Ramazan Hilalinin Görülmesi - Maslahat - Eleştiri ve Cevaplar…Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Ramazan hilalinin görülmesi – Maslahat – Eleştiri ve cevaplar…

HİLALİN GÖRÜLMESİ HUSUSU VE MASLAHAT NEREDE..?

Hilal Göründü… Hakikate Uyananlar İçin Bayram Yarın…

Bu akşam hilalin Afganistan ve civarında güvenilir şahitlerle sabit olması, meselenin artık zan değil, yakîn ifade ettiğini gösterir. Zira şer‘î ölçüde ayın girişi, hesapla değil, ru’yetle (gözle görme) sabit olur. Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Hilali görünce oruç tutun, hilali görünce bayram edin.” (Buhârî, Savm 11; Müslim, Sıyâm 20)

Bu meselede ölçü çoğunluk değil, delildir. Çünkü hak, kalabalıkla değil, şahitlikle ve sabit olan bilgiyle bilinir. Allah (cc) mealen şöyle buyurur: “Eğer yeryüzündekilerin çoğuna uyarsan seni Allah’ın yolundan saptırırlar.” (6/En‘âm-116)

Dolayısıyla “ümmetin çoğu böyle yapıyor” sözü, bu gibi açık nasların karşısında bir hüccet değildir. Burada aranacak olan maslahat da değildir. Zira ibadetler maslahatla değil, nass ve sünnetle sabittir. Hilali gördüğünü söyleyen adil ve güvenilir müminlerin şahitliği varsa, bu şahitlik reddedilmez. Az olmaları, hakikati değersiz kılmaz.

Fıkıh usûlünde de sabittir ki; ru’yet gerçekleştiğinde hüküm sabit olur. Bu durumda yarını bayram kabul etmek gerekir. Çünkü bayram günü oruç tutmak haramdır ve Ramazan Bayramı’nın ilk günü geciktirilmeden eda edilmelidir.

Hakikat, bazen azın omuzlarında taşınır. Lakin o azlık, Allah (cc) katında değerli olan sadakat ve doğruluğun işaretidir. Öyleyse bu meselede çoğunluğa değil, hilali gören müminlerin sahih şahitliğine tabi olmak gerekir.

Bu bir tercih değil, ittiba meselesidir. Ve ittiba edenler, uyananlardır…

ÜSTTEKİ YAZI İÇİN ELEŞTİRİ VE SORULAR …

1- Bu  yazı tamamen sanki ihtilaflı olmayan bir konu için yazılmış gibi kaleme alınmış.

2- Hacc da olunsaydı yine de kendi ülkesinde ki hilale mi uyulacaktı?

3- En son ifade edilen “ittiba etmek” konusunda ittiba etmeyenler “uyanamayanlar mı” bunu nasıl anlamalıyız?

 

CEVABIMIZ…

Yazımızın maksadı, ihtilafı yok saymak, ya da meseleyi tek boyutlu göstermek değildir. Zaten hilal meselesinde fukaha arasında ihtilaf bulunduğu malumdur. Ancak bu yazı, özellikle “çoğunluk böyle yapıyor” veya “maslahat gereği böyle olmalı” gibi yaklaşımlara karşı, nass ve sahih delilin önceliğini hatırlatma niyeti taşımaktadır.

Çünkü ibadetler alanında asıl olan maslahat değil, nasstır. Resulullah (sav): “Hilali görünce oruç tutun, hilali görünce bayram edin” buyurmuştur (Buhârî, Savm 11; Müslim, Sıyâm 20). Bu, meselenin temelini açıkça ortaya koyar.

Hac meselesine gelince… Bu konuda da aslında iki asıl birlikte değerlendirilmelidir… Birincisi: Hilalin görülmesi (ru’yet) esasıdır. Bu, oruç ve bayramın başlangıcında temel ölçüdür ve hadîs ile sabittir.

İkincisi: Haccın kendine mahsus yapısıdır. Resulullah (sav): “Hac Arafat’tır” buyurmuştur. (Tirmizi) Yani haccın rüknü, Arafat vakfesidir ve bu da fiilen Mekke’de eda edilen bir ibadettir. Bu sebeple hac ibadetinde, bulunduğumuz beldenin değil; Arafat’taki (Arabistan’ın) vukufun zamanı esas alınır. Bu, ibadetin tabiatından kaynaklanan zaruri bir birliktir.

Bayram günleri açısından da şu fark unutulmamalıdır. Ramazan Bayramı bir gündür ve o günün namazı ertelenemez. İkinci gün “Ramazan Bayramı namazı” kılınamaz.

Kurban Bayramı ise dört gün (eyyâm-ı nahr) olarak gelmiştir. Birinci gün asıldır; ancak kurban kesimi ve bayramla ilgili bazı hükümler diğer günlerde de devam eder. Bu yönüyle, vakit genişliği bakımından farklılık arz eder.

Dolayısıyla hacda Arafat’a ittiba edilmesi ile hilal meselesinin birbirine karıştırılmaması gerekir. Biri, belirli bir mekânda eda edilen ve zaman birliği zaruri olan bir ibadettir; diğeri ise ru’yet ile sabit olan umumî bir ibadettir.

Son kısımdaki “uyanmak” ifadesine gelince… Bu bir tasnif ya da itham değil, bir davettir. Kur’ân’ın üslubunda da insanların gafletten uyarılması vardır. Allah (cc) şöyle buyurur: “İnsanların çoğu bilmezler.” (7/A‘râf-187) Bu ifade, bir tahkir değil; hakikate yönlendirme ve ikazdır.

Dolayısıyla buradaki muradımızı kısaca açalım. Delil sabit olduktan sonra ona ittiba eden, hakikate yönelmiş olur. Etmeyen ise mutlaka kötülenmiş değildir; belki delile ulaşmamış, farklı bir içtihada tabi olmuş ya da meseleyi başka şekilde değerlendirmiştir.

Yani bu yazımız bir “hüküm dağıtma” değil; bir hatırlatma, bir davet, bir nass merkezli bakışa çağrıdır.

Kardeşlerimizi ayırmak için değil, bilakis aynı hakikat etrafında daha sahih bir şekilde birleşmeye vesile olmak içindir inşaAllah.

Rabbimiz (cc) bizleri hakkı hak bilip ona ittiba eden, batılı da batıl bilip ondan sakınan kullarından eylesin.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Başa dön tuşu