Yazılar_Article-Detail

Müslümanların Ahlak Anlayışı – 2

Bir Müslüman’ın hayatında, ahlakın oluşması ve ikamesi nasıl ve ne şekilde başlanılmalıdır? Yada, ahlakın üzerine oturtulacağı temel ne olmalıdır? Gibi sorulara cevap aramamız gerekmektedir.

Şunu hemen ifade edelim ki, ahlak insandaki huy ve seciyelerdir ve bu huy ve seciyelerin bir anda oluşamadığını bilmemiz gerekmektedir. Bu huy ve seciyelerin bireyin hayatında yer bulması için bir sürece ihtiyaç vardır. Genelde insanlar, karakterde diyebileceğimiz huy ve seciyelerini değiştirmek ve başka huy ve seciyeler edinmek için uzunca bir zamana ihtiyaçları vardır ve ancak bu uzun zaman diliminde bunu gerçekleştirdiklerini görmekteyiz. Hz Peygamberin hayatına baktığımızda görmekteyiz ki, İslam ahlakı ashaba 23 yıl gibi bir zaman diliminde ideal manada gerçekleştirile bilinmiştir.

Ahlak dediğimizde şunu hemen ifade edelim ki, herhangi bir davranış bazen yapılıp çoğu zamanda terk ediliyorsa, biz bu tür davranışlara ahlak diyemeyiz. Ahlak daha ziyade devamlı yapılan terk edilmeyen davranışlara verilen bir isimdir. Daha çok bu toplumda gelenek, örf, adet gibi terimlerle ifade edilen ve sürekliliği ifade eden davranışlara ahlak denilmektedir. Şunu da ifade edelim ki, genelde bu halk, herhangi bir davranışı örf haline getirmişse o davranış, artık sıradanlaşmış ve gerçek işlevini göremez bir hale getirilmiştir.

Davranışlar bilinçli bir şekilde yapılmadığı bir durumda, bu davranışları İslam’da ki ahlak anlayışını yeteri düzeyde yansıtmadığını ifade edelim. Kur’an’da veya sahih sünnete ki herhangi bir ahlaki ilkeyi bir insan şuurlu bir şekilde değil de, niye yaptığını bile bilmeden veya insanlardan çekindiği için yapıyor olsa, biz bunu İslam’ın kabul edeceği bir ahlaki davranış olarak kabul edemeyiz. Çünkü İslam biz iman eden kimselerde davranışlarımızı sadece ve sadece Allah rızasını kazanmak için yapmamız gerektiğini, herhangi bir davranış bu özelliğini kaybetti ise artık bu davranışın güzel ahlakı yansıtmadığını ifade edelim.

Müslüman’ın yaptığı herhangi bir davranış Müslüman’da ki, şuur düzeyini artırmalıdır, sıradanlaşmaya götürerek gerçek işlevini yitirmemelidir. Çünkü Allah insanları kendisine kulluk etsinler diye yaratmıştır ve bunun içindir ki, kulluğun en temel amacı insana Allah’ı hatırlatmasıdır. Bunun içindir ki yaptığımız davranışlar hiçbir zaman sıradanlaşmaması gerekmektedir ve yaptığımız veya yapmamamız gereken bir davranışı niçin yapıp yapmadığımızın şuurunda olmamız ancak güzel ahlak olabilir.

İnançta Ahlaklı Olmak

Ahlakı ikame etmeye ilk önce inançtan başlanılmalıdır. İnanç ve iman ahlakını oluşturamayan insanların, hayatının diğer evrelerinde bunu uygulayabilmeleri mümkün değildir. Ahlak anlayışının yozlaştırıldığı bir toplumda, inanç ahlaksızlığı yapan bazı kişi ve zümrelerin, ahlaklı olduklarını hatta ahlakı temsil ettiklerini iddia ettiklerini görmekteyiz. Vahyin belirlediği ölçüler içerisinde iman etmeyen, inancının tek referansı vahyin belirlediği ölçüler olmayan insanlar, nasıl olurda güzel ahlak sahibi olara kabul edilebilinir.

İnancında ve düşüncesinde ihlası sağlayamayan bir insanın tabii ki hayatının diğer evrelerinde ihlası elde edip güzel ahlakı sergileyebilmesi mümkün değildir. Sanıldığı gibi ahlak sadece davranışlarda meydana gelen bir olgu değildir. Ahlak, her durumda Müslüman’ın hayatında birinci yeri işgal etmesi gereken inanç ve düşünceyi İslam’ın belirlediği ölçüler içerisinde devam etmesini sağlayan önemli bir etkendir. İnanç ve düşüncelerinde ki kötü ahlakları terk edemeyen bir kimsenin davranışlarındaki ahlaksızlıkları terk edebilmesi ve güzel ahlak sahibi olması mümkün değildir. İnanç ve düşüncesini sağlam temeller üzerine oturtamayan bir kimsenin hayatına baktığımızda bunu kötü ahlakın izlerini görmekteyiz.

Örnek verecek olursak: Şayet bir kimse Allah’ın birtakım sıfatlarını Allah’tan başkalarına verirse ve bu sıfatları verdiği şeylerin uğrunda gösterdiği davranışlar herhalde güzel ahlak olarak değerlendirilemez. Allah’a yapılan ve yalnızca kendisinden istenecek şeyleri kendisinden isteyen bir kimsenin yaptığı davranış, tabii ki güzel ahlaka bir örnektir ve bununla birlikte Allah’tan istenmesi gereken bir şeyi O’dan değil de başkasından isteyen bir kimsenin de yaptığı davranış bir kötü ahlak örneğidir.

Kur’an’da Rabbimizin buyurduğu gibi “O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Aşırı da gitmeyin. Çünkü O, sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir. ” Hud 112. bu ayeti kerimeyi herhalde sadece davranışlarla alakalandırmak gerektiğini düşünmüyorsunuz. Yine bu ayette vurgulanan dost doğru olma emrinin sadece davranışlarla alakalı olduğunu iddia etmek doğru olmasa gerek. “Onların çoğu Allah’a ancak ortak koşarak inanırlar.” Yusuf 106.İşte inançta kötü ahlak dediğimiz şey budur.

İnanç konularındaki ahlaksızlık diyeceğimiz yaklaşımlar, en tehlikeli ahlaksızlık örnekleridir. Allah’a iman ettiğini söyleyen bir kimsenin bu inancının gereklerini yerine getirmeyerek, Rabbimizin hakkı olan, sadece kendisine mahsus olan sıfatlarını başkalarına vermesi tabiî ki normal karşılanacak bir durum değildir. Şirki en büyük problem olarak gören bir dinin bu konudaki ahlaksızlıkları görmemezlikten gelmesi beklenmemelidir. Dikkat edersek İslam kendisine iman eden bir kimseden ilk önce şirk ile alakalı olan her türlü inanç ve davranışı terk etmeyi birinci vazife olarak addetmiştir.

Şunu da hemen ifade edelim ki, Allah ile arasındaki ilişkide ahlaklı olamayan bir kimsenin diğer yaratılmışlar ile ilişkilerinin ahlak çerçevesi içerisinde hareket edeceğine inanmak çok gerçekçi olmasa gerekir. Yada bu konuyu şu şekilde ifade edelim, Allah ile olan ilişkilerinde ahlaki ilkeler içerisinde hareket etmek istemeyen Allah’ı buna layık görmeyen bir kimsenin Allah’tan başkalarına bunları yapabileceğine inanmak çok gerçekçi olmasa gerekir.

İslam kendisine iman eden kimselerden iman ettikleri ilkeleri devamlılık arz eden bir sürece dönüştürmelerini istemektedir. Yani iman esasları olarak Kur’an’ da gündeme getirilen ilkelerin şeksiz ve şüpheden uzak bir şekilde ve aynı zamanda da süreklilik arz etmesini bütün iman eden kimselerden istemektedir. Bu açıdan baktığımızda zaman ve şartlara göre değiştirilebilen inanç ve ilkelerin inanç ahlakı ile bağdaşmadığını ifade etmek gerekir. Maalesef kendilerini Müslüman olarak addeden bu topluma baktığımızda görmekteyiz ki, benimsediklerini ifade ettikleri ilke ve inançları karşılaştıkları bir takım şartlarda değiştirebildiklerini üzülerek de olsa görmekteyiz. Bütün bunlar bize inanç konusunda insanların ne kadar ahlaksız olduklarını göstermektedir. İnanç ve düşüncelerimiz hiçbir zaman gelip geçici veya zaman ve şartlara göre değişen değil de süreklilik arz eden bir kalitede olmalıdır. Yani demek istiyorum ki, zaman ve şartlar bizim inanç ve davranışlarınızı belirlemede itken olmamalı, Kur’an ve sahih sünnetin temel ilkeleri olmalıdır. Bununla birlikte hayatın bütün evrelerinde İslam’ın koymuş olduğu ilki ve prensipler çerçevesinde hareket eden kimseler ancak güzel ahlak sahibi olarak kabul edilmelidir.

Ahlâkın özünü kişilik; kişiliğin özünü ise kendiliğinden, devamlı ve kuşatıcı olan kısmı teşkil eder. İzlenmesi gerekli yol olarak “sünnet” de içerdiği devamlılık ve kuşatıcılık ile Hz. Peygamber’in eşsiz ahlâkını şüphe ve yanlış anlamaya meydan vermeyecek şekilde insanlığın düşünme, ibret alma ve doğruyu bulma yeteneğinin istifadesine sunar. Muhtemel her yönü ve her türlü tezahürü ile hayatı bütünüyle kucaklayan istikamet, doğruluk ve adâlet; özü sözle, sözü de davranışla ayrılmaz bir vücut halinde birbirine nakşeden içtenlik ve samimiyet; düşünülen, söylenen ve yapılan her şeye güzellik ve insanilik damgasını vuran incelik, nezaket ve haya; her türlü iyiliğin özünü simgeleyen şefkat, merhamet ve muhabbet; her durum ve şartta insancalığı, insana yakışırlığı temsil eden hilm, cömertlik, sabır ve cesaret; kökü sağlam, dalları ise gökte olup her daim Rabbin izniyle yemişini veren iman ağacının özünü teşkil eden takva, itidal ve hakkaniyet; her türlü güzellik ve olgunluğun en güzel elbiseleri olan tevazu, sadelik ve vefa… O’nun yüce ahlâkının ana çizgilerini oluşturur. [1]

Sözde Ahlaklı Olmak

İnsanı temel birimlere ayırırsak üç ana birime ayıra biliriz. Bu birimler inanç, söz ve ameller olarak ifade edilebilinir. İnsanın bu üç önemli yönünü İslam, güzel ahlak sahibi yapmak için temel ilkeler vazetmiştir. Bir üst başlıkta temel olarak insanın inanç yönünde ki güzel ahlakın nasıl olması gerektiğini ifade etmeye çalıştık. Şimdi de insanın başka bir önemli yönü olan sözlerinde nasıl güzel ahlak sahibi olur, bunu değerlendirelim.

Şunu ifade edelim ki söz, dilin amelidir ve dilin ortaya koyduğu bütün ifadeler söz olarak değerlendirilir. Bizim burada kast ettiğimiz sözde ahlaklı olmakta, dilin oltaya koyduğu amellerde güzel ahlakı ortaya kayabilme becerisini yakalayabilmektir. İslam dilin ameli olan söze çok önem vermiştir. İslam hukukunda söz çok ciddi bir yer işgal eder ve insanlar ya ifade ettikleri sözlerle, veya ortaya koydukları davranışlarla yargılanmaktadırlar. Hukuka baktığımızda şahitlik etmek, yemin etmek, boşanmak, bir kişinin iman edip etmediğini tespit etmek vb. konularda sözün geçerli olduğunu bilmekteyiz ve bu ifade ettiğimiz yönleri sözün amellerine örnek olarak verilebilinir.

Müslüman olduğunu ifade eden toplumumuz da görmekteyiz ki, kötü ahlakın en fazla sergilendiği alan hiç abartısız burasıdır. Dilin ameli olan yalan, bu toplumda ayyuka çıkmış bir durumdadır. Yine verilen sözde durmama, bu ister Allah’a verilen söz olsun isterse de insanlara verilen sözler olsun, bir ahlak haline gelmiş durumdadır. Kur’an ve sahih sünnet biz iman ettiğini söyleyen insanları yalan ve benzeri dilin kötü amelleri diyebileceğimiz davranışlardan şiddetle sakındırdığı halde, maalesef görmekteyiz ki kendini bu dine nispet eden insanlar bu tür kötü ahlak yaklaşımlarında da bir türlü vazgeçemediklerine veya vazgeçemediklerine şahit olmaktayız. Din yalan söylemeyi bir nifak alameti olarak görmekte iken bu insanlar bunu hiç de önemsememektedirler. Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Münafığın alameti üçtür; konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiğinde hainlik eder.” (Buhârî, İman: 25; Müslim, İman: 25)

Yine dilin ameli olarak gündeme gelen ve söz ahlakının oluşmadığı bir yaklaşım olan, gıybet de örnek verilebilir. Kur’an Müslüman bir toplumun birlik ve beraberliğini zedeleyecek her türlü söz ve davranıştan şiddetle insanları sakındırmaktadır. İşte Müslüman’ların birbirileri ile olan ilişkilerini bozacak ve bireylerin nefsani duygularını ortaya çıkartacak olan gıybet gibi kötü ahlak yaklaşımlarını da yasaklamaktadır. Ey iman edenler! Zannın çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok esirgeyicidir. Hucurat 12. Bu ayeti kerimede Rabbimiz olan Allah, Müslüman toplumun birbirlerine kenetlenmesinin zarar verdiği için bu ve buna benzer bütün yaklaşımları yasaklamıştır.

Yine dilin ve sözün ahlaksızlığı olarak gündeme getirmemiz gereken diğer bir örnekte insanların rahatsız edecek düzeyde yüksek sesle konuşmayı ve bununla insanların tepkisini bir Müslüman’ın üzerin de toplamasını da, din yasaklamış ve bunu kötü ahlaka bir örnek olarak gündeme getirmiştir. Yürüyüşünde tabii ol, sesini alçalt, çünkü seslerin en çirkini elbette eşeklerin sesidir. Lokman 19.Gördüğümüz üzere Allah, inanlara bırakın fiili bir zarar vermeyi, onları rahatsız edecek her türlü davranışı, Müslüman’ın üzerinde kötü ahlak olarak bulunan, bütün özellikleri terk etmelerini kendilerinden istemektedir. Şurası bir gerçektir ki, insanlar yüksek sesle konuşan insanların bu davranışlarından rahatsız olmaktadırlar. Ve maalesef görmekteyiz ki, özelliklerde gençlerin bir otobüste şaka yapma adına yüksek sesle konuştuklarında veya yüksek sesle müzik dinlediklerinde, yine kullandıkları arabaların eksozlarına bağıran eksoz taktırmaları vb.durumlarda insanların ne kadar rahatsız olduklarını ve rahatsız olduğunuzu görmekte ve Rabbimizin bu koyduğu ilkenin hikmetini daha net anlamaktayız.

Bütün bunlarla birlikte sözün ahlakiliği başlığı altında daha çokça örnekler verebiliriz. Özellikle iftira, yalancı şahitlik, dinli Allah’ı anmakla değil de, malayani olan işlerde kullanmak ki, biz buna spor yorumları bugün genci ile yaşlısı toplumun bütün katmalarındaki insanların en fazla gündemlerini işgal eden bir konudur, yine dizi film yorumları, kadın kız muhabbetleri, gereksiz diyebileceğimiz siyası yorumlar örnek verebiliriz.

Özellikle kendilerini İslam davasına nispet eden şuurlu Müslüman’ların iş üretmek yerine bol miktarda laf ve söz üretmelerini de bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir. Allah’a kulluk olabilecek işleri kovalamaları ve bunlar üzerine kafa yormaları gereken Müslüman’ların, sözde devlet kurup devlet yıkmaları olarak ifade edilen eylemler oltaya koymaları, çay ocaklarında, nargile salonlarında, pastanelerde vb. yerlerde tebliğ ve davet dışında bir amaç için bir araya gelip saatlerce zaman harcamaları bu ahlaksızlıklara örnek verilebilir. Dilimiz ve sözümüz Allah’ı memnun edecek şeyler söyleneli ve bu konuda zamanımızı boşa harcamak olarak kabul edeceğimiz davranışlar sergilememeliyiz. Allah için ortaya konulması gereken bir eylem veya fiil olduğunda ortada olup bu işe el vermeyen Müslüman’ların, saatlerce bu tür mekanlar da zaman öldürmeleri, kabul edilebilir değildir ve aynı zamanda ahlakide değildir.

Her konuda bir ölçü koyan Allah, bu konuda da Müslümanların çiğnememeleri gereken bir takım temel ölçüler koymuştur ve biz iman eden kimselerden de bu ölçülere riayet etmemizi istemektedir.

Amelde Ahlaklı Olmak

İnsanın önemli bir yönü de, ameli yönüdür. Bir insanın yapıp etiklerine verilen bir isimdir amel. İnsanın ortaya koyduğu bütün davranışların veya fiillerin adında amel denir. Amel İslam’da, insanın yaptığı bütün davranışlara denir ki buda birden fazla anlamlara gelmektedir. Örnek olarak kalbin amelleri, dilin amelleri ve bedenin amelleri diye kısımlara ayrılmaktadır. Bizim burada değerlendireceğiniz kısım daha çok fiziki ameller kısmıdır.

İslam’a göre insan hayatı bir bütündür ve bu hayatın yukarıda da ifade ettiğim gibi üç önemli boyutu söz konusudur. İman, söz ve amel olarak niteleyeceğimiz bu boyutlar bir bütündür ve birbirlerinden ayrılmaları mümkün değildir. Batı kültürünün veya batı kültür emperyalizminin Müslüman’ları topyekun kuşatan bir başarı elde ettiği günümüzde bu emperyalizmden ciddi manada etkilenmiş olan Müslüman’ların hayatı bir bütün olarak değerlendiremedikleri ve parçacı bir hayat algısına sahip olduklarına şahit olmaktayız. Bunun bir getirisi (götürüsü) olarak Müslüman’ların İslam’a da bu şekilde parçacı yaklaştıklarını görmekteyiz. Bu parçacı yaklaşımın sadece batı kültürel emperyalizminden etkilenerek oluştuğunu ifade etmek biraz eksik olur kanaatindeyim. Bu olgunun bizim ilmi mirasımızda da olduğunu görmekte ve bugünkü halimizin birazda bundan etkilendiğini müşahade etmekteyiz. Bu konu ile alakalı şunu son olarak söylemek gerekir ki, bir Müslüman’ın İslam’ın ilke ve prensiplerine parçacı bir yaklaşımla değil de, bir bütün olarak bakmalı ve şu farz, bu sünnet, bu müstehap, bu mekruh, bu haram vb. parçalara ayırıp bu parçaların kimini önemli kimini de, olmasa da olur olarak değerlendiremeyeceğimizi ifade etmek isterim.

Toplumdan ayrı yaşamasının mümkün olmayan bir varlık olarak kabul ettiğimizde insan, yaşadığı toplum içerisinde yaptığı davranışlarının toplumun diğer fertlerine zarar vermemesi gerektiğini ve insanın gerek toplumsal gerekse de bütün aşamaları ile dünya ve ahiret saadetini gerçekleştirmeyi amaçlayan bir din olması hasebiyle İslam’ın da, insanın toplumsal hayatını düzenlemek için birtakım ilke ve prensipler vazetmiş olduğu muhakkaktır. Gerek Kur’an da gerekse de Hz Peygamberin örnekliğinde görmekteyiz ki, İslam insanın toplumdaki fertlere karşı sorumluluklarının olduğunu ve bu sorumluluklarını yerine getirmeden gerçek manada Müslüman olabilmesinin mümkün olmadığını ifade etmektedir.

Allah’ın kitabından bir örnek verirsek: Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir. Ali İmran 92. Burada Rabbimiz olan Allah, kendisine iman eden insanların gerçek manada iyi olmaları için ihtiyaç sahibi olan insanlara karşı olan sorumluluklarını yerine getirmelerini iyi olmanın şartı olarak gündeme getirmekte ve ancak bu yetine getirildiği taktirde gerçek iyilerden olunacağı ifade edilmektedir.

Allah Resulü aleyhisselam da: “Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8. Verdiğimiz örneklerde de görüleceği üzere kamil bir mümin olabilmenin yolunun ancak, toplumdaki fertlere karşı olan sorumluluklarımızı yerine getirdiğimiz zaman imanımızın kamil olacağı ifade edilmektedir. Kur’an ve sünneti kendisine ilke edinen bir Müslüman için ve dinini bu kaynaklardan öğrenen kimseler için bu fazlaca örnek vermeye gerek yoktur çünkü Kur’an ve sünnet bu örneklerle doludur.

Kendilerini İslam’a nispet eden ve başka bir İslam’ı bağlılığı olmayan insanlarda bu konudaki kötü ahlak örneklerinin oluşması tabii ki normal olarak bir vakıa kabul etmemiz gerekmektedir. Ancak kendilerini şuurlu bir şekilde İslam’a nispet eden dava ehli Müslüman’lar bazı konularda hiçte bu insanları aratmayacak davranışlar ortaya koyabilmektedirler. Örnek olarak gerek kendilerini İslam’a nispet eden ama İslam’dan bir haber yaşayan insanlar, gerekse de İslam’dan başka idolojilerin müntesiplerinin oluşturdukları topluluklarda, riyasetle alakalı kavgalar olmakta, bu konuda birbirilerini şiddetle eleştire bilmekte, zanlardan yola çıkarak onları karalaya bilmekte vb. yaklaşımlar sergilediklerine şahit olmaktayız. Çok fazla örnekler verile bilinir, lakın arife gerekmez tarif denilir diyerek Allah’ın kitabı Kur’an’da geçen ahlak örneklerinden bir tanesini sizinle paylaşarak konuyu bitirelim.


[1] Ahmed Kalkan. Ahlaki Örnek Olarak Hz Muhammed.

Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara “öf” bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle.

İkisine de acıyarak tevazu kanatlarını indir. Ve şöyle de: “Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et.”

Rabbiniz içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız elbette Allah çok tövbe edenleri bağışlayıcıdır.

Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bununla beraber malını saçıp savurma.

Çünkü (malını) saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankördür.

Eğer Rabbinden beklediğin bir rahmet (rızık) için, onlardan yüz çevirmek mecburiyetinde kalırsan, o vakit de onlara yumuşak ve tatlı bir söz söyle.

Elini boynuna asıp bağlama (cimri olma), hem de onu büsbütün açıp saçma (israf etme); aksi halde kınanmış olursun ve eli boş açıkta kalırsın.

Gerçekten senin Rabbin, kullarından dilediğinin rızkını genişletir ve dilediğini kısar. Şüphesiz ki Allah, kullarının durumlarından haberdardır, her şeyi görendir.

Bir de geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, onlara da, size de rızkı biz veririz. Şüphesiz ki onları öldürmek, çok büyük bir suçtur.

Zinaya da yaklaşmayın, çünkü o pek çirkindir ve kötü bir yoldur.

Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın öldürülmesini haram kıldığı canı öldürmeyin. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine bir yetki verdik. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü ona (dinin kendisine verdiği yetki ile) yardım olunmuştur.

Yetimin malına da yaklaşmayın. Ancak rüştüne erinceye kadar en güzel bir şekilde yaklaşabilirsiniz. Ahdi de yerine getirin. Çünkü verilen sözde elbette sorumluluk bulunuyor.

Ölçtüğünüz zaman tam ölçün ve doğru terazi ile tartın. Bu hem daha hayırlıdır ve sonuç itibariyle de daha güzeldir.

Bir de hiç bilmediğin bir şeyin ardına düşme! Çünkü kulak, göz, gönül, bunların her biri yaptıklarından sorumludurlar.

Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen asla yeri yaramazsın ve boyca da dağlara erişemezsin.

Kötü olan bütün bu yasaklar, Rabbinizin sevmediği şeylerdir.

İşte bunlar, Rabbinin sana vahyettiği hikmetlerdendir. Sakın Allah’la beraber başka bir ilâh uydurma. Aksi halde kötülenmiş ve Allah’-ın rahmetinden uzaklaştırılmış olarak cehenneme atılırsın. İSRA 23-39.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir




Enter Captcha Here :

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu