Yazılar

Makale; ÖLÜM VE BİZE HATIRLATTIKLARI

وَلِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ فَإِذَا جَاء أَجَلُهُمْ لاَ يَسْتَأْخِرُونَ سَاعَةً وَلاَ يَسْتَقْدِمُونَ

“Her ümmetin bir eceli vardır. O ecel geldiğinde, ne bir ân erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.”(7/A’raf,34. Ayet)

Allahu Teala nasıl ki hayatı bir imtihan vesilesi olsun diye yarattıysa ölümü de aynı şekilde bir imtihan olsun diye yarattı. Görünürde bize acı veren, sevdiklerimizi yanımızdan alan, nice pişmanlıklara vesile olan ölüm aslında büyük bir nimettir. Allah azze ve celle bu büyük nimetten faydalanmayı hepimize nasip etsin.

Günah işlemekten, harama bulaşmaktan, isyan etmekten çoğu kez bizi ölüm ve ondan sonra ki hesap endişesi korur. Ve böylece ölüm bizim için bir nimet haline gelir. Bu nimeti iyi değerlendirmeli, hesabını veremeyeceğimiz şeyleri terketmeliyiz.

Kaç yaşında olursak olalım birgün ölümün bize uğrayacağını ve o kapıdan her canlının mutlaka gireceğini bilmek aslında insanın ruhunu kötülüklere karşı dizginleyen ve iyiliklerle besleyen bir ilaçtır, iman esasıdır. Bu ilaç yeteri kadar alındığında Allah dışında hiçbir şeyden korkmayan Müslüman şahsiyet kemale ermiş olacaktır.

Günümüzde kimi insanlar ölümü anmak istemezler. Ölümden kaçmak isterler. Ondan korkarlar. O kadar dünyevileşmişlerdir ki kalpleri bu hakikate kördür. Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşarlar. Evler, apartmanlar dikip, günlerini gün ederler. Etraflarında hergün ölen insanları gördükçe görmezden, okunan selaları da duymazdan gelirler. Oysa Allah azze ve celle temel kanununu koymuştur tüm canlılar için:

كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ

“Her nefis, ölümü tadacak, sonra döndürülüp bize getirileceksiniz.” (29/Ankebut,57)

Bir yakınınızın , çok sevdiğiniz birinin öldüğünü düşünün. Hemde yanınızda. Günden güne eriyerek adeta ellerinizden kayıp gittiğini düşünün. Onun son anlarına, nasıl acılar çektiğine, ölüm sonrasındaki sıcaklığına, morga konduğuna, orada bekletildiğine, gassal tarafından yıkandığına,  kefenlendiğine, tekrar tabuta konulup musalla taşına konulduğuna, onun için cenaze namazı kılındığına, eller üzerinde taşınarak mezarlığa getirildiğine ve sonunda kendisini bekleyen toprağa konulduğuna, üzerine topraklar atılıp mezarının kapatıldığına, onun için dualar edildiğine ve en sonunda biz mezarlıktan çıkıp eve gittiğimiz halde artık onun oradan çıkamadığına, geri dönemediğine şahit olduğunu düşünün. Ve bir de aynı şeyleri birgün mutlaka sizinde yaşayacağınızı, o çukura sizinde konacağınızı da düşünün. Böyle bir durumda sizce dünya hayatının sizin gözünüzde bir kıymeti kalır mı? Arabaların, evlerin, malın, mülkün, şöhretin, servetin değeri olur mu? Üç kuruş için insanların kaplerini kırmaya değer mi? Fani bir dünya için kendimizi yıpratmaya değer mi? Akıllı kimse öncelikle ahiretini düşünür. Yatırımını ahirete yapar. İnsan ateşi dünyadan götürür. Bir güzel sözde “Ateşe dayanabileceğin kadar günah işle.” denir. Nice sultanlar, padişahlar ve dahi peygamberler bu dünyayı bırakıp gitmişlerdir. Her daim yolcu olduğumuzun farkına varmamız gerekir.

Yukarıda varsayımını yaptığımız düşünceleri bizzat 13-14 mart 2018 günlerinde ben yaşadım. Birçok insanda değişik zamanlarda yaşamıştır. Bunlar bizim ölüme daha dayanıklı olmamız, onu daha çok hatırlamamız için vesilelerdir. Mehmet dedem yavaş yavaş ölüme doğru gitti. Her safhasında yanındaydım ve şahit oldum. Onun acılarını görüp hiçbirşey yapamamak, o çaresizliği yaşamak çok üzdü beni. Ama dedem, Rabbine giderken bana bir ders vermiş oldu. Ölümü hatırlattı bana. Hem de en derinden. Bende öleceğim.

Değerli kardeşler bu satırlara tüm hissiyatımı aktaramasamda, ölümün nasıl bir şey olduğunu tam manasıyla kavrayamasamda, içimde yaşadım sanki…

Konuyu çok uzatmamak için birşeyi daha hatırlatmakta fayda var. Kardeşler ölümü bir kapı olarak düşünelim. Dünya ile ahiret arasında bir kapı. Nasıl ki anne karnında buna benzer bir dünyamız vardı ve orada belli bir müddet kalıp öldük ve dünyaya doğduk ise dünyada da belirli bir müddet kalıp öleceğiz ve ahiret alemine doğacağız. İşte bu doğum için bu kapıdan geçeceğiz. Yani ölmek aslında yok olmak değil tam tersine yeniden doğmak demektir. İşte en başta yazdığım ayetle birlikte bu cümleyi okumaya çalışırsak eğer Her kişinin ve her ümmetin yeniden doğmak için belirlenmiş bir vakti vardır ve bu mübarek doğumun gerçekleşme vakti kesinlikle ertelenmeyecektir. Öne de alınmayacak, tehirde edilmeyecektir.

Mümin şahsiyet bu bilinçle ölüm kavramına inanmalı, sıkça düşünmeli ve amelleriyle bunu açığa çıkarmalıdır. Aslında ölüm gerçekten idrak edilse dünyadaki hemen her problem kendiliğinden çözülecektir. Kavgalar, nefret ve düşmanlıklar, bencillikler, kıskançlıklar vs imani ve ahlaki olumsuzluklar bitecek. Öyleyse ölümü çokça analım. Yolumuz sıkça mezarlıklardan geçsin. Kendi ölümümüzü hayal edelim. Kendi kendimizle hasaplaşalım.

Rabbim bize ve tüm müminlere dünyada hayırlı ölümler Ahirete de hayırlı doğumlar versin inşallah.

15/03/2018 PERŞEMBE

HACI DEDEMİN VEFATI DOLAYISIYLA…

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir




Enter Captcha Here :

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu