Yazılar

Makale: KADIN HAKLARI MI KADINLA YERYÜZÜNÜ İFSAT MI?

Kadın üzerinden bir algı oluşturmak ve kadını kullanarak toplumu dejenere etmek, modern çağın ve bu çağa yön vermek isteyenlerin en önemli ve belirgin özelliklerinden birisidir. Kadın üzerinden toplumlara istikamet belirlemek, bu çağı yönlendiren batı dünyasında kendisini gösteren bir olgu olarak kalmamış tüm dünyayı etkileyen bir olgu olmuştur. İçinde yaşadığımız toplumda da her geçen gün gerek devlet eliyle gerekse de batı paradigmasını bu topraklarda tek geçerli anlayış kılmak isteyen anlayışların isteğiyle artarak devam ettiğini görmekteyiz. Dolayısıyla da toplumla birlikte aynı gemide olmamız ve Allah’ın dininin temsilcisi olma iddiamız gereği bu konuyu gündeme getirmek ve girilen çıkmaz sokak ve neticesinde varılacak bataklık konusunda uyarı görevimizi yapmak adına bu konuyu gündeme almamız gerekiyor.

Allah’ın dini olan İslâm’a göre kadın, insanlık ailesi içerisinde erkekle birlikte bir elmanın diğer yarısı gibidir. Allah indinde üstünlük veya alçaklık bakımından kadın ile erkek arasında bir fark yoktur. Ne erkek, erkek olması sebebiyle kadından üstündür, ne de kadın fiziki yaratılış özellikleriyle erkekten üstündür.

Yine Allah’ın dinine göre kadın ile erkek arasındaki ilişki görev ve sorumlulukların paylaşım üzerinden, fıtratlarına uygun olarak paylaştırılarak belirlenmiştir. Erkek, yaratılışına da uygun olduğu için ailenin ihtiyaçlarını temin etmekle ve onları korumakla görevli kılınmıştır. Kadın ise naif bir fıtrata sahip olduğu için, daha doğru bir ifadeyle öyle bir fıtratta yaratıldıkları için şefkatli bir anne olma, kendisini koruyacak birisinin himayesi altında bulunmak onun en önemli ihtiyaçları arasındadır.

Eski cahiliyye, kadını bir mal olarak görmüş ve Allah’ın bir kul olarak kendilerine verdiği değeri onlara vermemiştir. Kimileri onu bir eşya gibi kullanış, kimileri onun güçsüzlüğünden istifade ederek ona zorla sahip olmak istemiş, Yahudilikte olduğu gibi fıtri özelliklerinden dolayı onu adet gördüğü zamanlarda onu pis bir varlık olarak telakki etmiş, içinde şeytan taşıdıkları için katledilmişler vb.

Modern cahiliyye ise, eski cahiliyyenin kadına vermediği değeri ona verme adına kadını fıtratına yabancılaştırarak bir başka sapmanın mahkûmu haline getirmektedir. Kadını evinden çıkararak sosyal hayat içerisinde yer olmaya yönelik bir takım adımlar atarak, kadını dininden, kültüründen ve manevi değerlerinden soyutlayarak adeta cinsel bir obje haline girmiştir. Modern cahiliyye kendi oluşturmak istediği yeni dünyaya düzenine kadının cinselliğini kullanarak ulaşmak istemiş ve bunu elinde bulunan tüm imkanları kullanarak gerçekleştirmek istemiştir. Lakin bu maksadını “kadın hakları” gibi masum bir yaklaşım üzerinden gerçekleştirmeyi hedeflemiş, asıl maksadını ise gizli tutmuştur.

Batı uygarlığının kendisini kodladığı unsurlardan bir tanesi kadın hakları meselesidir. Öncelikle batı dünyasında başlattıkları bu paradigmayı daha sonra Müslümanların yaşadığı coğrafyalara kadın hakları üzerinden baskı yapılarak taşıdılar.

Gelinen noktada içinde yaşadığımız toplumda, Allah’ın fıtratlarına uygun olarak belirlediği sorumluluk alanlarını kabul etmeyen, kendilerinin bir hakkı olarak gördükleri başta giyim kuşamdan tutunda hemen her konuda nefsinin istediği gibi hareket etmek isteyen kadınların sayısı hiçte azımsanmayacak kadar çoğaldı. Modern kadın, artık erkeğin sorumluluk alanına müdahale etme hakkını kendinde görmekte, erkekle olan ilişki biçimini kendi istediği şekilde belirlemesi gerektiğine inanmaktadır. Erkeğin sorumluluk alanına müdahale olduğunda da ister istemem sorumluluk çatışmaları kaçınılmaz olmaktadır. Çünkü bu durum hem erkeğin yaratılış fıtratına uygun değildir hem de kadının. Fıtrata yönelik her türlü müdahale de ister istemez çok ciddi çatışmaları ve sorunları beraberinde getirmektedir.

Modern kadın Anne olarak çocuklarının sorumluluğunu yüklenmek, ev hanımı olarak evin sorumluluğunu taşımak yerine oda erkeklerin yaptığı her şeyi yapmayı, kendisinin gasp edilmiş bir hakkı olarak görerek göz dikmiş durumdadır. Batı uygarlığına göre bu kadarı da yeterli değildir daha fazlası olmalıdır ve bunun için her fırsatta kadın hakları ve kadına pozitif ayrımcılık gibi konular her daim gündeme taşınmaktadır.

Gelinen noktada evinden ve fıtratından koparılan kadın artık evine ve fıtratına uygun olan Allah’ın kendisi için belirlediği alana yabancılaştı ve kendisine dayatılan yaşam biçimini, nefsinin de isteklerinin de bu yönde olması sebebiyle kanıksadı. Artık modern kadını, yasalarında kendisine tanıdığı haklar sebebiyle başta dinle olmak üzere yaratılış amacına yabancılaştı ve kendisine sunulan hayat anlayışını benimsedi.

Her geçen gün bu anlayışı benimseyen insanların sayısı artmaktadır. Hele birde yeni doğan nesillerin durumunu düşündüğümüzde ne yazıktır ki insanlık ailesi çok kötü bir gelecekle karşı karşıya olduğunu görüyoruz.

Yeni dünyaya gelen kadınlar, bu anlayışın içerisinde dünyaya gözlerini açmış olacaklar. Bu anlayışı normal görerek benimseyecek, dini kendisi için belirlediği alanı ise yanlış ve dayatmacı olarak görecekleridir. Bu zamandan sonra gözlerini dünyaya açanlar bu engeli aşarak fıtratına ve dininin kendisi için belirlediği sorumluluk alanlarına dönmesi imkansız denecek kadar zor olacaktır.

Kısacası bu yanlışta ısrar edildikçe, geri dönüşü olmayacak bir çıkmazın içerisine insanlık ailesi sürüklenmektedir. Batı paradigması, kadınlar üzerinden insanları bir karanlıktan kurtarıp daha koyu olan bir başka karanlığın içerisine sürüklemektedir.

Eski cahiliyenin yanlış kadın algısını düzelteyim derken kadını fıtratına yabancılaştırmak yerine, kendi sorumluluk alanında kalmak şartıyla kadına Allah’ın verdiği değeri vermek için çalışsalardı, erkeği eğiterek kadını kendisinin bir kölesi olarak görmesinin yanlışlığı gösterilseydi daha doğru yapılmış olunmaz mıydı? Bu şekilde de kadın fıtratına yabancılaşmamış olur, insanlık ailesi de kendi varlığını adalet temeli üzerinden sürdürebilirdi.

Şunu da itiraf etmek gerekir ki eski cahiliyenin etkisinde kalan Müslüman halklar da kadını hak ettikleri değeri yeteri kadar vermemiştir. Lakin bu yanlışa karşı çıkmanın yolu kadını dinden ve dini değerlerden uzaklaştırmak, fıtratına ve dinine yabancılaştırmak değil, başta Efendimizin kadınlarla olan ilişkisi merkeze alınarak erkeği ıslah etmek olmalıydı. Çünkü sorunun merkezinde yatan mesele kadının bir insan, bir anne olarak hak ettiği değeri görmemesiydi. Erkek, kadını Allah’ın bir emaneti olarak görmeli, onun hakkına hukukuna riayet etmeliydi. Bu başarıldığı taktirde kadın meselesi de çözülmüş olacaktı.

Şunu da ifade etmek gerekir ki batının kadın hakları gibi sanki kadının savunuyormuş gibi gösterilmeye çalışılan meselenin de hiçte söylendiği gibi olmadığını hatırlatmak gerekir. Nereden mi çıkardık bunu? Batı paradigmasının hâkim olduğu yerlerde kadına yüklenen misyondan ve kadının cinselliği sebebiyle adeta bir meta olarak görmelerinden tabiki.

Dünyayı şekillendirmek isteyen batılı para babaları kendi hedeflerine ulaşmak için tutunacak argümanlar arıyorlardır ve bunu kadınlar olduğunu fark ettiler. Batı paradigmasının dünyaya hâkim olduğu zaman diliminden beridir bu argümanı hep kullandılar ve kullanmaya da devam ediyorlar. Çünkü bu argüman, hedeflerini üzerine oturttukları en önemli sac ayaklarından bir tanesidir.

Müslüman bir kadına düşen hususta bu oyuna gelmemek olmalı, kendisini toplumları ifsat ederek kendi emellerine ulaşmak isteyen ve böylece de insanların hem dünyalarını hem de ahiretlerini yıkıma uğratan bu zihniyete karşı çıkmalı ve gerçek hak ve hürriyetlerin ancak Allah’ın dini olan İslâm’da olduğunun bilinciyle hareket etmelidir. İslâm’ın kendisine verdiği değerin, onu her türlü istismarlardan kurtaracak tek hürriyet olduğunun farkında olmalıdır. İslâm’ın, çocuklar nezdinde babadan daha fazla kendisinin hakkı gözetilmesi gerektiğini hükme bağladığı gibi, kız çocuğu yetiştirmenin cennet vesilesi olduğunu, kendilerine karşı erkeklerin kibar davranmalarını, bu şekilde davranan erkeklerin Allah nezdinde iyi kimseler olduklarını söyleyerek kadına verdiği değeri ortaya koymuştur. Yine üstünlüğün kadın ve erkek olmakta olmadığını ancak sorumluluk bilinciyle hareket etmekte olduğunu bildirmiştir. İnsan neslinin bir erkek ve kadından meydana geldiği ifade edilerek erkekle birlikte aynı düzlemde olduğu ifade edilmiştir.

Sonuç olarak şunu ifade etmek gerekir ki kadınlar insan neslinin devamı için erkekle birlikte bir elmanın diğer yarısı gibidirler. Kadın kendi sorumluluk alanı içerisinde kaldığı sürece kendi fıtratına yabancılaşmadan yaşamını ancak sürdürebilir. Ayrıca topluma karşı da ancak bu şekilde hareket edildiği zaman sorumluluklarını hakkıyla yetine getirebilir. İslâm dini ona yaşatılış fıtratına uygun olan bir sorumluluk alanı belirlemiştir. Aynı şekilde erkeğe de sorumluluk alanı belirleyerek kadın-erkek arasındaki ilişkinin nasıl yürümesi gerektiğinin ilkelerini belirlemiştir. Eğer kadın ve erkek kendi sorumluluk alanlarında kalarak ve aralarındaki hukuka da riayet ederek yaşamlarını sürdürürlerse o zaman hem kadın hak ettiği değeri görecek hem de erkek görecektir. Bunun haricindeki çözüm arayışları insan ailesini bir karanlıktan başka bir karanlığı taşıma dışında bir işlev görmeyecektir.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir




Enter Captcha Here :

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu