Yazılar_Article-Detail

Nuh (a.s) Kıssasında Yoldaki İşaretler!

Nuh (a.s) Kıssasında Yol İşaretleri

Allah kitabında birçok peygamberin kıssasını gündemimize taşımaktadır. Allah’ın bu kıssaları gündeme getirmesi tabii ki boşuna veya tarih bilgimizi artırmak için değildir. Rabbani davetin örnek şahsiyetleri olmaları hasebiyle Peygamberlerin mücadele örnekliğini yakalamamız, buralardan Rabbani davetin nasıl yapılması gerektiğinin usul ve metotlarını tespit etmemiz için bu kıssalar Kur’an’da gündemimize getirilmektedir. İşte Rabbimizin kitabında biz Müslümanların gündemine taşıdığı kıssalardan bir tanesi Nuh (a.s)’ın kıssasıdır. Nuh (a.s) kıssasında biz Müslümanlar için çokça yol işaretleri söz konusudur. Bu işaretleri tespit etmek ve mücadelemizi bu İşaretleri esas alarak yapmamız gerekmektedir.

Nuh (a.s)’ın kıssasından bizlere Yol İşaretlerinin bir kısmı;

1.                İslami hareketin ve İslami davetin temel ekseni, bütün çağlarda hep aynı olmuştur. Buda yanız Allah’a kulluk ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmamak ilkesi üzere olmuştur. Bütün boyutlarıyla İbadeti/kulluğu yalnızca Allah’a mahsus kılmak, Allah’ın gönderdiği bütün peygamberlerin davetlerinin ortak yönünü teşkil eder. Nuh (a.s)’da diğer bütün peygamberler gibi bu hakikati insanların gündemine getirerek davetine başlamıştır. “Andolsun ki, Nuh’u kavmine gönderdik ve o: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin için O’ndan başka bir ilah yoktur. Hâla sakınmaz mısınız? dedi.” Mü’minûn, 23

2.                Nuh (a.s) ve diğer bütün peygamberler toplumlarını Allah’ın azabıyla korkutmuşlar dolayısıyla toplumları ile Allah’ı karşı karşıya getirmeye çalışmışlardır. “Ben, size (gelecek) elem verici bir günün azabından korkuyorum.” Hud, 26

3.                Peygamberler ancak kendilerine itaat edilsin diye gönderilmişleridir. Kendirine peygamber gönderilen toplumun bütün insan katmanları, yöneticisinden tutunda tolumun en alt katmanına kadar bütün insanlar mutlaka peygambere itaat etmelidir. Peygamberlerin Allah’tan getirdikleri emir ve yasaklara tam bir teslimiyetle itaat edilmeden kişinin mü’min olması mümkün değildir. Peygamberlerin Allah’tan getirdikleri ilkelerin bütününe teslim olarak itaat etmemek, “zamana uymuyor”, “onlar o zamandı”, “buralar içtihadi alanlardır” diyerek reddetmek veya bir kenara bırakmak bir mü’minin yapabileceği şey değildir. “… Allah’a kulluk edin; O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.” Nuh, 3. Peygamberlere ve Rabbani davetçilere değil de,  bunların karşısında yer alan ve her ne sebeple olursa olsun, ister mal elde etmek, ister makam, ister şan ve şeref, kimselere itaat edenler, Allah’ın azabını hak ederler. “Nuh: Rabbim, gerçekten onlar bana isyan ettiler; mal ve çocukları kendisine ziyandan başka bir şeyi arttırmayan kimselere uydular.” Nuh 21

4.                Nuh (a.s.) örneğinde olduğu gibi bütün peygamberlere ilk karşı çıkan kendi kavimlerinin önde gelen, toplumu yöneten ve yönlendiren insanları tarafında olmuştur. Toplumların öncülüğünü yapan ve bundan menfaat elde eden kimseler, Nebevi davetin karşısında durarak ilk düşmanlık yapan insanlar olmuşlarıdır. “Kavminden ileri gelen kâfirler dediler ki” Nuh, 27

5.                Nuh (a.s.) kavminin önde gelenleri Nebevi daveti reddedişleri ve bu davetin karşısında öne sürdükleri antitezler hep hak daveti kabul etmemeye şartlanmışlığın bir neticesi olarak karşımızda durmaktadır. Bunlar “ Sizde bizim gibi bir insansınız, Sana basit insanlar iman etmiş, bizden bir üstünlüğünüz de yok, Sizleri yalancılardan sanıyoruz” gibi. Bütün bu ithamların hak davetin batıl olduğunu ispatlamak için değil de, halkların kendi saflarında tutmak için ve daveti kabul etmemek için başvurduklarını görmekteyiz. Hud 27

6.                Hemen her toplumun yaptığı gibi Nuh (a.s.) peygamber olarak gönderildiği toplumda, Hz. Nuh (a.s.)’ı peygamberliğini kabul etmemesinin en temel gerekçesi olarak atalar dinine uygun olmadığı tezini kullanmaktadırlar. Hak davetin karşısında kendilerinin öne sürdükleri antitezlerin en önemlisi bu olmuştur. Tarihin her döneminde kutsallaştırılan geçmişlerin din anlayışları, hak davetçilerinin en önemli engeli olarak karşımızda durmaktadır. Kimi toplumlar kafir olan atalarının izinden girmeyi esas görür ve hak daveti kabule yanaşmazken, nice kendilerini dine nispet eden kimselerde, dinde atalar diyeceğimiz geçmiş dönem alim, hoca, şeyh vb. şahsiyetlerin din anlayışlarını dinde esas haline getirip bunları Kur’an ve Sahih Sünnetin önüne geçirip hak daveti reddettiklerini görmekteyiz. “…Hem biz geçmiş atalarınızdan da bunu işitmiş değiliz.” Mü’minun, 24. Atalar dinini esas alanlar ve insanları bu algıya göre değerlendirenler Hz Nuh (a.s.) örneğinde olduğu gibi hak davetçilerini sapıtmışlık ile itham ettiklerini görmekteyiz. Kavminin önde gelenleri: «Gerçekte biz seni açıkça bir ‘şaşırmışlık ve sapmışlık’ içinde görmekteyiz» dediler. A’raf, 60  

7.                Nuh (a.s.) ve hak davanın bütün temsilcileri, insanları iman etmeleri için zorlamamış, bu konuda insanlara baskı yapmamışlarıdır. Hak davetin bütünüyle insanların gündemine taşımış, kabul ve reddetmede insanları kendi iradeleriyle baş başa bırakmışlarıdır.  Nuh… “Siz onu istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız?”  Hud, 28

8.                Nuh (a.s.) toplumuna  hak daveti ulaştırma ve onları ikaz etme mücadelesi karşılığında her hangi bir dünyalık ücret beklentisi içerisine girmemiş, yaptığı mücadelenin karşılığını yalnız Alemlerin Rabbi olan Allah’tan beklemiştir. Yapılan veya yapılacak olan Rabbani davetin karşılığı olarak ücret talep etmek, dünyalık bir çıkar beklentisi içerisine girmek Nebevi çizgiye terstir. “Ey kavmim! Allah’ın emirlerini bildirmeye karşılık sizden herhangi bir mal istemiyorum. Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir” Hud, 29

9.                Nuh (a.s.) kendisine karşı çıkan toplumun önde gelen insanlarının durum tespitini yaparak onlara üzerlerinde bulundukları bu durumun doğru olmadığını ifade etmiştir. Rabbani davetin temsilcileri de tıpkı Nuh (a.s.) gibi kendilerine karşı çıkan kitlelerin konum tespitini yaprak bunları insanlara ifşa etmeli ve mücadelelerinde bu minvali görmezden gelmemelidirler. “…ben sizi, bilgisizce davranan bir topluluk olarak görüyorum.” Hud, 29

10.           Davetin muhataplarının iman etmemek için öne sürdükleri meşru olamayan istekleri hak davetçileri tarafından kabul edilemez. İman etme karşılığında, hak davetin  sahiplerinden taviz verme, daveti yumuşatma, ilkelerden ödün verme vb. gibi talepleri Nebevi davetin sahipleri tarafından kabul edilmemelidir. “Ey kavmim! Ben onları kovarsam, beni Allah’tan (onun azabından) kim korur?” Hud, 30

11.           Kafirlerin meşru olamayan talepleri yerine getirildiğinde, Allah’ın azabının geleceği ifade ediliyor. Allah’ın davası olan, sınırlarını Allah’ın belirlediği dinin hiçbir ilkesi kendilerinin bu dinin mensubu olarak gören kimseler tarafından pazarlık konusu edilemez, görmezden gelinemez. Böyle yapıldığı taktirde bu davetin Rabbani olma niteliği ortadan kalkar ve bunu yapanlar Allah’ın azabına duçar olurlar. “Ey kavmim! Ben onları kovarsam, beni Allah’tan (onun azabından) kim korur? Hud, 30

12.            Peygamberler, peygamber olduklarından dolayı Allah tarafından bütün yetkiler ile donatılmamış, Allah’ın gözetimi altında sınırlı yetkiler kendilerine verilmiştir. Allah kendisine ait olan hiçbir yetkisini Peygamber dahi olsa bir insana vermemiş, bütün yetkileri kendi zatına tahsis etmiştir. Bu gün kendilerinde birtakım yetkiler olduğunu iddia eden kimselerin ( İnsanlara şefaat ederek kurtarmak, falan cemaate mensup olunduğunda sorgusuz cennete gideceği, gaybı bildiği, insanlar darda kaldıklarında kendilerine yardım edeceği vb.) bu iddiaları Allah’a iftiradır, kabul edilemez. “Ben size: “Allah’ın hazineleri benim yanımdadır” demiyorum, gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum, sizin gözlerinizin hor gördüğü kimseler için, “Allah onlara asla bir hayır vermeyecektir” diyemem. Onların kalplerinde olanı, Allah daha iyi bilir.” Hud, 31 

13.            Nuh (a.s.), kavminin kendisinden istedikleri talepler neticesinde, kavmini Allah ile karşı karşıya getirmiş ve bütün yetkilerin Allah’ın elinde olduğunu hatırlatmıştır. Kendisinin bir uyarıcıdan başka bir yetkisinin olmadığını defeatle ifade etmiştir. “(Nuh) dedi ki: “Onu size ancak dilerse Allah getirir. Ve siz (Allah’ı) âciz bırakacak değilsiniz.” Hud, 33

14.           İnsanları hidayete ve dalalete sevk etme yetkisi peygamberlere verilmemiş, bütünüyle Allah’ın elinde olduğu, Allah dilediğini hak ettiği için hidayete, dilediğini de hak ettiği için delalete ulaştıracağı ifade edilmiştir. “…Eğer Allah sizi azdırmak istiyorsa, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez.”…. Hud 34

15.           Azmış ve sapıklığı bir yaşam biçimi haline getirmiş topluma, daveti ulaştıran peygamber dahi olsa, yaptığı öğüt fayda vermez. Hak davetin müntesipleri öğüt verdiği toplumları iyi analiz etmeli herkesin iman etme ihtimali olduğunu unutmadan, eforunu öğüde açık insanlara yönlendirmeli. “…ben size öğüt vermek istesem de, öğüdüm size fayda vermez.”…. Hud 34

16.            Hiçbir insan diğer bir insanın iyiliklerinden de yaptığı kötülüklerden sorumlu tutulamaz. Ancak yaptığı iyilik ve kötülüklerde dahli varsa başka. “…De ki: Eğer onu uydurduysam günahım bana aittir. Fakat ben sizin işlediğiniz günahtan uzağım.” Hud, 35 

17.            Allah’ın azabı veya ölüm gelene kadar insanların iman edeceklerinden ümit kesmek Nebevi hareket metoduna ters bir davranıştır. Haklarında bir hüküm bulunmayan kimselerin iman etme ihtimalleri her zaman söz konusudur. Nuh (a.s) kendisine vahiy gelene kadar davetini sürdürmüş ve vahiy geldikten sonra kavminin iman etmesinden ümidini kesmiştir. “Nuh’a vahyolundu ki: Kavminden iman etmiş olanlardan başkası artık (sana) asla inanmayacak. Öyle ise onların işlemekte olduklarından (günahlardan) dolayı üzülme.” Hud,36  

18.           Allah’ın bütün buyrukları sorgulanmaz ancak iman edilerek hayata aktarılır. Sorgulamak iman eden bir kimsenin tavrı değil, inkar eden bir kimsenin tutumudur. Mü’min kimse Allah’ın buruklarına teslim olarak onları gücü nispetinde uygulamaya çalışmalıdır. Denizin olmadığı bir yerde gemi yapma emri olan Nuh (a.s.), Rabbinden aldığı emri sorgulamadan, kuşkuya kapılmadan yerine getirerek biz iman eden kimselere Allah’ın emirlerine karşı nasıl tavır takınmamız gerektiğini ortaya koymuştur. “Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarınca gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana (bir şey) söyleme! Onlar mutlaka boğulacaklardır!”  Hud, 37

19.           Allah, Nebevi davetin reddeden bütün toplumları cezalandırır. Cezanın mahiyeti farklı da olsa mutlaka bu böyledir. Allah, hiçbir topluma torpil geçmez. İnkar eden toplumların Tufan gibi bir cezaya uğratılmamalarından yola çıkarak, Allah inkar eden bazı toplumları cezalandırdığı halde bazı toplumları cezalandırmamıştır demek doğru değildir. Tufan gibi bir olayla cezalandırılmayan toplumlarda farklı bir şekilde cezalandırılmışlardır. “…Onlar mutlaka boğulacaklardır!” Hud, 37

20.           İnsanlar hikmetini kavrayamadıkları, Allah’ın emirlerini yerine getiren mü’minler ile alay ediyorlar. Allah’ın dinini Allah’ın istediği şekilde yaşayan Mü’minler ile, yalnızca Allah’ın emirlerini yerine getirdikleri için alan eden zihniyetler her dönemde çıkmaktadır. Mü’min kişi bunların alaylarına aldırış etmeden Rabbinin kendisine emrettiklerini yerine getirmelidir. “Nuh gemiyi yapıyor, kavminden ileri gelenler ise, yanına her uğradıkça onunla alay ediyorlardı.”… Hud, 38

21.           İslami hareket ve onun müntesiplerine mukavemet eden ve onlar ile alay eden kimselerin bu yaptıkları yanlarına kar olarak kalmayacak, asıl hayat olan kıyamet sonrası hayatta yaptıklarının aynısıyla cezalandırılacaklardır. Mü’min kimseler küfürle mücadelede ilahi adaletin mutlaka tecelli edeceğini bilerek zorluklara karşı onurlu bir duruş sergilemelidirler. “Nuh, Dedi ki: “Eğer bizimle alay ediyorsanız, iyi bilin ki siz nasıl alay ediyorsanız biz de sizinle alay edeceğiz!” Hud, 38

22.           İslami mücadelede başarı, çok fazla insanı hidayet ile tanıştırmakta değil, davet görevinin Allah’ın istediği şekilde yapıp yapmadığımızla orantılıdır. Kafa sayısı ve elde edilen imkanlar hiçbir zaman başarıda ölçü olamaz. “…Zaten onunla beraber pek azı iman etmişti.”  Hud, 40

23.           Allah’ın azabından kurtulan veya kafirler ile mücadelede başarı elde eden Mü’minler, kendilerinden geçerek, zaferin coşkusuna kapılarak, gurur ve kibir gösterisi yaparak, eğlence ortamları oluşturarak değil, ancak Allah’a kendilerini azaptan kurtardığı ve kendilerine başarı nasip ettiği için tevazu içerisinde şükretmeli ve Rablerini zikretmelidirler. “(Nuh) dedi ki: “Gemiye binin! Onun yüzüp gitmesi de, durması da Allah’ın adıyladır. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayan, pek esirgeyendir.” Hud, 41

24.            Allah’ın azabına kimlerin duçar olacağı Nuh (a.s.)’a bırakılmadığı gibi, hiçbir beşere de bırakılmamıştır. Bu gün yanlış şefaat anlayışıyla, veya bazı mistik yaklaşımların iddia ettikleri gibi bazı insanların bu işte yetkilerinin olduğu yaklaşımı kesinlikle yanlıştır ve reddedilmelidir. Allah peygamberlerine vermediği yetkiyi, peygamber olmayanlara hayli hayli vermemiştir. Bu konuda tek yetkili merci Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c)’tır. “Nuh Rabbine duâ edip dedi ki: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vâdin ise elbette haktır. Sen hakimler hakimisin.”  Hud, 45

25.            Peygamberlerde bizim gibi beşerdirler. Bütün insanlar gibi onlara da vahyin inmediği konularda hata yapabilirler. Nuh (a.s.) beşeri bir bakış açısıyla oğlu için “aleyhinde söz geçmiş olanlar dışında- aileni ve iman edenleri gemiye yükle!” emrinden yola çıkarak “O benim ailemdendir” diyerek oğlunun iman etmediğini dikkate almadı, oğlunun ailesinden olduğu yaklaşımından hareketle ve belki de bir ümitle Allah’tan oğlu hakkında istekte bulunuyor. Oysaki Allah adili mutlaktır. Oğlu da iman etmeyerek azaba duçar olan diğer insanlar ile aynı suçu işlemişti. Diğer insanlara isabet eden azabın oğluna da isabet etmesi adil-i mutlak olan Allah’ın adaletinin gereğiydi. Nuh (a.s) bu gerçeği unutarak Rabbinden istekte bulunuyor. Allah’ın hiç kimseye bu konuda ayrıcalık tanımayacağı gerçeğini hiçbir zaman unutmamalıyız. “Allah buyurdu ki: Ey Nuh! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme! Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.” Hud, 46

26.            Allah’ın hükmü konusunda duygusal olarak hareket edilmemeli, Allah’ın hükmü kişinin aleyhine de olsa içten bir bağlılık ile teslim olunmalıdır. Allah’ın hak edenlere verdiği ceza konusunda da duygusal davranarak bu cezayı hak edenlere acımaması gerekir. “…O zalimler topluluğunun canı cehenneme!” denildi.” Hud, 44

27.            Allah ancak kişileri yaptıkları amaller ile ödüllendirir ve cezalandırır. Hiç kimse ne babasından nede hacı dedesinden dolayı ödüllendirilmeyeceği gibi kötü baba ve dededen veya içinden yaşadığı toplumdan dolayı da cezalandırmaz. Nuh (a.s.) peygamber olduğu halde oğlunu boğulmaktan kurtaramadığı gibi.

28.            Peygamber ailesine mensup olmak insanı dinde üstün bir dereceye çıkartmıyor. Peygamber bir babaya sahip olduğu halde üstün bir mevkie gelemediği gerçeği ortada olduğu halde, ne yazık ki bu gün bazı inanlar,  babalarının attıkları sudan dolayı kendilerini diğer insanlardan üstün görmektedirler. Irkçılık ve Ulusçuluk anlayışları işte böyle bir anlayış üzerine oturmaktadır. Bu anlayış, babalarının attığı o pis suyun diğerlerinkinden daha üstün olduğu tezine dayanmaktadır. Oysaki İslam’da insanlar toplumun en hakir gördüğü bir sınıfına sahip olsa, iman edip takva sahibi olduğu oranda diğer insanlardan üstün olabilmektedirler.

29.            Kafir olan insanların Allah’ın azabından kurtulacakları yönünde ki zannı, veya Nuh (a.s) oğlu gibi azaptan kurtulacak yerlerin olabileceği anlayışları kesinlikle yanlıştır. Günümüzde insanların kıyamet azabından kurtulmak için uzayda başka gezegen aramaları kendilerini Allah’ın azabından kurtaramaz. Allah’ın ilahi adaleti gereği hükmü geldiği zaman insan her nerede ve hangi halde olursa olsun, o hükmün gereğinden kurtulamaz. “Oğlu: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım, dedi.” Hud, 43

30.           Allah’ın çeşitli orduları vardır. Dilediği zaman kafir toplumlara karşı mü’min kullarına bu ordularıyla yardım eder. Bu ordular, Tufan olan su, insanları diz üstü çökerterek yok eden ses, deprem, rüzgar, kuşlar ve meleklerdir. “(Nihayet) “Ey yer suyunu yut! Ve ey gök (suyunu) tut!” denildi. Su çekildi; iş bitirildi; (gemi de) Cûdî (dağının) üzerine yerleşti. Ve: “O zalimler topluluğunun canı cehenneme!” denildi.” Hud, 44

31.           Toplum, bir takım insanlara yüksek payeler biçse de, insanlar yaptıkları kötü davranışlardan dolayı azaba duçar olurlar. Toplumlar tarafından yüksek bir mevkide olmak bir Müslümanın değer vereceği bir duruş değildir. Günümüzde bazı gurupların bazı insanlara yüksek mevkiler biçerek, şeyhin ailesinden olduğu, peygamberin soyundan geldiği için din anlayışları ve yaşantıları önemsenmeden kutsallaştırdıkları görmekteyiz. İnsanların bu yaklaşımlarını, Nuh (a.s)’ın oğlu örneğinden hareketle değerlendirmeli ve bu anlayışların doğruyu yansıtmadığını bilmeliyiz.

32.            Allah’ın emirlerini ve verdiği hükümleri sorgulamak ve kabullenmemek, kişiyi cehalet bataklıklarına sürükler. Çünkü adil-i mutlak olan Allah, hiçbir zaman adaletin dışında bir hüküm vermez. Allah’ı verdiği hükümlerde sorgulamak, O’na zulüm isnat etmek manasına gelir ki, buda insanı cehalet bataklığına sürükler. “…Ben sana cahillerden olmamanı tavsiye ederim.” Hud, 46

33.            Mü’min olan insanlar bir hata yaptıkların da, yaptıkları bu hatalarında ısrar etmez, hatalarından hemen dönerek Rablerine tövbe ederler. Müslüman, hataya düşmeyen kimse değil, düştüğü hatada ısrar etmeyen kimsedir. Huh (a.s.)’da hata etmiştir ama yaptığı hata kendisine bildirildiği zaman o hatasında ısrar etmemiş hemen Rabbine tövbe etmiştir. “Nuh dedi ki: Ey Rabbim! Ben senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum!” Hud, 47

34.           İnsanın işlediği ve Allah’ın affına uğramayan hatalar kişiyi iki dünyada da zarar ve ziyana sokar. Zarar ve ziyan etmiş insanlar, bağışlanmak için günahlarından dönerek Rablerine yönelmeyen insanlardır. “…Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ben ziyana uğrayanlardan olurum!” Hud, 47

35.           Nuh (a.s.) kavminden gelen tehditlere aldırış etmeden kendisini tehdit eden kavmine meydan okumuştur. İslami hareket mensupları da, hak davayı sürdürürken toplumdan kendilerine yöneltilen tehditlere aldırış etmeden, yılmadan ve toplumun tehditlerine karşı Allah’a güvenip dayanmadı gerekir. “Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin.” Yunus 71 “Dediler ki: Ey Nuh! (Bu dâvâdan) vazgeçmezsen, iyi bil ki, taşlanmışlardan olacaksın!” Şuara 116

36.            Hak davet toplum tarafından kabul görmese de, kişi tek başına da kalsa, Allah’ın kendisinden istediği şekilde Allah’a teslim olmalıdır. Allah’ın emirlerine teslimiyet Nuh (a.s) dahil bütün peygamberlerin ortak özelliğidir. “…Ben, Müslümanlardan olmakla emrolundum.” Yunus, 72

37.            Allah, hak davanın müntesiplerini destekleyerek yeryüzünde hakım kılar. Bunun için hak davanın mensuplarının, yer yüzüne varis olmak istiyorlarsa, Hz. Nuh (a.s) ve kendisine iman edenler gibi kendi kavimlerine karşı bütün görevlerini yerine getirip, kavimlerinden kendilerine gelen her türlü zorlamalara karşı geri adım atmayarak sabreden bir duruşu sergilemeleri gerekir. “…Biz de onu ve gemide onunla birlikte olanları kurtardık ve onları halifeler kıldık….” Yunus, 73

38.            Hak davanın davetçileri kendi toplumları içerisinde güvenilir kimseler olmalıdırlar. Nuh (a.s.)’da diğer bütün peygamberler gibi, kendi kavmi içerisinde güvenilir bir kimseydi ve kavmi tarafından onun bu yönüyle alakalı bir eleştiri gelmemiştir. Müslüman dava adamları buna çok dikkat etmelidir. “Bilin ki ben, size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.” Şuara, 107. Yine peygamberlerin kendi kavimleri içerisinden seçilmesinin en temel sebebi de bu olsa gerek. Allah peygamberleri kendi toplumları içerisinde her türlü olumlu özellikleri ile toplum tarafından bilinen kimseler arasında seçmiş ve onları kavimlerine nispet ederek Kardeşleri demiştir. “Hani onlara kardeşleri Nuh: «Sakınmaz mısınız?» demişti.” Şuara, 106

39.            Müslüman dava adamı ve davasının davetçisi, yılmadan ve pes etmeden, kısa vadeli değil, zamanını Allah’a bırakarak kendi üzerine düşen görevleri yerine getirmelidir. Kısa vade de başarı ve Allah’ın yardımı gelmediği zaman, davayı sorgulamak ve pes etmek, farklı kulvarlara yönelmek, yılgınlık göstererek bireyselleşmek gibi hak davaya ihanet diyeceğimiz yaklaşımlara düşmemeye dikkat edilmelidir. 950 yıl da sürse Müslüman dava adamları davalarını sürdürmekte bir yılgınlık yaşamamaları gerekir ki, başarı ve Allah’ın yardımına nail olunabilsin. “Andolsun, biz Nuh’u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi. Böylece biz onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet (kendisinden ders çıkarılacak bir olay) kılmış olduk.” Ankebut 14

40.            Peygamberler, mü’minler için örnek şahsiyetler olduğu gibi, Allah iman etmeyen peygamber eşlerini de kafir kadınlara örnek olarak göstermekte. Bunun sebebi bu kadınlar davetin bütün boyutlarıyla hak olduğunu bildikleri halde iman etmeye yanaşmamalarından kaynaklanmaktadır. Yine bu kadınların diğer insanların iman etmemesi için çok ciddi bir gayret ortaya koyarak, onların iman etmemelerinin sebebi oldukları için de bu duruma düşmüşlerdir. Bu tür bir yaklaşım kendilerini kafir kadınların örneği konumuna düşürmüştür. “Allah, inkâr edenlere, Nuh’un eşini ve Lut’un eşini örnek verdi. İkisi de, kullarımızdan salih olan iki kulumuzun nikâhları altındaydı; ancak onlara ihanet ettiler. Bundan dolayı, (kocaları) kendilerine Allah’tan gelen hiçbir şeyle yarar sağlamadılar. İkisine de: ‘Ateşe diğer girenlerle birlikte girin!’ denildi.” Tahrim 10

41.            Rabbani davet bütün boyutları ile her türlü meşru yöntem kullanılarak topluma ulaştırılmalıdır. Nuh (a.s.) bunun en mükemmel örneklerinden birisidir. Mesajı toplumun bütün katmanlarına ulaştırmak için her türlü vasıtayı kullanmış, gizli tebliğ, acık tebliğ, birebir ve genel davet, gece ve gündüz anlatmış ama kavmi iman etmeye yanaşmamış. “Dedi ki: «Rabbim, gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz davet edip durdum.” Nuh, 5. «Sonra ben onları açıktan açığa da davet ettim.” “Sonra, onlarla hem açıktan açığa hem de gizli gizli konuştum.” Nuh, 8-9. Çok boyutlu olarak yapılan ve hak davetin toplumun gündemine getirildiği halde kavminin verdiği tepki ise şu şekilde olmuştur. “Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direttiler.” Nuh, 7

42.            Nuh (a.s)’ın insanları hak olan bir siteme çağırmasına karşılık kavminin önde gelen liderleri ise onları batıl değerlere ve sistemlere çağırıyordu. Günümüz de İslam’i davetin karşısında insanların başta demokrasi, laiklik, kapitalizm vb. anlayışlara çağıran insanlarda, Nuh (a.s) kavminin yaptığı şeyin aynısını yapmaktadırlar. “Ve dediler ki: -Kendi ilahlarınızı bırakmayın; bırakmayın ne Vedd’i, ne Suva’ı, ne Yeğus’u, ne Ye’ûk’u ve ne de Nesr’i.” Nuh, 23

43.            Allah gönderdiği hak davetçiye iman eden kimseleri, kafir kavme karşı mutlaka üstün kılarak destekler ve onları mücadelelerinin sonunda kafir kavmin zulmünden kurtararak onları yeryüzüne varis kılar. Allah, Nuh (a.s) ve onun davetini kabul eden kimseleri o zalim toplumdan kurtarmıştı. Kafir kavim suda boğulurken, Nuh (a.s) ve iman eden kimseler gemiye binerek kurtulmuşlardı. Allah her dönemde kendi dinine yardım eden kimseleri güncel Nuh’un gemileriyle kurtarır. Önemli olan bu gemilere binecek liyakati göstermemizdir. Kulluğunu bütün boyutlarıyla Rabbinin kendisinden istediği gibi yapan kimseleri, Allah hem kendi katından hem de onlardan sonra gelen insanlar arasında güzellikler ile yad edilmesini sağlar. “Hem de sonradan gelenler içinde güzel bir namını bıraktık. Bütün âlemler içinde Nuh’a selam olsun. İşte biz iyilik yapanları böyle mükafatlandırırız. Çünkü o bizim mümin kullarımızdandı.” Saffat, 78-81

Nuh’a ve onun yoldaki işaretlerini takip eden kimselere selam olsun.    

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir




Enter Captcha Here :

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu