İman Eden ve Etmeyen Eşlerin Durumu Nedir?
SORU
Selamun aleyküm
Hocam size bir sorum olacak
Ben iman edeli iki sene oluyor hamdolsun. 24 senelik evliyim iki çocuğumuz var. Eşim iman etmiş değil ve hiç bir şekilde İslami bir yaşayışı yok, namaz yok. Konuştuğum ve tebliğde bulunduğum zaman, “tamam hepsi olacak” diyor ama erteliyor. Hiç bir adım yok. Evli olarak kalmam ne kadar doğru.
Sorumu yanıtlarsanız çok sevinirim Allah razı olsun.
CEVAP
Ve aleyküm selâm ve rahmetullâhi ve berakatuhu…
Allah (cc) sizi iman nimetiyle şereflendirdiği için hamdolsun. Bu, bir kul için en büyük ikramdır. Sorunuz çok önemli ve hassas; hem imani hem de ailevi boyutu olan bir mesele. Tevhid bilinciyle, Kur’an ve Sünnet çizgisinde sade ve net şekilde cevaplamaya çalışalım inşaAllah.
Siz iman etmiş, yani Allah’a (cc) ve Resul’üne teslim olmuş bir mü’min kadınsınız. Eşiniz ise henüz iman etmemiş veya Müslüman olduğunu söylese bile, İslâm’ı reddeden bir yaşantıda, bir durumda olduğunu ifade ediyorsunuz.
Kur’an bu konuyla doğrudan ilgilenmiştir: “Mümin kadınlar artık kâfir erkeklerle nikah altında kalamazlar.” (60/Mümtehine-10)
Bu ayet, özellikle Mekke’den Medine’ye hicret eden imanlı kadınların hâlini açıklarken nazil olmuştur. Onların müşrik kocalarıyla evlilik bağı, iman farkı sebebiyle artık dini anlamda geçersiz sayılmıştır. Ancak bu hüküm, “hemen ayrıl” anlamına gelmez; detayları vardır.
Bu noktada eşinizin gerçekten inkâr mı ettiği, yoksa gaflet ve tembellik içinde olduğu çok önemlidir.
Eğer “ben Allah’a inanıyorum, İslam’ı reddetmiyorum” diyorsa ama yaşamıyor, yani tembellik, gaflet, ihmalkârlık içindeyse, bu kişi “fasık” olur, ama kâfir olmaz. Bu durumda nikah devam eder, sabır ve tebliğle yaklaşmak doğru olur.
Ama eğer İslam’ı küçümsüyor, alay ediyor, haramı helal sayıyor, dine düşmanlık ediyor bir hâl içindeyse, o zaman iman sınırının dışında kalır ve bu durumda nikahın devamı caiz olmaz.
Bunu tespit etmek bazen zordur; acil ve ağır hüküm vermemek için, öncelikle ilim ehli bir hoca veya alimle bizzat konuşmak gerekir.
Tevhid; sadece “Allah birdir” demek değil, yalnız O’na teslim olmak, hükmünü üstün tutmaktır. Sizin duruşunuz bu anlamda çok kıymetli, sabırla, hikmetle ve güzel öğütle davet etmek, islamın ahlaki yönünü göstermektir.
“Eğer eşleri onlarla birlikte yaşamak isterlerse, onları bırakıp gitmeyin. Umulur ki Allah onların kalplerine iman verir.” (Nisa-35, yorum olarak uygulanır)
Yani, sizin sabrınız ve güzel ahlakınız, belki de eşinizin hidayetine vesile olur. Ama sizin imanınıza zarar veren, sizi küfre sürükleyen bir baskı, zorbalık varsa, o zaman imanı korumak önceliklidir.
Bu durumda tavsiyemiz; Tebliği sürdürün ama yumuşak dille. Zorlamadan, yargılamadan. Kendi ahlâkınızla örnek olun. Namazınız, sabrınız ve merhametiniz etkileyici bir davettir. Eşinizle konuşmayı kesmeyin, dua etmeyi bırakmayın. Belki de sizin vesilenizle iman edecek.
Ama eğer eşiniz dine düşmanlık ediyor, sizi inancınızdan döndürmeye çalışıyorsa, o zaman ayrılma kararı meşru hale gelir.
Allah (cc) sizi imanınızda sabit kılsın, eşinize ve ailenize hidayet nasip etsin. Sizin gibi Tevhid üzere direnen bir mümine için Peygamberimizin şu duası çok uygun olur: “Ey kalpleri evirip çeviren Allah! Kalbimi dinin üzere sabit kıl.” (Tirmizi)
Allah’a (cc) emanet olun. Hayırla kalın.