna edici bir güce sahiptirler. Buna halk tabanının genişliği de ilave edilebilir.

Sol düşünce halk içinde taban bulamazken İslam halk içinde yayılır.

 

Daha sonra Durmuş hoca, cemaat ve sivil toplum arasındaki farklar üzerinde de durdu ve şunları söyledi;

CEMAAT Mİ, SİVİL TOPLUM MU?

Abdurrahman Arslan: Sivil toplumdan önce gelen sivilite, her şeyden önce birey olma, aynı zamanda bir özgürlük/özgürleşme sürecidir. Eşit ve özgür vatandaş olmak, yani sivil bir kimliğe ulaşarak modernitenin öngördüğü kendi kendine yeterli, total bir varlık olmak. İslam’ın öngördüğü cemaate mensup olma halinin terk edilme hikâyesi sayılır.

Sivil toplumun, siyasal toplumun yani devletin karşıtı olarak tanımlanması veya öyle anlaşılmak istenmesi, kavramın içeriğinin anlaşılmasına engel, ciddi bir yanlışlıktır.

“Sivil toplum her şeyden önce bütün beşerî ilişkilerimizi dinin yüklediği sorumluluk ve anlamdan yoksunlaştıracak bir kurguya sahiptir.” Günlük hayatın Allah rızasına ilişkin boyutunu ihmal etmeyi esas alır. Özgürlük için yeni yollar önerir. Hayatın, her zaman inanılmış mutlak değerler ve hükümler üstünde yaşanması gerekmediğini sürekli ima eder.

Peygamberlerin örnekledikleri hayat ile çatışır. Kamusal ile özel alanın, gayb ile müşahede alanının arasını ayırma temeline dayanır.

Sivil toplumun inşası ve güçlendirilmesi demokrasinin sağlığa kavuşturulması için gereklidir.

İslam sivilitenin ‘birey olarak kavramsallaştırılmış insan’ anlayışına itiraz eder. Kendisi için mü’min/kul, toplum veya sivil toplum kavramı yerine de ‘cemaat’i öngörür. (Modern Dünyada Müslümanlar)

Durmuş hoca cemaatlerin müspet yönlerini burada noktalayarak Menfi yölerine giriş yaptı ve şünları söyledi;

CEMAATLERİN MENFİ YÖNLERİ

-Muhammed Arkoun: “Tek kitaplı topluluktan çok kitaplı topluluğa dönüşmektedir.”

73 Fırka Hadisi

Fırka-i Naciye: “Dikkat ediniz! Sizden önceki ehli kitap yetmiş iki fırkaya ayrıldı. Bu ümmet de yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan yetmiş ikisi cehenneme, biri de cennete gidecektir. O da cemaat’tir.” (Ebu Davud, Sunne, 1)

“Ebu Hureyre: Rasulullah (sav) şöyle dedi: Yahudiler yetmiş bir ya da yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Hristiyanlar da keza böyle oldular. Benim ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılır.” (Tirmizi, 38/İman, 18 H.2640)

Tirmizi: “Abdullah ibni Amr’dan: İnne benî İsraiile teferrakat alâ sinteyni ve seb’ııne milleten, ve tefteriku ummetî alâ selasin ve seb’ııne milleten. Kulluhum fi’n-nâri illâ milleten vâhıdeten. Gaalû: men hiye yâ Rasulallah? Gaale: mâ ene aleyhi ve eshâbî.” (Tirmizi, 38/İman, 18. H. 2641)

Ehli Sünnet, 73 fırka hadisini, fırka-i Naciye kendileriymiş gibi;

Mutezile, kendileriymiş gibi,

Havaric, kendileriymiş gibi naklederler. (M. Abid Cabiri, İslamda Siyasal Akıl, 587).

Cabirî: “Fırkalar hakkında yazanları onlarca, hatta yüzyıllarca yıl birbirinden ayırdığı için ve fırkalar da, bir kısmı batar, bir kısmı bölünür, bazen de yeni fırkalar ortaya çıkarken, çağdan çağa değiştiğine göre, fırkalar listesi zorunlu olarak yazardan yazara değişir: Her yazar çağına kadar ortaya çıkan fırkaları yetmiş üçe ayırır: İyi ayrım yapmak zorundadır, sonraki yazar ise, aralarında yeni fırkalar zuhur ettiği için, bazı fırkaları ortadan kaldırmaya veya yetmiş üç sayısını aşmamak için birbiri içinde ele almaya mecbur kalır.” (İslamda Siyasal Akıl, 587-588).

Oysa Tirmizi, 73 fırka hadisini rivayet ettiği babta, sonuncu hadis olarak şunu rivayet ediyor: Ebu Zer: Rasulullah (sav) şöyle buyurdu: Cibril bana geldi ve beni müjdeleyerek şöyle haber verdi: kim ki Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın ölürse, cennete girer. Dedim ki (Ebu Zer): Zina yapsa, hırsızlık yapsa da mı? Evet dedi.” (Tirmizi, 38/İman, 18, H. 2644, V/27)

Ehli Sünnet Müslümanlığı: H. H. Işık: “Ehli sünnet âlimlerinin, o büyük ve dindar insanların bildirdikleri itikaddan, imandan kıl kadar ayrılanların, kıyamette azabtan kurtulmaları imkânsızdır. (…) Bu büyüklerin kitabında bildirdikleri doğru yoldan kıl kadar ayrılanların sözleri ve kitabları zehirdir.” (Keleş, 131).

 Durmuş hoca, Anadolu müslümanları olarak ifade edilen tarikat ve cemaatler üzerinde de durarak şunları söyledi;

ANADOLU MÜSLÜMANLIĞININ KATEGORİZASYONU: TARİKAT VE CEMAATLER

ANADOLU MÜSLÜMANLIĞININ KAYNAKLARI

a)Kur’an?

b)Hadis/sünnet İskender Paşa cemaati Ramuzul Ehadis’i sürekli okurlar.

c)Fıkıh/ilmihal (Büyük İslam ilmihali)

Hadis Müslümanlığı

a)Zühd hadisleri (dünyadan uzaklaşmak, zikrin ve ibadetlerin faziletleri v.b)

b)Apokaliptik rivayetler (kıyamete ilişkin)

Mehdi/Mesih beklentisi: Müslümanların gerçek tarihten koparak, tarih dışında kalmalarında bu edebiyatın katkısı mühim olmuştur. Tarih dışı kalmak: Bugünden bağımsız olarak, sürekli geleceğe ait beklentiler üzerinde düşünmek ve öyle hareket etmek.

Îsa’nın nüzulü: Nursi: İsanın nüzulü hem Hristiyanlığı yeniden aslına döndürecek, hem de çağın dinsizlik cereyanına yenilmiş olan İslam ile Hristiyanlığı birleştirecek, batıla birlikte üstün gelmeleri için bu gereklidir.

c)Müceddid hadisi: Müceddid / beklenen görevli / asrın sahibi /- sahibu’z-zaman /

“Allah bu ümmet için her yüzyılın başında, onların dinlerini yenileyecek bir müceddidi gönderecektir.” (Ebu Davud, Melahim, 1)

Said Nursi bu hadise sık sık atıf yapar ve Risale-i Nur’un yaptığı işin en büyük müceddidlik olduğunu iddia eder. Nursi’nin talebesi Şamlı Tevfik’e göre, Halid-i Bağdadi’den sonra, yeni yüzyılın müceddidi Said Nursi’dir. Nursi’nin iddiasına göre Halid Bağdadî, kendi cübbesini ve o cübbeye göre sarılan bir sarığı bir şekilde Nursi’ye ulaştırmış, o da yüz yaşındaki(!) bu cübbe ve sarığın kendisinin müceddid olduğuna dair bir alamet olduğunu anlamıştır. 

Said Nursi, cemaati tarafından bizzat mehdi olarak görülmüştür.

Nursiye göre Mehdi’nin üç vazifesi:

1.İmanı kurtarmak;

2.Alem-i islamı birleştirmek,

3.Kur’an ahkamını hayata geçirmek. (Oysa bu ahkamın Kur’an’ın yüzde 1’ini oluşturduğunu söylüyordu).

Ahir zamanda Allah, en büyük bir müctehid, en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir “zat-ı nurani”yi gönderecek, o da ehl-i beytten olacaktır. (Gülen, Ümit Burcu, 37).

d)Deccal: Nursiye göre deccal onun zamanında ortaya çıkmıştır. Bazen de deccalı kişi olmaktan ziyade, bir sistem (komünizm) olarak algılar.

F. Gülen’e göre İstanbul’un fethi ile Deccal’ın çıkması arasında bir haftalık bir süre bulunur. (Keleş, 138).

 

e)İdeolojik hadisler: Hz. Ali döneminden itibaren ortaya çıkan fırkalar birbirleri aleyhine hadis üretmişler; tez-antitezi tetiklemiş ve hadis uydurmacılığı mütemadiyen gelişmiştir.

 

f)Cebir öğretisi: Muaviye kendi iktidarını Allah’ın kaderi olarak lanse etti. “Kabile akîdeye karşı zafer kazandı.” (Cabirî)

 

Mehmet Durmuş hoca, anadolu insanını İslam’ı! taşıyan türk dervişleri üzerinde de durarak şunları söyledi;

Kolonizatör Türk Dervişleri

Ömer Lütfi Barkan: “Mevzuubahis etmek istediğimiz dervişler, kendileriyle beraber memleketlerinin örf ve âdetlerini, dinî âdâb ve erkânını da beraber getiren insanlardır ki bunların içinde Türk-İslâm memleketlerinden Anadolu’ya doğru mevcudiyetini kayıt ve işaret ettiğimiz muhaceret akınını sevk ve idare etmiş müteşebbis kafile reisleri, bu istilânın öncüsü olmuş kolonlar, gelip yerleştikleri yerlerde hanedan tesis etmiş soy ve mevki sahibi mühim şahsiyetler vardır.”

“Onları son zamanın dilenci dervişlerinden dikkatle ayırmak lâzım gelir.”

“Bir çok köylere ismini veren, elinin emeği ve alnının teriyle dağ başlarında yer açıp yerleşen, bağ ve bahçe yetiştiren dervişler; ve daima garbe doğru Türk akını ile beraber ilerleyen benzerlerini doğuran zâviyeler ve bu zaviyelerin harbe giden, siyasî nüfuzlarını Padişahların hizmetinde kullanan, zaviyelerinde Padişahları kabul eden ve onlara nasihat veren şeyhler.”

“İlk Osmanlı Padişahları da, aynı ananeyi idâme ettirerek mevcut zaviye şeyhlerini muhafaza ettikleri gibi; bir çoklarının yeniden yerleşip zaviye açmasına da yardım etmişlerdir.”

“Bu hususta en müteammim olan usullerden birisi de, bırakılan vakıf para ile türbeyi bekleyen kimselerin ölünün îstirahat-i ruhi için gece gündüz ibadete yahut Kur’an okumağa memur edilmeleridir.”

“Aynı şekilde müteammim olan diğer bir usul de, zamanın zengin ve nüfuzlu şahsiyetlerinin yine kendi ruhlarının selâmeti hesablariyle, bâzı evliyaların veyahut eshabtan bâzı kimselerin mezarlarını tamir ve ihya ile bu büyük ölülerin yardımını kendi üzerine çekmek istemeleridir. Bu gibi mezarları ziyarete gelenlerin getireceği adaklar ve sadakalarla zengin olmağı veya kolayca yaşamağı düşünerek bir evliya mezarı ihdas ve ihya idüb kendisini türbedâr tayin ettirmek isteyen insanlar da bittabii mebzûlen mevcut bulunmuştur.”

“Görülüyor ki, Şeyh Hacı İsmail köyünü kuran derviş, bizim bildiğimiz dervişler gibi elinde asa, belinde teber dolaşan cezbeli bir âşık değildir. Belki de bir cemaat beği ve bir kabile reisidir. Her halde nüfuzlu bir şahsiyettir. Çünkü, bir çok imtiyazlarla buraya gelib yerleşmiş olan bu Horasanlı muhacirlerin devlet hemen hiç bir işlerine karışmamaktadır.”

“Sultan Süleyman tahrirlerine göre; bu sıralarda Anadolu vilâyetinde 623, Karaman’da 272, Rum vilâyetinde 205, Diyarbakır’da 57, Zülkadiriye’de 14, Paşa livasında 67, Silistire livasında 20, Çimen livasında 4 zaviye mevcut bulunduğunu hatırlatmak da lâzımdır.”

Müslümanların bilgi problemlerini ve batı toplumunun bilgiye nasıl değer verdiklerinide örneklendirmek için şu örnekleri veridi;

1)BİLGİ

ABD Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı 1989 yılı Haziranında, RAND Corporation kanalıyla Sabri Sayarı’ya şu raporu hazırlatıyor: “The Prospects of Islamic Fundamentalism in Turkey” (Türkiye’de İslami köktenciliğin Geleceği).

Bu araştırma 1990 yılında (aslında raporun her sayfasında, yayınlanması yasaktır notu bulunmasına rağmen Türk basınına sızdırılmıştır!) Amerikan Gizli Belgelerinde Türkiye’de İslamcı Akımlar adıyla (Beyan y. İst-1990) yayınlandı. Fehmi Koru bu kitapçığa yazdığı önsözde şöyle diyor:

Harvard’da öğrenci iken gidip geldiği Üniversite kütüphanesinden bahsediyor: Kütüphanede 10 milyon kitap kayıtlı. Birkaç ay öncesinde İstanbul’da yayınlanmış bir kitabı orada bulabilirsiniz! Önemsediğiniz bütün dergi ve gazetelere abone olmuşlar! Eski nüshaların mikrofilmlerini edinmiş ve arşivlemişler. Küçük bir Orta Anadolu ilinde çıkan bir yerel yayın organını bile bulabiliyorsunuz! Bir özel alan doktora öğrencisinin tez hazırlamak için memleketine gitmesine gerek yok!

-ABD’de M.I.T. adındaki üniversiteye bağlı Uluslararası Araştırmalar Merkezi’nin yayın listesinde tam 12 rapor Türkiye’ye dairdi. (Mesela içlerinde, kitle iletişim araçlarıyla, kırsal kesimin kalkınması arasındaki ilişkiyi; arazinin maki oluşuyla, köylü eğilimlerini inceleyenler var. Bir raporun anlattığı şu: 1962 yılında, bir seçim öncesinde Balıkesir’in Dursunbey ilçesine giden araştırmacılar, bir seçim öncesi ve sonrasında, halkta kanaatin nasıl oluştuğunu incelemişler).

-ABD’de onlarca Think Tank kuruluşu, bir üniversite ya da vakfa bağlı olarak araştırmalar yapıyor, düşünce/siyaset üretiyor. Devlet, herhangi bir alandaki ihtisas isteyen araştırmaları bu kuruluşlara ihale ediyor. (Rand Corporation bunlardan biri… [Mesela elimizdeki bu rapor, Türkiye’deki İslamcı akımları, Türkiye’deki kimi basının ahlakındaki gibi sırf karalama, bir algı operasyonu maksadıyla değil, objektif şekilde veriliyor. Algı operasyonunu yapacak olanlar başkalarıdır!])

-ABD Temsilciler Meclisi’nin Avrupa ve Ortadoğu Alt Komitesi 1985 yılında İslamî hareket üzerine günlerce süren oturumlar düzenliyor. Çeşitli Amerikan ün.de çalışan ‘İslam Uzmanları’ Washıngton’a kadar gidip, bu Altkomite üyelerine bilgi veriyorlar. (John L. Espositio, Fuad Acemi v.b). Bilahare Temsilciler Meclisi, uzmanların verdiği bu bilgileri ‘İslamic Fundamentalizm and İslamic Radicalism’ adıyla kitaplaştırıyor.

-M. Hasaneyn Heykel: CIA 1983 yılında sadece İslamî uyanış konusunda, 120’den fazla konferans ve toplantıyı tamamen veya kısmen, açıktan veya gizli olarak finanse etmiştir. (SK, 105)

-Bilimsellik hastalığı da ayrı bir sorun. Bir bilim kilisesi’nden bahsetmek mümkündür ama bu bilimsel metodu yanlışlamaz.

-Ebced-cifr hesabı ve 19 mucizesi gibi klasik ve modern sapmalar ayrı bir sorun.

a)Bilginin kaynağı sağlam olmalı

b)Doğru bilgi doğru anlaşılmalı

c)Doğru anlaşılan doğru bilgi, doğru yorumlanmalı, kendisinden doğra/sahih sonuçlar çıkartılmalı ve mutlaka doğru amele dönüştürülmelidir.

[Uhud savaşıyla ilgili: Bu nasıl oluyor? ayeti…3/165]

 

Türkiye’daki cemaatlerin İslam anlayışları üzerinde de durarak şunları ifade etti; 

2)NASIL BİR DİN?

-Ilımlı, seküler, liberal-demokrat, uzlaşmacı, hoşgörülü; çağa uyarlı, edilgen, nesne

-Cemaatler aynı zamanda ‘İslamı farklı anlama’ adı altında Kur’an’ın nesnel-objektif anlamından bir kaçıştır. Kur’an’ın tevdi ettiği gerçek/zorlu İslam’a karşı,

-istenilen ölçekte,

-istenilen kıvamda,

-istenilen sertlikte veya yumuşaklıkta bir İslam üretmektir.

Paralel Din

-Seçilmişlik duygusu

-Fırkalar daha ziyade ‘dış’ sebeplerle palazlanmakta, ya da yok edilmektedir.

-Cemaatler çoğunlukla siyasi iktidara paralel şekilde bir zihinsel/fikri konum seçiyorlar

-Türkiye’de İslamî yeniden canlanış denilen şey aslında din’in değişen toplum yapısında kendine yeni bir tarzda yeni bir konum belirlemesi olayıdır. (Ünver Günay)

-Siyasi bilinç geliştirmek yerine, iyi bir tebaa olmak marifet sanılmaktadır.

-Medeniyetler çatışması; Tarihin Sonu gibi teorilerle batı medeniyeti yenidünya düzeni adı altında Müslümanları ikinci kez işgal etmek istemektedir.

-Batı medeniyetine yenik düşmüş Müslümanlar, bu durumu nefislerine yedirememektedirler. Dolayısıyla batı medeniyeti karşısında davranış bozuklukları göstermektedirler.

Müslümanlar olarak iki seçeneğimiz var:

1.Ya batıyla bütünleşeceğiz,

2.Ya da Kur’an merkezli yeni bir İslam medeniyeti kurarak, var olma mücadelesi vereceğiz.

Nasıl bir dindarlık?

-Şeklî, daraltılmış, sığ, kabuksal, şova yönelik; İslam terim ve değerlerinin, iman esaslarının tüketim nesnesine dönüştürüldüğü bir dindarlık…

-İslam’ın bilgi ve ahlak boyutu göz ardı edilerek, belli ibadet biçimlerine hasredilen. Sarık-sakal-cübbe gibi unsurların sembolleştirildiği. Zikirmatik…

 

Türkiye’deki cemaatlerin telem bir probleminin de Lider merkezli yapılar olduğunu ifade ederek konyla ilgili şunları söyledi;

3)LİDER MERKEZLİ

-Cemaatler/gruplar kendilerini sivil toplum olarak tanımlasalar da, kişi merkezlidirler, ortak katılımdan yoksundurlar.

Bir kuruma, bir harekete ya da cemaate kifayetsiz muhterisler kadar hiç kimse zarar vermemektedir. Azimli (hırslı) insanlar, başarı için başkasını kötülemez, ayağını kaydırmaz, arkasından dolap çevirmez. Onun hırsı yapıcıdır ve iyi bir motivasyon aracıdır. “Muhteris bir insan ise hedefine ulaşmak için kendisinin başarısını değil, başkasının başarısızlığını önemser. Bu nedenle kötülük yapar, sürekli insanları eleştirir, dedikodu yapar, başkasının önünü keser, birinin ayağını kaydırmak için her şeyi yapar.”(ANK 27 Mart 2016, Yeni Şafak)

-Günümüzde cemaatin önderine veya tarikatın liderine yakın olanlar ya da cemaat/tarikatın dini metinlerini en çok okuyan/ezberleyenler imam, halef ya da halife tayin edilmektedirler.

-Kur’an yerine, cemaatin metinleri: Bugünkü tarikat, cemaat ve gruplar genel olarak İslam, İslam’ın kitabı ve İslam’ın peygamberi yerine, kendi mensup oldukları tarikat ya da cemaat liderinin eserleri ve İslam’ı algılama biçimlerini sunmaktadırlar. Cemaat mensupları, masum (günahsız) olduğuna inandıkları önderlerinin, ilham yoluyla yazdığına inandıkları ‘kutsal metinleri’ defalarca okumakta, hatta ezberlemektedirler. Kendi gruplarına ait metinlerin içeriğini, Kur’an’dan daha iyi bilenler vardır. Hatta bazıları efendilerinin eserlerini ve köşe yazılarını abdestsiz okumamaya özen göstermektedirler. Kimileri de jest ve mimiklerine varıncaya kadar liderlerini taklit etmektedirler.

-Cemaat liderinin metinleri Kur’an’ın en sahih tefsiridir.

-Sadece kendileri İslam’ı en iyi şekilde temsil etmektedirler.

-Türkiye’de tarikat ve cemaatler, liderin tasallutu altında faaliyet göstermektedirler. 

-Varlıkları, liderin varlığı ile kaimdir. 

-Eserleri diğer insanların söylediklerini/fikirlerini ölçüp tartmada bir kriterdir.

-Başka cemaat ve tarikat mensupları, bu cemaatin liderini ve mensuplarını tanıdıkları ve yayınlarını okudukları oranda itibar kazanırlar…

-Kimileri partileşmekte, partilerin uydusu haline gelmektedir.

-Özeleştiri yoksunluğu: cemaatin/tarikatın lideri tartışmasız bir otorite kabul edildiği için özeleştiri mümkün olmamaktadır.

-Mevcut cemaatlerde İslam mesajı genelde müslümanın bireysel sorumluluğunu, kimlik bilincini, varlığını gerçekleştirme şuurunu köreltmekte, kişisel kabiliyetlerin geliştirilmesine engel olmakta, ferdi cemaate, siyasete ve tarikata kurban etmektedir.

-Ağabeycilik / hocacılık / üstadcılık: bunlar, şeyhliğe, tarikata karşı çıkan Müslüman kesimler arasında modern şeyhler üretmek anlamına gelmektedir.

-Fikir lider olmalı

 Türkiye’deki cemaatlerin menfi yönlerinden biriside, cemaatlerin siyaset ili olan ilişkileri olduğunu söyledi ve sunumuna şu şekilde devam etti;

4)SİYASETLE İLİŞKİ – SİYASİ BİLİNÇ

-Siyasi bilinç yok denecek düzeyde

-Siyaset mevcut iktidarın beğenisini kazanacak işler yapmak sanılmakta

-RAND raporu, Türkiye’nin AB’ne girmesinin laik güçleri kuvvetlendireceği, radikal İslam’ın önünde daha büyük bir set oluşturacağı görüşündedir. Aynı rapor: Türkiye AB’ne girerse, batıya daha da yaklaşacak, radikal unsurlar silinecektir. Türkiye’nin batı ile ilişkileri bozulursa, batı aleyhtarı duygular İslamcı hareket için elverişli bir ortam oluşturacaktır.

-İslami Uyanışa ABD tepkisi: ABD, İslamî uyanışa tamamen ve kökten karşıt değildir. Temkinden yanadır. ABD’nin çıkarları en iyi, ihtiyatlı ve gürültüsüz politikalarla korunabilir demektedir. Desteklemekle, açıkça yüzleşmek arasındaki ‘ince çizgi’yi takip etmelidir demekte. Türklere NATO’da daha büyük görevler verilmeli.

İstikrar, Türkiye’de İslamcı hareketin önünü kesecek en tesirli önlemdir. Bu sebeple, Türkiye’nin AB’ne alınması için ABD, AB nezdinde lobi faaliyeti yürütmeli, AB üyeliğini desteklemelidir.

-Türkiye’deki ılımlı seçmen neye/kime oy verdiğini buradan hesap edebilir!!

-Türkiye’de güçlü bir demokratik sistem, gelecekte bir İslamcı diktatörlük oluşmasını engelleyecek en iyi garantidir.

-ABD Türkiye’deki İslamcıların amaçları, ideolojileri ve istekleri konusunda daha fazla ve uzmanlık derecesinde bilgi edinmelidir. İslamcı hareketin ılımlı üyeleriyle gayrı resmi ve ihtiyatlı temaslarda bulunmak gerekir.

-ABD’nin/SİSTEM’in aparatları / din bastonları:

Ali Bulaç (12 Ocak 2012/ZAMAN): ABD’nin Afganistan’ı işgal etmesinden (7 Ekim 2001) birkaç gün sonra sağcı muhafazakâr kimliğiyle tanınmış büyük bir işadamı ve dışarıdan siyasete müdahil bir zat beni telefonla arayarak, Amerikalıların ‘Türkiye’deki İslam’ konusunda doğrudan fikir sahibi olacakları birilerini dinlemek istediklerini, genellikle yanlış bilgilendirildikleri ve yönlendirildikleri için beni önerdiğini söyleyip evinde yemeğe davet etti. Kabul ettim, bir akşam Boğaz’daki malikânesinde 5-6 Amerikalı ve Türkiye’den 5-6 seçkin kişiyle yemek yedik. Aslında Amerikalılar bize herhangi bir fikir sormadılar, üstü kapalı bir tür “tebliğ” yaptılar: “Amerika, Afganistan’a asker çıkarmıştır. El Kaide terörü ve Taliban’la gayesi ulvi bir savaşa girişmiştir, işini bitirmeden oradan çıkmayacaktır.” Türkiyeli Müslümanlardan “terörle ve Taliban’la aralarına mesafe koymalarını” istiyorlardı.

Amerikalılara üç soru sordum:

1)Neden hep darbelerin ve darbecilerin arkasında duruyorsunuz?

2)Her sene insan hakları ihlalleriyle ilgili raporlar yayınlıyorsunuz, neden süren ve can acıtıcı mağduriyetlere yol açan ‘başörtüsü yasağı’yla ilgili dikkate değer vurgunuz yok?

3)Her ülke tarassut altında, neden İsrail’e kayıtsız şartsız destek verip onun her türlü hak ihlalini görmezlikten geliyorsunuz?

Son soruyu cevapsız bıraktılar. İlk iki soru için, Türkiye’de kuvvetli “laik-Kemalist hassasiyet” olduğunu, etkili nüfusun yüzde 20’sinin “Şeriat tehlikesi”nden korktuğunu söylemekle yetindiler.

Neyse, netice itibarıyla Amerikalıların, zamirlerindeki niyetlerinin uzun süreli işgal olduğunu, İslam dünyasında birtakım kanaat önderlerini de “Taliban’a ve cihad fetvalarına destek vermemeleri yönünde uyardıkları”nı anladık.

Cemmaatlerin sistem ile olan ilişkileri üzerinde de durarak şunları söyledi;

5)SİSTEM İÇİ – SİSTEM DIŞI

-Gelenekçi çevreler düzene bağlıdırlar. (Çetin Özek)

-Çetin Özek: Komünizmle Mücadele Derneği, İlim Yayma Cemiyeti, Din Görevlileri Federasyonu; Bugün, Babıalide Sabah gibi yayın organları komünizm karşıtı ve Amerikan emperyalizmi ve NATO taraftarı faaliyet ve propagandalar yaptılar.

*1968 Haziranından başlayarak, sırayla değişik bölgelerde düzenlenen komünizmi tel’in için toplu namaz kılmak gibi eylemler düzenlendi. Bu eylemler M. Şevket Eygi tarafından İslam’ın uyanış ve dirilişi olarak isimlendirildi. (ÇÖ, 211).

-RAND raporu: Müslümanların siyasete (sisteme) katılmaları iyi olur.

-Demokratik sistem, İslamcı muhalefeti sistemin bir parçası yapmak istemekte ve bunda da başarılı olmaktadır.

-Laiklik ve demokrasi gibi siyasal kavram ve kavrayışlar…

-Sistemin bugünkü eğilimi: Uzlaşma, anlaşma, uyuşma.

-Batı, reformist, liberal İslamî kanadı desteklemekten yana.

-G. Fuller: İster İslam olsun, ister Hristiyanlık: Din’in özel/bireysel hayattaki yerini güçlendirmekten, dinin hayata daha fazla girmesini sağlamaktan yana. Din’in yönetim talebinde bulunmasından rahatsız.

Bassam Tibi, bir müslümanın iyi Müslüman mı, kötü Müslüman mı olduğunu soran Amerikalı bir komutana,  ‘iyi müslümanı’ şu şekilde anlatmış: “Karşına aldığın bir Müslüman’a İslâm nedir diye sorduğunda eğer ‘İslâm bir inanç sistemidir’ diyorsa iyi bir Müslüman’dır. Yok eğer İslâm bir ‘yönetim sistemidir’ diyorsa o İslâmcıdır, dolayısıyla zararlıdır.” (Taraf, 18.09.2009).

Türkiye’deki cemaatlerin genel bir probleminin de Menfaat beklentisi üzerine kurulmuş olmasıdır dedi;

6)MENFAAT CEMAATİ

Tarikat-cemaatler adeta holdinge dönüşmüşler. Marketler, hastaneler zinciri; yurt, okul, kurs zincirleri.

-Kendilerine destek veren mensuplarını müşteri gibi görmektedirler.

-Kendi mensupları üzerinden zengin olan kurumlar, daha sonra zenginlere hizmet veren ticari şirket ve organizasyonlara dönüşmektedirler.

-Tevhid, ihlas, tekbir, tesettür gibi kavram ve değerleri işyeri, şirket adı olarak kullanmaktadırlar.

-İhlas / samimiyet / takva sadece tabelada kalmaktadır.

7)KÖKTENCİ TUTUM / TAVİZSİZLİK

-İslami cemaatlerin her biri bir alanda daha fazla duyarlıdır. Oysa gerçek İslamî bir cemaat her alanda böyle duyarlı olmalıdır.

-Halkın radikal biçimde eleştirilmesi, bazen “ucuz” görülse de, aslında devletin eleştirilmesinden daha pahalı sonuçları olduğu bir gerçektir…

(E. Özkan’la, Mısır İhvanı ve İran Devrimi arasında bir kıyaslama)

8)DUYGUSALLIK

-Duygulu olmak – duygusallık farklılığı

-Duygusal yaklaşım, görünüşe, retoriğe, söyleme, vitrinlik işlere aldanır.

-Mücahit Gültekin: Kandırılmaya yatkın kişilerin 3 temel özelliği vardır:

1.Unutkanlık,              2.Duygusallık              3.Tefekkür zaafı.

-1 Kasım seçimleri: “Ümmet sevindi madem, biz de seviniyoruz!!!”

Durmuş, tevhid ve vahdet konularınada vurgu yaparak şunları ifade etti;

9)TEVHİD-VAHDET İLİŞKİSİ

-Akide birliği olmayınca, vahdetin olmaması gayet doğaldır.

Her bir cemaat ayrı bir dünya. Cemaatleri peşinden sürükleyecek bir lider; devletten bağımsız bir ulema sınıfı yok.

-Bütün cemaatler tarafından kabul gören bir tek ideoloji ya da doktrin yok. Aksine, derin görüş ayrılıkları mevcut.

-Afganistan’da Uhud’u yaşayan Müslümanlar, savaş sonrasında Cemel ve Sıfiin’i yaşadılar.

-39/18: Sözü dinlerler, en güzeline uyarlar.

-57/16: Müminlerin Allah’ı anıp da, inen ayetler karşısında kalplerinin yumuşaması zamanı gelmedi mi?

RAND raporları Müslümanların Müslümanlarla çatıştırılmasını öngörmekteydi. Bu hususta acaba suçu sadece RAND’da mı aramak gerekir?

Türkiye’deki cemaatlerin tebliş konusundaki zaaf ve niteliksiz oluşlarının da üzerinde durarak şunları söyledi;

10)TEBLİĞDE YETERSİZLİK / NEBEVÎ YÖNTEM EKSİKLİĞİ

Kaynak: İletişim sürecini başlatan ve iletilmesi gereken mesajı çeşitli yollardan hedefe gönderen kişi, grup, kurum ya da toplum.

Mesaj: Türü ne olursa olsun, ister duygu, düşünce, kanı ve bilgi olsun, isterse dini ve ideolojik olsun, mutlaka bir kaynağın varlığını gerektirir.

-Kaynağın iletişim becerisi, tutumu, deneyimi, bilgi düzeyi ve bilgi çerçevesi, toplumsal ve kültürel ögeler çok önemlidir.

-İslam’ın kaynağı: İlk dönemde Peygamber idi. İletişim sisteminin bütün ögelerini kullandı ve başarılı oldu.

-Bugün: kaynak rolünü Müslüman bireyler, cemaatler, gruplar oynamaktadır. İslam’ı tebliğ etme iddiasındaki bu birey, grup veya cemaatler, kaynakta bulunması gereken özelliklerin ya çok az bir kısmına sahipler, ya da hiç sahip değiller. “Günümüzde öncelikle tarikat ve cemaatler büyük bir nitelik ve imaj sorunu ile karşı karşıyadırlar.” Çünkü İslam’ı başkalarına ulaştırabilecek ne iyi bir dinî eğitime, ne de iyi bir iletişim ve halkla ilişkiler hususunda bilgi ve becerilere sahiptirler.

-Cemaat, tarikat ve grupların, herkesçe anlaşılmayan sembol, değer ve kavramlardan oluşan bir din dili var.

-Bir kişinin bilmediği ve yaşamadığı bir meseleyi doğru ve sağlıklı bir şekilde tebliğ etmesi mümkün değildir.

-Cemaatin dini metinlerinin dili ısrarla sadeleştirilmemektedir.

Acelecilikten kaçınmak

-Seyyid Kutub: “İslam nizamını tatbike koymak ve Allah’ın emirleriyle hükmetmek acil olan ilk hedef değildir. Zira toplumun tamamını veya amme hayatında ağırlık sahibi sağlam bir kısmını, önce İslam akidesini sonra da İslam nizamını doğru anlayabilecek seviyeye getirmeden bunun gerçekleştirilmesi mümkün değildir.”

-Kutub: “Tevhid temeli yerleşmeden girişilecek uygulamalarda, sistem şeklen İslamî görünse bile, cahili adetler yaşamaya devam edecektir.”

 Cemeatlerin gizli kapaklı bir örgüt görüntüsünden kurtulmaları gerektiğini de ifaderek şunları söyledi;

11)LEGALLİK-İLLEGALLİK ve İLGİ ALANI

-“Gizli-kapaklı, sakıncalı” görüntüsünden olabildiğince kurtulmalıdır.

-Şiddeti esas alan örgütler Müslümanları temsil edemezler.

-Takiyyecilikten uzak durulmalı.

-Devlete sızmak, devlet içinde kadrolaşmak, köşe başlarını ele geçirmek gibi tutumlar İslamî cemaatin ilkeleri arasında bulunamaz.

-“Devleti kullanmak” gibi düşüncenin de İslam’la ilgisi olamaz.

-Sadece siyasal olana odaklanıp, çevre, sağlık, gıda, beslenme, kentleşme gibi meselelere ilgisiz davranmak doğru değildir.

-Müslümanlar aile meselesine ilgisiz durmaktadırlar.

-Sadece genel İslamî prensipler üzerinde durmak yetmez. İslamî cemaatler çağın meseleleri üzerine eğilmek zorundadırlar.

12)EDİLGENLİK

(Algı Yönetimi Operasyonuna Maruz Kalmışlık)

-Müslümanlar fiili savaşta başarılıdırlar ama psikolojik savaşta (algı yönetimi) başarısızdırlar. Psikolojik savaşta yenik düşmüş toplumlar köle olarak yaşamaya mahkûmdurlar.

Çelişkiler

Yrd. Doç. Dr. Mücahid Gültekin: İslami STK’lar hem alkol, uyuşturucu, zina, LGBT, fuhuş vb. ahlaksızlıklardan şikâyet ediyor, hem de bu sorunları var eden ve pekiştiren insan hakları, demokrasi, liberal özgürlükler, AB değerleri gibi kavramlara yaslanarak kendilerini tanımlıyorlar. Hem ailenin çözülmesinden şikâyet ediyor, hem de aileyi çözen toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının kavramlarıyla kadını ve erkeği tanımlayabiliyor. Ya da bu politikaların bu sorunlarla ilişkisini göremiyor. Yine bir taraftan LGBT kurumlardan şikâyet ediyor ama onları yasallaştıran ve hatta eleştirilmesini bile şiddet ve cinsel ayrımcılık olarak kodlayan İstanbul sözleşmesini muhafazakâr iktidarların imzaladığını bilmiyorlar.

Durmuş, hoca sunumuna burada son vererek sorulan sorulara cevap verdi ve Konferasn sona erdi.

 

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu