_Lesson-Detail

ATALAR YOLU

Bu haftaki akaid dersimizde Atalar Yolu konusunu Asım ŞENSALTIK’ın sunumuyla gerçekleştirildi.

Peygamberlerin Allah’tan getirdiği hakikate, sadece Allah’a kulluk yapma mesajına karşı müşriklerin “atalarının yolu”nu gerekçe gösterip ecdatperestlik yapmaları Kur’ân-ı Kerim’de 25 yerde gündeme getirilir. Atalarının izini takip etmelerinin, atalarının yolunu şuursuzca sürdürmelerinin İlâhî ölçüye ters olduğu gibi, akla mantığa da uygun olmadığı, geçersiz bir gerekçe, daha doğrusu şirk için bahâne olduğu vurgulanır.

“Onlara (müşriklere): ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ denildiği zaman onlar, ‘Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız’ dediler. Ya ataları bir şey anlamamış, doğruyu da bulamamış idiyseler? (Hidâyet çağrısına kulak vermeyen) kâfirlerin durumu, sadece çobanın bağırıp çağırmasını işiten hayvanların durumuna benzer. Çünkü onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple düşünmezler.” (2/Bakara, 170-171)

Atalar dinini oluşturan temel öğelerin neler olduğu üzerinde durularak şu maddeler halinde gündeme getirildi.

Atalar Dinini Oluşturan Temel Öğeler.

  1. Ataların bağlı oldukları din ve bu dinin kutsal değerleri.
  2. Ataların kendilerinden din öğrendikleri Alimlerin yanlış yapamayacağı anlayışları.
  3. Atalar dinini oluşturan önemli etkenlerden biriside ata alimler olarak kabul edilen kimselerin eski ve etkilendikleri dinlerin birtakım unsurlarının din ile sentezleme yaklaşımları.
  4. Toplumları idare eden siyasi erklerin atalar dinini toplumlarına dayatmaları.
  5. Toplumun Alim olarak kabul ettiği kişilerin insanları bu tür bir algıya çağırması.
  6. Toplumlarda ve kişilerde var olan ve ırka dayalı bir yüceltmeci algı ve diğer ırklara ve bu ırkların bağlı bulundukları inanç ve yaşayışları kabullenmek istememeleri.
  7. Dini eski veya yaşadıkları hayat şeklini esas olarak anlamaya çalışarak bu çerçevede bir din algısı oluşturmaları.
  8. Bireylerin içlerinde yaşadıkları toplum ile uyumlu bir yaşam sürmek istemeleri ve toplumla zıtlaşacak inanç ve yaşayışlardan kaçınmak istemeleri. Bunun sebebi genellikle insanlara çıkarları doğrultusunda hareket etmeleri ve çıkarlarına zarar verecek şeylerden de kaçınmalarıdır. Toplum ile uzlaşı içerisinde olmak kişinin dünyevi çıkarları için gerekli bir yaklaşımdır. 
  9. İnsanların taklitçiliği esas almaları da atalar dininin oluşturan temel bir öğedir.
  10. İnsanların düşünme yeteneklerini kullanmamaları da içerisinde yaşadıkları toplumun doğrularını kabul etmelerini gerektirmektedir. 

Daha sonra Atalara dininin devamını sağlayan temel etkenlerin neler olduğu gündeme getirilerek bunlar şu şekilde ifade edildi.

Atalar Dininin Devamını Sağlayan Etkenler Nelerdir

ü  Taklit anlayışı

ü  Hocaların yönlendirmesi

ü  Devletin baskıları

ü  Var olan bu yaklaşımdan çıkar sağlayan zümrelerin yönlendirmesi

ü  İnsanların düşünme yetilerini kaybetmeleri

ü  İnsanların yaşam standartlarını değiştirmek istemeyişleri

ü  Toplumun kınamasına muhatap olmak istememek

ü  Atalar dininin kişinin nefsine hitap etmesi

ü  Dinin kişiden istediği sorumlulukların kişinin nefsine ağır gelmesi

ü  Kişilerde var olan çoğunluğun doğru bildiği ve çoğunluğa uyma anlayışları

ü   Kavmiyetçilik

ü  Atalara karşı duyulan sevgi, saygı ve güven hissi

ü  Hak dini yanlış tanıma

ü  Hak din davet eden kimselere karşı güven oluşmaması

ü  Hak dinin davetçilerinin örnek bir yaşayış içerisinde olamayışları

 

  • Toplumlar sosyolojik olarak içerisinde yaşadıkları ve kendilerinden önceki atalarından aldıkları hayat tarzların kururlar.
  • Bireyler kendilerinden önce yaşayan atalarının ve özelliklede atalarının bu yaşam şeklerini oluşturan ve alim olarak kabul edilen kişilere duydukları güvenden dolayı atalarının yanlış yapamayacaklarına inanır ve atalarından devraldıkları inanç ve yaşam standartlarına başlı kalırlar.
  • Bireyler içerisinde yaşadığı toplumun yaşam şeklini benimseyerek hayatını bunlar çerçevesinde yaşarlar.
  • Peygamberlerin davetlerine kavimlerinin verdiği ve İslam’a antitez olarak sundukları şey atalar dinidir.

Atalar dininin devamını sağlayan temel etkenler gündeme getirildikten sonra İslam’ın bu konuda biz iman edenlerden nasıl bir tutum sergilememiz gerektiği şu maddeler halinde özetlendi.

İslam’ın Bizden İstediği Yaklaşım Nedir

  1. Doğrunun ölçüsü atalar değil vahiydir.
  2. Sosyal bağlar uymamız gereken doğruları belirlemede birinci derecede etken olamazlar.
  3. Ataların her insan gibi yanlış yapabilme zaafları söz konusu olan insanlardır.
  4. İnsanları sevmekle onları her konuda ölçü olarak kabul etmek aynı şeyler değildir.
  5. Ataların doğrularını, Kur’an ve dinin doğruladığı ölçüde biz bunları doğru kabul etmeliyiz.
  6. Körü körüne bir taklit yaklaşımı bir Müslüman’ın kabul edebileceği bir yaklaşım şekli değildir.
  7.  İnsanların temel sorumluluğu atalara değil kendilerini yaratan Allah’a itaat etmeleridir.
  8. Şeksiz ve şüphesiz itaat ancak ve ancak Allah ve Resulüne yapılır atalara ve topluma değil.
  9. Atalar dinin sadece tarihte kalmış bir olgu veya Müslüman olmayan insanların bir problemi değil bütün insanlarla beraber Müslüman olan insanlarında düşebileceği bir problemdir.
  10. Alimlerin kutsanması dinin kendisinden kaynaklanan bir yaklaşım değil Müslümanların tarihi süreçte içerisine sürüklendikleri bir uçurumdur.
  11. Peygamberler dışında hata yaptığında Allah tarafından düzeltilen ve bu anlamda hatadan korunan hiçbir kimse yoktur.
  12. Biz Müslümanların bu konuyla alakalı dikkat etmemiz gereken en büyük problem Müslümanlar tarafından oluşturulan atalar dinidir. Ata alimlerin oluşturduğu İslam algısını dinin kendisi olarak görmek bu yaklaşımın temel bir algısı haline gelmiştir.
  13. Kur’an’ın Rabbimiz tarafında korunmasının ve kıyamet kadar aramızda bozulmadan kalmasının temel bir hakikati bütün insanların yanlış yapabileceği gerçeğidir.
  14. Allah bizi ata ilimlerin oluşturduğu din algısında değil, kendi gönderdiği kitabı olan Kur’an’dan hesaba çekecektir.

Dersimiz son olarak konu ile alakalı ayetlerin gündeme getirilmesiyle son buldu.

“Onlara, ‘Allah’ın indirdiğine ve Rasûl’e gelin’ denildiği vakit, ‘babalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol) bize yeter’ derler. Ataları hiçbir şey bilmiyor ve doğru yol üzerinde bulunmuyor iseler de mi?” (5/Mâide, 104)

“Müşrikler/putperestler diyecekler ki: ‘Allah dileseydi, ne biz şirk/ortak koşardık ne de atalarımız şirk koşardı. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.’ Bu şekilde onlardan öncekiler de (peygamberleri) yalanladılar da sonunda azâbımızı tattılar. De ki: ‘Yanınızda bize açıklayacağınız bir bilgi var mı? Siz zandan başka bir şeye uymuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.” (6/En’âm, 148)

“Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: ‘Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti’ derler. De ki: ‘Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” (7/A’râf, 28)

“(Âd kavmi, peygamberleri Hûd (a.s.)’a) Dediler ki: ‘Sen bize tek Allah’a kulluk etmemizi ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer doğrulardan isen, bizi tehdit ettiğini (azâbı) getir. (Hûd) dedi ki: ‘Artık size Rabbinizden bir azap ve bir gazab/hışım inmiştir. Haklarında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınızın taktığı kuru isimler hususunda benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin öyleyse, şüphesiz ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.” (7/A’râf, 70-71)

“Kıyâmet gününde, ‘Biz bundan habersizdik’ demeyesiniz diye Rabbin Âdem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini aldı ve onları kendilerine şâhit tuttu ve dedi ki: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (Onlar da), ‘Evet (Rabbimiz olduğuna) şâhit olduk’ dediler. Yahut, (ne yapalım) daha önce babalarımız Allah’a şirk/ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik, (onun için biz de onların izinden gittik. Ahd’i) iptal edenlerin yüzünden bizi helâk edecek misin?” (7/A’râf, 172-173)

“Onlar (Firavun ve toplumu) dediler ki: ‘Babalarımızı üzerinde bulduğumuz (dinden) bizi döndüresin ve yeryüzünde ululuk sizin ikinizin olsun diye mi bize geldin? Halbuki biz size inanacak değiliz.” (10/Yûnus, 78)

“(Semûd kavmi) Dediler ki: ‘Ey Sâlih! Sen, bundan önce içimizde ümit beslenen birisiydin. (Şimdi) babalarımızın taptıklarına (putlara) tapmaktan bizi engelliyor musun? Doğrusu biz, bizi kendisine (kulluğa) çağırdığın şeyden ciddî bir şüphedeyiz.” (11/Hûd, 62)

“(Medyen halkı) Dediler ki: ‘Ey Şuayb! Babalarımızın taptıklarını (putları) bırakmamızı, yahut mallarımızda (eksik veya fazla verme hususunda) dilediğimizi yapmayı terk etmemizi sana namazın mı emrediyor? Hakikaten sen yumuşak huylusun, çok akıllısın, (diyerek alay ettiler).” (11/Hûd, 87)

“O halde onların tapmakta oldukları şeylerden (bu şeylerin onları azaba götürdüğünden) şüphen olmasın. Çünkü onlar ancak daha önce babalarının taptığı gibi tapıyorlar. Biz onların (azaptan) nasiplerini mutlaka eksiksiz olarak vereceğiz.” (11/Hûd, 109)

“(Yusuf dedi ki:) Ey zindan arkadaşlarım! Çeşitli tanrılar mı daha iyi, yoksa kahredici olan bir tek Allah mı? Siz, Allah’ı bırakıp sadece sizin ve atalarınızın taktığı (birtakım anlamsız) isimlere tapıyorsunuz. Allah onlar hakkında herhangi bir delil indirmemiştir. Hüküm Allah’tan başkasının değildir. O da Kendisinden başkasına ibâdet etmememizi emretmiştir. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler.” (12/Yûsuf, 39-40)

“Sizden öncekilerin, Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin haberleri size gelmedi mi? Onları Allah’tan başkası bilmez. Peygamberleri kendilerine mûcizeler getirdi de onlar, ellerini peygamberlerinin ağızlarına bastılar, (hakkı söylemelerini engellemek istediler) ve dediler ki: ‘Biz, size gönderileni inkâr ettik ve bizi, kendisine çağırdığınız şeyden şüphelendirici bir kuşku içindeyiz. Peygamberleri dedi ki: ‘Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? Halbuki O, sizin günahlarınızdan birkısmını bağışlamak ve sizi muayyen bir vakte kadar yaşatmak için sizi (hak dine) çağırıyor. Onlar dediler ki: ‘Siz de bizim gibi bir beşerden başka bir şey değilsiniz. Siz bizi atalarımızın tapmış olduğu şeylerden döndürmek istiyorsunuz.” (14/İbrâhim, 9-10)

“Müşrikler dediler ki: ‘Allah dileseydi ne biz, ne de babalarımız ondan başkasına ibâdet ederdik. Onun emri olmadan hiçbir şeyi de haram kılmazdık!’ Onlardan öncekiler de böyle demişlerdi. Peygamberlerin üzerine açık-seçik tebliğden başka bir şey var mı?” (16/Nahl, 35)

“Onların da (Allah evlât edindi diyenlerin), atalarının da bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. (Onların küfür ve iftira husûsunda) ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Çünkü yalandan başka bir şey söylemiyorlar.” (18/Kehf, 5)

“Andolsun Biz, daha önce İbrâhim’e de hidâyet, dürüstlük ve bilgi gücü vermiştik. Biz onu iyi tanırdık. O, babasına ve kavmine: ‘Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller nedir böyle?’ demişti. Dediler ki: ‘Biz, babalarımızı bunlara tapar kimseler olarak bulduk.’ ‘Doğrusu, dedi, siz ve babalarınız, açık bir sapıklık içindeymişsiniz.” (21/Enbiyâ, 51-54)

“Andolsun Biz Nûh’u kavmine gönderdik. ‘Ey kavmim! dedi, Allah’a kulluk edin. O’ndan başka ilâhınız yoktur. Hâlâ sakınmaz mısınız? Bunun üzerine, kavminin içinden kâfir olan liderler topluluğu; ‘Bu, dediler, tıpkı sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey değildir. Size üstün ve hâkim olmak istiyor. Eğer Allah (peygamber göndermek) isteseydi, muhakkak bir melek gönderirdi. Hem biz bunu geçmiş atalarımızdan da böyle bir şey işitmiş değiliz.” (23/Mü’minûn, 23-24)

“Onlar, öncekilerin dediklerinin benzerini söylediler. Dediler ki: Sahi biz, ölüp de bir toprak ve kemik yığını haline gelmişken, mutlaka yeniden diriltileceğiz, öyle mi? Hakikaten, gerek bize, gerekse daha önce atalarımıza böyle bir vaadde bulunuldu; (fakat) bu geçmiştekilerin masallarından/efsânelerinden başka bir şey değildir.” (23/Mü’minûn, 81-83)

“(Rasûlüm!) Onlara İbrâhim’in haberini de naklet. Hani o, babasına ve kavmine: ‘Neye tapıyorsunuz?’ demişti. ‘Putlara tapıyoruz ve onlara tapmaya devam edeceğiz’ diye cevap verdiler. İbrâhim: ‘Peki, dedi, yalvardığınızda onlar sizi işitiyorlar mı? Yahut size fayda ya da zararları olur mu?’ Şöyle cevap verdiler: ‘Hayır, ama biz babalarımızı böyle yapar bulduk.’ İbrâhim dedi ki: ‘İyi ama, ister sizin, ister önceki atalarınızın olsun, neye taptığınızı (biraz olsun) düşündünüz mü? İyi bilin ki onlar benim düşmanımdır; ancak âlemlerin Rabbi (benim dostumdur).” (26/Şuarâ, 69-77)

“Kâfirler dediler ki: ‘Sahi, biz ve atalarımız, toprak olduktan sonra gerçekten (diriltilip) çıkarılacak mıyız?’ Andolsun ki, bu tehdit bize yapıldığı gibi, daha önce atalarımıza da yapılmıştır. Bu, öncekilerin masallarından/efsânelerinden başka bir şey değildir. De ki: ‘Yeryüzünde gezin de, günahkârların âkıbeti nice oldu, bir bakın!” (27/Neml, 67-69)

“Mûsâ onlara apaçık âyetlerimizi getirince, ‘Bu, olsa olsa uydurulmuş bir sihirdir. Biz önceki atalarımızdan böylesini işitmemiştik’ dediler. Mûsâ şöyle dedi: ‘Rabbim, kendi katından kimin hidâyet rehberi getirdiğini ve hayırlı âkıbetin kime nasip olacağını en iyi bilendir. Muhakkak ki, zâlimler iflâh olmazlar.” (28/Kasas, 36-37)

“Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ dendiğinde: ‘Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyarız, derler. Ya şeytan, onları alevli ateşin azabına çağırıyor idiyse!” (31/Lokman, 21)

“Onlara açık açık âyetlerimiz okunduğu zaman demişlerdi ki: ‘Bu, sizi babalarınızın taptığı (putlardan) çevirmek isteyen bir adamdan başkası değildir. Bu (Kur’an) da uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir.’ Hak kendilerine geldiğinde hakkı inkâr edenler de: ‘Bu, apaçık bir büyüdür, başka bir şey değildir’ dediler.” (34/Sebe’, 43)

“Sonra kesinlikle onların dönüşü, çılgın ateşe olacaktır. Kuşkusuz onlar atalarını dalâlette buldular da peşlerinden koşup gittiler. Andolsun ki, onlardan önce eski toplumların çoğu dalâlete düştü. Kuşkusuz, Biz onlara uyarıcılar göndermiştik. Uyarılanların âkıbetinin ne olduğuna bir bak! Allah’ın ihlâslı kulları müstesnâ” (37/Sâffât, 68-74)

“Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı tutunuyorlar? Hayır! Sadece, ‘biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izinde gidiyoruz’ derler. Senden önce de hangi memlekete uyarıcı göndermişsek mutlaka oranın varlıklıları: ‘Babalarımızı bir din üzerinde bulduk, biz de onların izlerine uyarız’ derlerdi. ‘Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz (din)den daha doğrusunu getirmişsem (yine mi bana uymazsınız)?’ deyince, dediler ki: ‘Doğrusu biz, sizinle gönderilen şeyi inkâr ediyoruz.’ Biz de onlardan intikam aldık. Bak, yalanlayanların sonu nasıl oldu?” (43/Zuhruf, 21-25)

“Bunlar (putlar), sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Allah onlar hakkında hiçbir delil indirmemiştir. Onlar zanna ve nefislerinin aşağı hevesine uyuyorlar. Halbuki kendilerine Rableri tarafından yol gösterici gelmiştir.” (53/Necm, 23)

“Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi veliler/dostlar edinmeyin. Sizden kim onları dost edinirse, işte onlar zâlimlerin kendileridir. De ki: ‘Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticâret, hoşlandığınız meskenler (evler, konaklar, köşkler) size Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha sevgili ise, artık Allah emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.” (9/Tevbe, 23-24)

“Allah’a ve âhiret gününe iman eden bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabâları da olsa- Allah’a ve Rasûlüne düşman olanlarla dostluk ettiğini görmezsin. İşte onların kalplerine Allah, iman yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedî kalacaklardır. Allah onlardan râzı olmuş, onlar da Allah’tan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar, Hizbullah’tır/Allah’tan yana olanlardır. İyi bilin ki Allah’tan yana olanlar, kuşkusuz kurtuluşa erenlerdir.” (58/Mücâdele, 22)

“Nûh Rabbine duâ edip dedi ki: ‘Ey Rabbim! Şüphesiz (boğulmuş olan) oğlum da ehlimden/âilemdendir. Senin vaadin ise elbette haktır. Sen Hâkimler Hâkimisin.’ Allah buyurdu ki: ‘Ey Nûh! O asla senin âilenden değildir. Çünkü o, sâlih olmayan bir amel sahibi idi (Kâfirdi). O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi Benden isteme. Ben sana câhillerden olmamanı tavsiye ederim.” (11/Hûd, 45-46)

“Biz, insana ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer onlar, seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) Bana şirk/ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak Banadır. O zaman, size yapmış olduklarınızı haber vereceğim.” (29/Ankebût, 8)

“Eğer onlar (ana-baban) seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi (körü körüne) Bana şirk/ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz ancak Banadır. O zaman size, yapmış olduklarınızı haber veririm.” (31/Lokman, 15)

Haber: Asım ŞENSALTIK

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu