Yazılar_Article-Detail

Sevmede İtidal

Alemlerin Rabbi olan Allah sübhanallahu ve teala insanlığa ilk ve son hitabı olan İslam dini, batıl dinlerde var olan ve bundan da kaçınmalarının mümkün olmadığı ifrat ve tefrit gibi iki aşırılıktan tamamen uzak denge ve vasat bir özelliğe sahiptir. Bu özeliklere sahip olan bir dine iman eden Müslümanlar da, diğer bütün inanç ve düşünce sistemlerine sahip olan ve bu düşünce sistemlerine iman eden insanlardan ifrat ve tefrit özellikleri yönüyle, bu problemli özellikleri üzerinde bulundurmama yönüyle tabii ki ideal ve vasat olma özelliğine sahip olan tek insanlardır.

 

Kur’an ve sahih sünnetin temel ölçülerini kendi inancının, düşüncesinin ve yaşayışının temel ölçüsü olarak kabul etmeyen, veya edemeyen bir insanında ifrat ve tefritten kendini koruyabilmesi mümkün değildir.

 

Günümüz Müslüman’larını değerlendirdiğimiz ve objektifleri kendimize ve Müslümanların yaşadığı mahalleye çevirdiğimiz zaman görmekteyiz ki, ifrat ve tefrit, biz Müslüman olma iddiasın da bulunan insanların temel bir özelliği haline gelmiştir. Bununla beraber bu insanların çoğunlukla bunun farkında bile olmadıklarını görmekteyiz.

 

Oysaki biz iman edenler olarak vasat olma, ölçüsüzlük diyeceğimiz ifrat ve tefritten uzak durarak ve hakkı temsil etme yönüyle insanlara örnek olmamız gerekmekteydi. Kur’an bu konuda biz gerçek bir imana sahip olan müminler içiz kitabında “Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık. Bütün insanlara karşı şahitler olasınız, bu peygamberde size karşı şahit olsun diye…”Bakara 143.demekteydi.

 

Yani vasat ve denge ve aynı zamanda da bunun bir gereği olarak adaleti temsil etmesi gereken insanlar olmanız, bu vasat olma ve adaleti insanlara taşıması gereken insanlar olmanız bizim bir sorumluluğumuz iken, bizler ifrat ve tefritin temsilcileri ve taşıyıcıları dolayısıyla da adaletsizliğin de taşıyıcıları durumuna düşmüş bulunmaktayız.

 

Genel olarak Müslüman olma iddiasında ki biz Müslümanların inanç ve yaşantılarına baktığımızda burada ifade etmeye çalıştıklarımın daha net anlaşılacağı kanaatindeyim.

 

Bunları söylerken de vasat ve adaletli olmanın bir gereği olarak şunu hemen ifade edeyim ki, bütün bu olumsuzluklara rağmen yinede insanlar içerisinde genel manada vasat ve adaletli olmaya en fazla dikkat eden insanlar kendilerini şuurlu bir şekilde İslam’a nispet eden insanlardır.

 

Bu konuyu biraz somutlaştırarak örnekler verecek olursak, konunun daha iyi anlaşılacağı kanaatindeyim. Örnekler geçmeden önce hemen şunu ifade edeyim ki, bu konu çok geniş boyutlu bir konudur ve çok yönlü değerlendirmeyi gerektirmektedir. Biz burada konunun bir kaç yönü ile alakalı örnekler vermekle yetineceğiz. Bu somutlaştırmayı yaparken konunun bu yazımızda sevgi boyutu üzerinde duyacağız.

 

Sevgi konusunda Müslümanlar da var olan ifrat ve tefrit özelliklerini ifade eden şu somutlaştırmalar yapılabilir.

 

Her şeyden önce ifade edelim ki, sevgi insanda var olan temel fıtrî bir özelliktir. İnsan bu temel fıtrî özelliği sayesinde yaşamının en temel umdelerine sahip olur. Bu fıtrî özelliği olmasaydı insanın yaşamını sürdürebilmesi mümkün olamazdı. Allah’ın dini olan İslam insana kendisindeki bu fıtrî özelliğini her türlü iftar ve tefritten uzak tutmasını ve vasat konumda tutmasını sağlayacak bütün ilke ve prensipleri koyarak insana bu konuda yol göstermiştir.

 

İnsanda ki birçok fıtrî özellik gibi insanın bu fıtrî özelliği de, insan tarafından batıla hizmet eder bir hale getirilebilinmektedir. Örnek verecek olursak: Genelde diğer bütün insanlar olduğu gibi, Müslümanlar da bir Âlimi, yazarı, Şeyhi sevdiklerin de, ölçüsüz bir sevginin gereği olarak o insana karşı aklını devreden çıkartılarak duygusal bir sevgi bağı ile o insanlara bağlanarak dinin kendilerinden istediği vasat çizgiyi koruyamayarak ifrat uçurumuna yuvarlanabilmekteler. Aşırı bir şekilde sevdikleri ve bağlandıkları bu kimselerin yanlış yapmayacaklarına ve de yapmayacaklarına inanmaktadırlar. İşte bu insanlara karşı duyulan bu tam güven süreç içerisinde bu insanları hatadan korunmuş, tek doğrunun temsilcisi, dini doğru olarak bilen tek insan vb. gibi bir Müslüman’ın asla kabul edemeyeceği bir yaklaşım içerisine girdiklerini görmekteyiz.

 

Yine bunun gibi çok sevdikleri ve güvenerek bağlandıkları bu kişinin inanç ve yaşayışını kendileri için mutlak doğru bir İslam algısı haline getirdiklerini müşahede etmekteyiz. Bu insanların yazdıkları veya ifade ettiklerinin ne kadarının İslam’ın aslı olduğuna ve ne kadarının da bu insanların kendi şahsı yorumları olduğunu değerlendirmeden bu şahsiyetlerin şahsi yorumlarını dinin temel ilkeleri haline getirmektedirler.

 

Bunu sadece tasavvuf camialarının bir problemi olarak değerlendirmemek gerektiğine inanmakta bu meselenin kendilerin tevhide nispet eden Müslümanların da temel bir problemi olduğunu düşünüyorum. Tevhidi düşünceye sahip olan insanlarda kendilerinin tabi oldukları Alim veya yazar vb. kimselerin yorum ve görüşlerini tinin temeli olarak görerek bunların yorum olup olmadığını çok fazla değerlendirmeden, dini bu yorumlar çerçevesinde anlayıp bu çerçeve içerisine girmeyen Müslüman’ları kardeş olarak kabul etmeyebiliyorlar. Veya sevgisini bu insanlardan esirgeyip sevmemenin getirdiği bir bakış açısı ile bu insanlara bakabilmektedir. İşte sevgi konusundaki bazı ifrat örnekleri gördüğümüz gibi sadece belirli çevrelerin problemi değin tamda bizim mahallenin bir problemi durumundadır.

 

Şunu hiçbir zaman unutmamamız gerekmektedir ki, bun gün bizim sahip olduğumuz ve dinin en doğu ifadesi olarak kabul ettiğimiz yaklaşımlarımızın bir kısmı, ya bizim dini anlarken oluşturduğumuz yorumlarımız veya başkalarının yorumlarından ibarettir. Bu yorumların bir kısmı doğru olduğu gibi bir kısmı da yanlış olabilir. Biz bunun en doğru olduğunu iddia etsek bile bu bizim bu konuyla alakalı bir içtihatımızdır ve bizim bu içtihatımız bu konunun gerçek hükmünün bu şekilde olduğu anlamına gelmez. Bu yorumumuzu hiçbir zaman dinin temel ilkesi haline getirmemek ve de, bu konularda başka içtihatlara sahip olan insanları ötekileştirmememiz gerekmektedir. (Şunuda hemen ifade eldim ki, yorumların dinleşmeye başladığı yerde artık o din (veya yorumu) beşerin müdahalesiyle karşı karşıya kaşmış ve ilahi olma özelliği ortadan kalkmış demektir.) Genelde bütün Müslümanların özelde de tevhidi düşünceye sahip olan Müslümanların aralarındaki ihtilafların büyük bir kısmının bu tür meselelerden kaynaklandığını görmekteyiz. İşte bütün bunlara sebep olan şey sevgi konusundaki ifrat dediğimiz aşırılıklarımızdan kaynaklanmaktadır.

 

Tabi sevgi konusunun birde tefrit olan bir boyutu vardır. İnsanın genel bir özelliği olarak, insanlar genel itibariyle sevmediği insanlara karşı oluşsuz duygular besledikleri bir vakıadır.

 

Bu olumsuz duygu dediğimiz bizim daha çok sevgisizlik diyebileceğimiz bu yaklaşımın bir getirisi olarak insanlar, sevmedikleri bu insanların doğru olan yönlerini de görmemezlikten geldiklerini, bir toplum içerisinde bu insanlar konuşulduğunda hep bu insanların olumsuz görünen yönlerine vurgu yapıldığı, olumlu birtakım özellikleri gündeme geldiğinde bunların basite alındığını, kendilerin benzer yaptıklarının da çok önemli bir iş olarak telakki edildiğini müşahede etmekteyiz. Yine bu sevgisizliğin bir gereği olarak sevmedikleri bu insanların yaptıkları bazı doğru ve güzel davranışları yapma sebepleri olarak, bunların ya gösteriş için veya menfaat elde etmek için bu doğru ve güzel davranışları sergiledikleri kanısında olduklarını görmekteyiz.      

 

Buda genel itibariyle Müslümanlar bir insanın veya bir alimin sahip olduğu düşünceyi veya kendince yanlış olarak gördüğü bir davranışından sonra bu insana karşı kendisinde oluşmaya başlayan sevgisizlik özelliğinin zaman içerisinde bu insanlara karşı başlayan bir ötekileştirme, sapık ilen etme, biraz daha ileri gederek tekfir etmeye kadar gittiğini maalesef görmekteyiz.

 

Bir insana karşı beslediği sevgisizlikten kaynaklanan ön yargıları o insanın doğru şeyler söyleyebileceğini, doğru davranışlar sergileyebileceğini kabul edemez bir duruma getirmektedir. Oysaki bir Müslüman adalet ölçülerine riayet ederek bir kafirden dahi gelse hak olan bir şeyi kabul etmek, ve bu konuda onun olumlu bir özelliğinin olduğunu ifade etmek zorumluluğu söz konusudur. Bu adaletin bir gereğidir. Adalet sadece insanlara hadleri uygularken riayet edilmesi gereken bir olgu değildir. Müslümanlar, adalet konusunda ki, bu adalet genel manada her türlü yargılamalarda olur, bununla da imtihan olacaklardır.

 

Biz Müslümanlar olarak iman etmekteyiz ki, Rabbim olan Allah Subhanellahi  ve Teala kendisini inkar eden kafirlerin yaptıkları iyiliklerin karşılığını dünyada kendilerine tastamam verdiğini ve bu konuda kafirlerin yaptıkları iyilikleri görmemezlikten gelmediğini kabul etmekteyiz. Bizlerde her kim olursa olsun birdeki var olması gereken adalet gereği yapılan iyilikleri gömemezlikten gelmemeliyiz. Rivayetlerde okuduğumuz üzere Hz Peygamberin Mekke’nin öde gelen aristocralarından olan ve iman etmeden ölen, ve Hz Peygamberin kendisini Taif dönüşünde himayesine olarak Mekke’ye girmesini sağlayan, Mutim bin Adiy için Bedir esirleriyle alakalı olarak  “Eğer Mutim bin Adiy yaşasaydı ve Bedir esirlerini benden isteseydi kendisine teslim ederdim” dediği, (Kaynak için Celalettin Vatandaşın  Hz Peygamberin Hayatı ve Daveti adlı kitabın ilgili bölümüne bakın) ve yine risaletin Mekki yıllarında Müslümanlara Ebu Talip mahallesinde uygulanan ambargonun kalkması için gayret gösteren Ebul Buhteri gibi kinseler için Bedir de öldürüldüklerini duyduğunda “Keşke öldürmeseydiniz” diyerek yaptıkları iyilikleri gündeme getirdiği rivayet edilir. (Kaynak için Muhammed Ebu Zehra’ın Son Peygamber Hz Muhammed adlı kitabının ilgili bölümüne bakın.) Bence bu Vefa dediğimiz ve bir Müslüman’ın temel bir özelliğinin gereğidir. Allah Resulü aleyhisselam da bu vefa konusunda en hassas olan bir insandı. 

 

Sevgi konusunda tefrit olarak ifade ettiğimiz Müslüman’lara karşı oluşan sevgisizlik problemi bu gün özlemini duyduğumuz ve hayellerimizi süslemenin ötesinde bir anlam ifade etmeyen vahtet olayamayışımızın da en temel bir etkenidir. Rabbimiz kendi dini olan ve bizimde bu dine tabi olmamızı istediği İslam dinin de ise, Müslümanların birbirileriyle olan ilişkileri sevgi temeli üzere kurulması istenmektedir. Bütün bunlarla birlikte tabiî ki biz insanları sevgi dinine! değil bu konuda Rabbimizin kitabında ve peygamberimizin hayatında uyguladığı ölçülere dikkatleri çekmek istiyoruz. Allah için seven Allah için kızan kimselerden olmalıyız. Şahsi yorumlar dan dolayı kızan ve seven olmamalıyız. 

asim_tefekkur@hotmail.com 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir




Enter Captcha Here :

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu