Yazılar

Makale: AHMED KALKAN HOCANIN ÖZELİNDE ÇAĞA TANIKLIK YAPMAK

İslamî mücadelenin kökleri, insanlık tarihi ile yaşıttır. İslamî mücadelenin ilk müntesibi Âdem (a.s.)’dır. İslâmî mücadele, Âdem (a.s.) ile başlamış ve kıyamete kadar da devam edecektir. Tüm peygamberler ve onlara tabî olan mü’minler, bu mücadelenin şerefli birer müntesibidirler. Peygamberler ve onlara tabî olan mü’minler, kendi yaşadıkları çağlarda bu mücadelenin karşısında duran kişi ve toplumlara karşı her daim İslâmî mücadelenin içerisinde yerlerini almışlar ve hakkıyla bu mücadeleyi temsil etmeye çalışmışlardır. Tarih bize bu mücadele içerisinden yerlerini alan, bize bu yönüyle rol model olan nice yiğitlerin varlığına tanıklık ederek haber vermektedir.

Peygamberlerin ıslah çabalarıyla birlikte istikameti yakalayan toplumlar, peygamberlerin vefatlarından sonra aradan yılların geçmesi ve nesillerin değişmesiyle istikameti koruyamayarak tekrar sapmalar yaşadıkları görmekteyiz. Nuh (a.s.)’ın yıllarca süren ıslah çalışmaları neticesinden istikameti yakalayan insanlar, daha sonra maalesef istikameti koruyamayarak sapmalar yaşanmış ve onları ıslah ederek istikamete çağırmak için başka peygamberler gönderilmiştir. Hud, Sâlih, İbrâhim, Şuâyb ve diğer tüm peygamberler istikameti koruyamayarak sapan toplumları ıslah ederek tekrar hakkikat çizgisine ulaştırmak için görevlendirilmişlerdir. Konunun bir başka tirajı komik yönü ise, istikameti koruyamayarak sapan tüm toplumların kendilerini hak yolda görmeleri ve istikametin en doğru temsilcileri olduklarını iddia ediyor olmalarıdır.

Bir başka yönüyle de tarih bize, İslâmî mücadele içerisinde yer aldığı halde istikameti koruyamayan, ifrat ve tefrit uçlarına savrulan nice insan ve toplulukların varlığından da haber vermek suretiyle adeta tanıklık yapmaktadır. Başta İsrailoğulları’nın yaşadığı savrulmalar olmak üzere hemen her çağda insanlar, birtakım zümreler eliyle ifrat ve tefrit uçlarına doğru savrulmaya maruz kaldıklarını yüce kitabımızın haber vermesiyle öğreniyoruz. Kimi toplumların veya kişilerin, dinde aşırı giderek istikameti koruyamayarak savrulduklarını gördüğümüz gibi, kimilerinin de dinin hükümlerine karşı lakayt hareket ederek istikametten sapmalar yaşadığını görüyoruz.

Yüce Kitabımızın da haber vermesiyle öğrendiğimiz İsrailoğulları’nın istikameti koruyamayarak yaşadıkları sapmalar, Efendimizin vefatından sonra kendilerini İslâm’a nispet eden Müslümanların için de söz konusu olmuştur. Müslümanların tarihini incelediğimizde nice kişi ve zümrelerin istikameti tümüyle koruyarak hareket edemediklerini, aksine istikametten saparak nice sapmalar yaşadıklarına tanıklık ediyoruz. Efendimiz ve O’nun çizgisini muhafaza etmekte çok hırslı olan ilk iki hâlife, kendi dönemlerinde dirayetli bir siyaset uygulayarak her türlü sapmalara karşı tedbirler alınmış ve istikameti korunmuşlardır. Fakat Hz. Osman (r.a.) ve sonrasında, maalesef istikametten sapmalar baş göstermiş ve neticede Müslümanlar arasında telafisi mümkün olmayacak boyutlarda yozlaşmalar yaşanmıştır. İlk başta siyaset alanında gerçekleşen sapmalar, süreç içerisinde fikri alanlarda da kendisini göstermiş, bütün bunların bir neticesi olarak da toplumun yaşantısında gözle görülür yozlaşmalar meydana gelmeye başlamıştır.

Yaşanan istikametten sapmalara karşı toplumları uyaran, insanların tekrardan istikamet bulması için çalışan nice ıslah önderleri tarihi süreç içerisinde oraya çıkmış ve toplumları bilinçlendirmeye çalışmışlardır. Toplumları ıslah etmek maksadıyla birçok hareket tarihin tozlu sayfalarında yerlerini almışlardır. Toplumlara istikamet kazandırmak için ortaya çıkan hareketler, yıllara sari süreçlerde ne yazıktır ki kimi zamanlar istikameti koruyamayarak savrulmalar yaşamışlardır. Toplumlara istikamet kazandırmak için ortaya çıkanlar, toplumların sapmalarına katkı sunacak bir savrulmanın içerisine kendilerini bulmuşlardır. İslâmî olma iddiası taşıyan hareketlerin bu savrulmaları bezen ortaya çıktıkları yüzyılda yaşanırken bezen da uzun yıllara varan süreçler içerisinde söz konusu olmuştur.

Yaşadığımız çağda ve ülkede de topluma istikamet kazandırmak için ortaya çıkmış, kendilerini İslâm’a nispet eden birçok İslâmî hareket olmuştur. Ortaya çıkan bu hareketlerin bir kısmının, ta baştan itibaren istikameti yakaladıklarını iddia etmek mümkün görünmemektedir. İslâmî olma iddiası taşıyan bu hareketler, kendi zaviyelerinden toplumları ıslah etmek için çalışmışlardır. Bu hareketler içerisinde, Kur’an ve Efendimizin sünnetini tek belirleyici olarak gören tevhid eksenli hareketler de olmuştur. Bu hareketler, özellikle 70’lı yılların sonlara doğru ortaya çıkmış ve topluma seslerini duyurmaya, toplumu ıslah etmeye başlamışlardır. Bu topraklarda yeni olmasına rağmen tevhidî anlayış, özellikle de gençler tarafından sahiplenilmiştir. Tevhidî uyanış, Kemalist ve laik zümrelerin tüm baskılarına rağmen çok ciddi bir ivme kazanmış ve 80’li yıllardan sonra Kemalist kadrolarca ülkedeki en büyük tehlike ilan edilecek kadar bir tabana ulaşmıştır.

Ülkede ki muhafazakâr halkın beklentileri gerçekleştirmek için kurulan siyasi partiler, süreç içerisinde Tevhidî uyanışında desteğini almak gayesiyle bu hareketlerle temaslar kurmuş ve yıllara dayanan bu süreçle de nice tevhidî hareketin, istikametten sapmalarına sebebiyet vermiştir. Ortaya çıkış amaçları olarak Allah’ın kanunlarının uygulandığı, Efendimizin Medine’de kurduğu İslâm devleti gibi bir devlet kurmak olan bu hareketler, süreç içerisinde bu istikametini koruyamayarak laik ve Kemalist devleti; bazı yönlerini eleştirseler de benimsemeye başladılar. Özellikle de akp’nin iktidar olmasıyla birlikte bu süreç daha bir ivme kazanmış ve neticede tevhidî olma iddiası taşıyan hareketler büyük bir savrulmalar yaşamışlardır.

Gelinen noktada, daha önce tevhidî uyanışın öncü kadroları arasında yerini alan nice şahsiyetler, maslahat fıkhı üzerinden sistem veya en azından laik ve Kemalist sistemi yönetenleri destekleme yolunu seçerek daha önceki iddialarından bir yönüyle vazgeçtiler. Daha önceleri, sistemin tamamen değiştirilerek İslâmî esaslara göre yeniden oluşturulması gerektiğini iddia edenlerin bir kısmı, bu iddialarından dönerek laik ve Kemalist sistemle barışarak istikametten sapmışlardır. Kimileri de kötünün iyisi oldukları gerekçesiyle âyet ve hadislerde kendini bulan nebevî hareket modelini bir kenara iterek, maslahat fıkhı üzerinden hedefe ulaşıncaya kadar Kemalist sistemi yöneten, tâğutî yönetimleri ayakta tutan kimseleri destekleme yoluna giderek, istikametten uzaklaşmaya başlamışlardır. Nebevî hareket modelinin çağımızdaki tanıkları olması gereken veya en azından bu iddiaları taşıyanlar, süreç içerisinde İslâmî değerlere düşmanlık üzerine kurulmuş bir devleti, laiklik ve Kemalist kimliğine bağlılık yemini ederek yönetenleri, İslâmî değerlere saygılı oldukları gerekçesiyle desteklemeyi kulluk görevleri arasında görmeğe başlamışlardır.

Bu olumsuz tablo yanında, bu coğrafyada istikametini koruyarak tevhidî söylemlerini sürdüren yapılar ve öncü şahsiyetler de olmuştur. Her ne kadar, bu kimseler, istikameti koruyamayarak savrulan kimseler kadar sayıca çok olmasalar da yaşanan nice kırılma noktalarında istikameti korumayı başarmış ve tevhidî olma iddialarını sürdürmüşler, laik ve Kemalist sistemle mücadelesini tevhidî söylemler üzerinden devam etmişlerdir.

İslâmî olma iddiasında olan bir hareketin, varlığını sürekli kılmak ve istikameti koruyabilmek için şu üç özelliği bünyesinde bulundurması gerekmektedir. Fikri ve ilmi manada yeterlilik, ahlâk ve takvada donanımlı olmak ve mücadele kabiliyetinin olması. Bu üç husus, Kur’an’ın da üzerinde önemle durarak hedef gösterdiği, bu özellikleri taşıyanların diğerlerinden daha faziletli olduklarını ifade ettiği özelliklerdir.

Fikrî ve ilmî donanımlı olanların üstünlüğünü Kur’an şu şekilde ifade eder; “De ki: “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 9) Yine başka bir âyette de şu şekilde buyurulur; “Kulları içinden ancak âlimler, Allah’tan (gereğince) korkar.” (Fâtır, 28)

Kur’an’da, mücadele alanından kaçmayarak yerlerini alanların, almayanlardan daha üstün olduğuna dair ise şu şekilde buyurulur; “Müminlerden -özür sahibi olanlar dışında- oturup kalanlar, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad etmekte olanlara eşit olamazlar. Allah, malları ve canlarıyla cihad edenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kıldı.” (Nisâ, 95)

Yine Kur’an’da, ahlâk ve takva yönünden nitelikli olanların diğerlerinden daha üstün olduğuna yönelik olarak da şu şekilde buyurulur; “Şüphesiz Allah katında en üstün olanınız, Allah’a en çok saygı duyanınızdır. Allah her şeyi bilendir; her şeyden haberdar olandır.” (Hucurât, 18)

Bu özellikleri bünyesinden barındıran bir Müslüman, Allah katında bu özellikleri kendinde barındırmayan Müslümanlardan daha muteber olduğu gibi bu özelliklere sahip olan hareketler de diğer hareketlere oranla, Allah’ın yardımını daha fazla hak eden hareketler olacaklardır.

Türkiye’deki tevhidî hareketler içerisinden çok nadide entelektüel birikime sahip olan insanlar yetiştiği gibi ilmî seviyesi yüksel insanlar da yetişmiştir. Organize kabiliyeti ve mücadele azmi yüksel seviyelerde olan insanlar da hiç kuşkusuz ki yetişmiştir. Yine iç arınmayı merkeze alan ve İslâm ahlâkını kendilerinde yaşam tarzı haline getiren insanlar da bu hareketler içerisinde yerlerini almışlardır. Fakat bu üç özelliği tümüyle bünyesinde toplayan nadir insanlar yetişmiştir. Belki de Türkiye’deki İslâmî olma iddiasında bulunan hareketlerin tevhidî söylemlerinin toplum nazarında bir karşılık bulmamasının en önemli sebebi bu olsa gerekir. Yani, söylemlerinde iddialı oldukları kadar ibâdetlerinde  ihlaslı, davranışlarında güzel ahlâkın örnekliği ortaya koyan ve ayrıca ilmî yeterliliği olup da hareketi bu ilmîlik  temeli üzerinde konumlandıran bir pratik ortaya koyamamalarıdır.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi Türkiye’deki tevhidî uyanış hareketlerinin içerisinde hem ilmî yeterliliği olan hem güzel ahlâk sahibi olan hem de İslâmî mücadelenin içerisinden aktif bir şekilde yer alarak sorumluluklarını kuşanan insanlar, yok denecek kadar az olduğunu söylemiştik. İşte bu nadide insanlardan birisi de Ahmed Kalkan hocaydı. Kendisi ilim ehliydi. İlmî, sadece geçmiş âlimlerin söylediklerini tekrar etmekten ibaret olarak tanımlamaz, gerçek ilmin, Kur’an ve sünnetin günümüzün problemlerini ışık tutacak şekilde toplumun gündemine taşınması olduğuna inanır, tüm konuşmalarında, makalelerinde ve kitaplarında bunu işlerdi. Gerçek manada âlimlerin, çağın problemlerine Kur’an ve sünnetten reçeteler sunan kimseler olduğunu söyler, geçmiş dönemin sorunlarına yönelik olarak yapılan yorum ve içtihatların din haline getirilmesini ilim olarak görmezdi. Hemen her türlü bilginin önemi üzerinde dururdu, lakin tevhid ilmine ayrıca bir önem verir ve öneminden dolayı her daim onu gündeme taşımaya çalışırdı. İlimsiz hareket edenlerin, sırat-ı müstakimden sapmalarının kaçınılmaz olacağını ifade ederdi. O, gününün büyük bir kısmını yazma, anlatma ve okumaya ayırırdı. Evi adeta koca bir kütüphane gibiydi. İlmi noktada kendisinden yardım isteyenlere hiçbir zaman yok demez, mutlaka uygun bir zaman bulur yardımcı olmaya çalışırdı.

Öğrencisi olduğum için kendisini olduğundan farklı göstermek adına bunları söylüyor değilim. Evet belki bilgi birikimi olarak Ahmed Kalkan hocayı cebinden çıkaracak kadar bilgi birikimine sahip olan başta ilahiyât akademisyenleri olmak üzere çokça insanlar vardır. Fakat ilmiyle âmil olan, hakkı ve hakikati O’nun gibi olduğu gibi söylemekten sakınmayan ve bunu bir dünyalık beklentisine de dönüştürmeyen insanlar yok denecek kadar azdır. Yine güncel sorunların çözümünde Kur’an ve Sünneti aktif olarak kullanan, Kur’an ve sahih sünnetin mesajını güncelleyerek toplumun gündemine taşımaya çalışan çok az insanlardan birisiydi.

Yine sözün edebiyatını yapmayan birisiydi. Evet, edebiyatçı olduğundan dolayı yeri geldiğinde kelimelere ve harflere takla attırmasını iyi bilirdi, fakat bunu hep dâvâsı için kullanırdı. Yine sözü doğru ve etkili kullanma sanatlarını da iyi bilir ve bunu sağlığının el verdiği oranda kullanırdı. Bütün bunları, bir başkalarına üstünlük taslamak veya dünyevî bir fayda elde etmek için kullanmazdı. Gerek ibâdetlerinde gerekse de ahlâkında bildiklerini uygulamaya çalışırdı. Bilgiyi pratiğe aktaran ve bunun mütevazılığını da muhafaza eden birisiydi. Kendisine ulaşmak bir tuş kadar yakındı. Evi herkese açıktı ve misafirleri eksik olmazdı. İnsanların küçük-büyük tüm sorunlarıyla gücü oranında ilgilenir, asla duyarsız kalmazdı. Yani kısacası O, ahlâk noktasında da tevhidî uyanış sürecinin yetiştirdiği ender insanlardan birisiydi. Tevhidi söylemi, sadece fikir telakkisiyle değil, bu söylemi ahlâkî meziyetlerle ete kemiğe büründüren birisiydi.

Aynı şekilde, onlarca hastalığına rağmen İslâmî mücadele alanlarını hayatı boyunca hiç terk etmedi. Hastalıklarının bir kısmi bile bir kimse de bulunsa, bu durumu İslâmî çalışmalarda bulunmamak için bir mazeret göstereceği bir durumda, o bir insanın takat getirmekte zorlanacağı hastalıklarına rağmen hep ön sıralarda yerini aldı. Allah’a niyazı hep şu şekildeydi; “Ey Allah’ım! Canımı ya secde de ya hakkı söylerken kürsü de ya da mücadele ederken cephede al!” Bunu sadece sözlü dua olarak yapmadı, aynı zamanda fiili dua da yaparak hayatını tamamladı.

Ahmed Kalkan Hoca, tıpkı Seyit Kutup gibi kendi yaşadığı bu çağda tevhidî düşüncenin tanıklığını yaptı. Her türlü zorluğuna ve beden isteyen risklerine rağmen, tevhidi haykırmadan bir an olsun geri durmadı. Tevhide zarar veren anlayışları ve düzenleri kendisine düşman bilmişti. Bu konuda en büyük düşmanın düzenler olduğunu vurgulayarak onlara hakkı haykırmakla ömrü geçti. Hiçbir zaman onlarla sürdürdüğü mücadeleyi maslahat gibi hususların arkasına sığınarak terk etmedi. Düzenin uzattığı havuçların Müslümanları zehirleyeceğini haykırdı durdu. Rabbani bir amaca ancak Rabbani metotla gidileceğini tüm gür sesiyle haykırdı. İslâm dışı düzenlerin insanları uyutmak için gündeme getirdikleri demokrasilerin birer küfür ideolojileri olduğunu her fırsatta söyledi. Düzenle sürdürdüğü mücadelenin, ancak düzenin tamamen İslâmî olacağı zamana kadar devam edeceğini, bu gerçekleşene kadar mevziiyi asla terk etmeyeceğini ilan etti. İslâm dışı düzenlerin şirk ve günahlar başta olmak üzere her türlü fısk-ı fücurun merkezi olduğunu, bu bataklıkların kurutulmadan sivrisineklerin bitmeyeceğini her zaman ve her fırsatta gündeme getirdi.

Türküye’deki tevhidî uyanışın içerisinden ilmiyle, ahlâkıyla ve mücadelesiyle bir bütün olarak var olan, tüm bu meziyetleri kendinde toplamış birisiydi Ahmed Kalkan Hoca. Türkiye’deki istikametini koruyan tevhidî uyanış hareketi, böylesine emsallerine az rastlarını bir hocasını, âlimini, dâvâ adamını, ağabeyini kaybetti. Umuyoruz ki hâlâ istikameti koruyarak tevhidî olma iddiası taşıyan Müslümanlar, içlerinden O’nun boşluğunu dolduracak, başka Ahmed Kalkan’lar yetiştirecektir. O’ndan bayrağı devralarak, kendilerinden sonraki nesillere o bayrağı şerefle taşıyacak insanlar çıkaracaktır. Ahmed Kalkan hocanın de her zaman; “Ben hocalarımı geçtim, sizler de beni geçmelisiniz” dediği gibi Allah’ın izniyle O’ndan daha nitelikli ve ilmi donanımlı olan, ölüm gelinceye kadar mücadele sahasını terk etmeyen, İslâmî bilginin ahlâkını kuşanan nice Ahmed Kalkan’lar ortaya çıkacak, O’nun bıraktığı kutlu sancağı daha engin ufuklara çıkaracaklardır.

Nasıl ki Seyit Kutup’ların yaktığı meşale onların vefatından sonra da insanları aydınlatmaya devam ediyorsa, Ahmed Kalkan hocanın da yaktığı meşale kendinden sonra insanları aydınlatmaya devam edecektir. O’nun bu topraklara ektiği tohum elbette yeşerecek ve mahsulünü verecektir. Nasıl ki tohum yeşermek için toprağın altına girmesi gerekiyorsa, fikirlerinin yeşermesi için O’da toprağın altına girmiştir. İnanıyorum ki O’nun ölümü, nice canlı cenaze olan insanlar için dirilişin habercisi olacaktır. Hayattayken O’nun kıymetini bilmeyenler, vefatıyla birlikte ne kadar büyük bir kayıp yaşadıklarının kahredici pişmanlıklarını yaşayacaklardır.

Selam olsun, tevhidî ve nebevî istikameti koruyan muvahhitlere! Hayatlarının merkezine bu kutlu İslâm dâvâsını koyanlara! Bu uğurda kendilerine sunulmuş olan imkanları en iyi şekilde değerlendirerek Rablerine kavuşanlara ve sırasını bekleyenlere! Kendi yaşadıkları çağda, İslâmî dâvânın tanıklığını yapanlara!

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir




Enter Captcha Here :

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu