Yazılar_Article-Detail

İlahi Olandan Beşeri Olana

İlahi Olandan Beşeri Olana

İnsan, tarih boyunca kendisine gönderilen ilahi hakikatleri kendi ekseninde dönüştürerek zaman içerisinde ilahi olama özelliğini ortadan kaldırarak beşeri diyeceğimiz bir hale getirmiştir. Genelde insan denen varlık, Allah’ın kendisine peygamberler aracılığı ile bildirilen hakikatleri dönüştürmesinde birkaç farklı faktör söz konusudur.

İnsanın, ilahi olanın beşeri bir hale getirilmesinde ki faktörlere baktığımızda hemen şunları görmemiz mümkün;

Birincisi: İnsan, kendisine gelen ilahi ölçülerin kendine yüklediği sorumlulukları yüklenmenin getirdiği mücadeleden kaçmak ve sorumluluklardan çakma eylemini uygun bir zemine oturtmak için ilahi ölçülere müdahale etme cüretinde bulunmuştur.

Allah’ın insanlar için gönderdiği ilahi ölçüleri reddederek karışı duran insanlara baktığımızda görmekteyiz ki, ilahi dinin insanlardan istediği her türlü yanlış davranış ve alışkanlıklardan uzaklaşarak, hayatını vahyin gösterdiği ölçüler içerisinde yaşamak ve bu eksende toplumları dönüştürme, gösterilecek ciddi mücadeleleri gerektirmektedir. İşte bu tür ciddi mücadeleyi göze almayan ve alışık oldukları yaşayışlarını değiştirmek istemeyen vede bu hayattan çıkar elde ettikleri için ilahi daveti mecrasından saptırma eğilimine girmiştir.

İkincisi: İnsan ilahi ölçülerin, gerek birey ve gerekse de toplum için koyduğu ölçülerin birey ve toplumların dünyevi çıkarlarına müdahale ettiği için de ilahi ölçülere müdahale etme cüretinde bulunmuştur.

Genelde kendilerine gönderilen peygamberleri yalanlayan kavimlerin azgın ileri gelen elit takımına baktığımız zaman, onların ilahi hakikatlerin karşısında durmalarının temel sebeplerinin en önemlisi hiç kuşkusuz ki, gönderilen dinin kendilerinin malı kazanma ve harcama yol ve yöntemlerine müdahale ettiği için olmuştur. Bu azgın ileri gelenler, peygamber ve getirdiği daveti reddetmelerinin sebebi olarak çoğu zaman açıktan bunu ifade etmeyerek, kendilerine tabi olan insanların tepkisini çekmemek için bu karşı duruşlarını çeşitli kılıflar altında yapmışlardır.

İlahi olan davete karşı yapılan bu hareketin temel sebebine baktığımızda bu insanlar, hem kendi vicdanlarını rahatlatmak hem de, kendileri etrafında öbeklenmiş insanların kendilerini sorgulamalarının önüne geçerek insanlar üzerindeki etkilerini sürdürmeyi istemeleri olmuştur.

Üçüncüsü: İnsan, ilahi hakikatleri hayatına taşıdığında gerek içerisinde yaşadığı toplumun, veya dünya üzerinde etkili olan toplumların baskılarına maruz kalmamak için de ilahi hakikatleri sulandırarak beşerileştirme cüretinde bulunmuşlardır.

İnsan karakter olarak, etrafındaki insanlardan hem olumlu manada hem de olumsuz manada etkilenir. Bunun içindir ki, insanların ilahi hakikatleri kabul ederek hayatlarını bu hakikatler çerçevesinde dönüştürmeleri gerekirken, içerisinde yaşadıkları toplumun egemen olan kültürüne uymadığı ve toplumun vereceği tepkiye muhatap olmamak için ilahi daveti yüklenmekten kaçındıklarını görmekteyiz.

Daha çok “İnsanlar ne der” “El alem ne der” gibi günümüz de karşılık bulan veya “uluslar arası konjonktüre ve uluslar arası normlara uymuyor” gerekçesi ile de ilahi davetin insanlar tarafından sulandırıldığını görmekteyiz.

Özellikle içerisinde yaşadığımız, batı toplumunun hayatın bütün alanlarını kuşatacak şekilde hayatları üzerinde egemen olduğu bir ülkede bunu çok açık bir şekilde görmekteyiz. Kendileri üzerinde egemen olan ülkelerin tepkisini çekmemek, onları razı etmek ve onların sevgisini kazanmak isteği, kendilerini İslam’a nispet ettikleri halde bu ülkeyi yöneten idarecilerin, Kur’an’da açık bir şekilde gündeme getirildiği halde Yahudi ve Hıristiyan olan bu devletlere karşı ilahi hakikatleri mecrasından saptırarak sulandırma yoluna gittiklerini görmekteyiz.

Yine, toplumda egemen olan inanç ve yaşayışa muhalif olmamak ve onların memnun etmek, sevgilerini kazanmak isteği de, ilahi dine inandığını söyleyen insanların dini sulandırmalarının bir sebebi olduğunu görmekteyiz.

Dördüncüsü: Yine insan, kültürel olarak kendisine ulaşmış ve din olarak kabul ettiği ölçülere uymadığı, veya kendisine din diye aktarılan kültürün normlarına uymadığı için de ilahi ölçülere genellikle tevil yoluyla müdahale ederek ilahi olmaktan çıkartmaktadır. Bu tür yaklaşımlar genellikle iyi niyet (bu niyet kişiyi kurtaramayacak) çerçevesinde cereyan etmektedir.

Genellikle insanlar içerisinde yaşadıkları toplumda etkin olan sözde din adamlarının! kendilerine din diye aktardıkları inanç ve yaşayışı benimser ve bunları çok fazla sorgulama ihtiyacı hissetmez ve sorgulanmasına da pek olumlu bakmazlar. İçerisinde yaşadığımız toplumun din algısının bu minvalde olduğunu görmekteyiz. Tarihi süreç içerisinde Kur’an ve Sünnet ile birlikte çeşitli toplumların içerisine taşıdığı kültürel etkiler ile birlikte din olarak kabul edilen günümüz insanının din algılayışı, yeniden Kur’an ve Sahih Sünnetin tek bağlayıcı olduğu asıl haline getirilmesi, tarihi süreç içerisinde dinin içerisine aktarılan her türlü yaklaşımdan arındırılması gerektiği bir hakikattir. Bu ihyanın, insanların alim, hoca vb. şekilde kabul ettikleri insanlar tarafından yapılması gerekirken, Kur’an ve Sahih Sünnet tek ölçü kabul edilmesi çağrısına en sert tepkiyi bu insanlar vermektedirler. Bunun da bir ilahi hakikatleri kültürel değerlere kurban etme eğilimi olarak görmekteyiz.

Beşincisi: Modern insan her şeye rasyonalist bir bakış açısıyla baktığı için ilahi ölçülere de bu bakış açısıyla bakarak, aklıyla kavrayamadığı ilahi ölçüleri yokmuş gibi veya tarihsellik yaklaşımıyla beşeri müdahaleye maruz bırakmaktadır.

Özellikle günümüz insanında bu problemin çok ciddi boyutta olduğunu müşahede etmekteyiz. Batı zihniyetinin bize dayattığı bir fitne olarak karşımıza çıkan bu yaklaşım, aklı her şeyin üzerinde belirleyici kabul ederek, aklına yatmayan dinin emir ve yasaklarını kendince ürettiği akli verilerle beşerileştirdiğini görmekteyiz. Kendisinin dine teslim etmesi gerekirken, dini kendisine teslim alma diyeceğimiz bir yaklaşımla, bütünüyle ilahi olan Kur’an ve Sahih Sünnetin yerine aklını koyarak, her türlü etkilenmeye açık olan aklına uymayan, ilahi hakikatleri ya inkar ederek veya da tevil ederek dinin beşeri hale getirdiğini görmekteyiz.

Aklı putlaştıran insanların, dinin Allah ile kul arasındaki bir olgu olduğu yada ahlaki bir disiplin olduğunu kabul ettiklerini görmekteyiz. Bazıların da, başta mucizeler olmak üzere, çeşitli ahkam ayetlerini, Kur’an’ın pratik hayata aktarılma biçimi olarak Sahih Sünneti inkar ederek dini kuşa çevirerek bu beşerileştirme cinayetini işlediklerini görmekteyiz.

Altıncısı: İnsanın, dini bir bütün olarak değerlendirmeyip, bir ayeti konu ve Kur’an bütünlüğünde değerlendirmeyerek, parçacı bir din anlayışına gidip, ya dini ılımlı bir hale getirerek veya dinde aşırılığa gidip fanatizme yönelerek dinin bazı emirlerini ve hayatı kuşatan ve bütün insanlar/bütün zamanlar için koyduğu ilkeleri görmezden gelmekte ve dolayısıyla da ilahi dine beşer müdahalesi gerçekleşmektedir.

Bu yaklaşımın  güncel versiyonları olarak ılımlı islam ve cihad ve terörü birbirine karıştıran anlayışları örnek olarak verebiliriz. Ilımlı İslam cephesine baktığımız da, dinin merhameti emreden, sevgi ile ilgili kısımlarını esas alarak, dinin kafirlere, münafıklara, Yahudi ve Hıristiyanlara karşı takınmamız gereken emirlerini yak sayarak bu fitnenin içerisine boğazların kadar battıklarını görürken, diğer tarafında, dinin kafir, münafık, Yahudi ve Hıristiyanlara karşı tavrı, kıtal ayetlerini esas alarak dinin diğer bir cephesi olan insanlar arası ilişkilerde merhameti esas olan yönünü geri plana atarak aynı bataklığa saptandıklarını müşahede etmekteyiz. Bütün bunların Kur’an ve Hz. Peygamberin sahih örenkliğine bütünsel olarak değil de, parçacı bir şekilde yaklaşmaktan kaynaklandığını görmekteyiz.  

Yedincisi: İnsan, dini kendi karakteri veya yorumlarına hapsederek, ister bilerek olsun isterse de bilmeyerek olsun, ilahi olan dinin kendi yorumları çerçevesinde kabul ederek bu yorumlara uymayan insanları ya dinde aşırı olmakla veya dinden ödün vermekle suçlayarak insanların ayrışmaların körükleyicisi unsuru durumuna düşerek dinin ilahi olma yönüne müdahale etmektedirler.

Genellikler insanların karakterleri farklıklar arz etmektedir. İnsanın karakterinin farklı olması da, olaylara ve hayata bakışını etkilemektedir. Çoğu insanlara kendilerinde var olan bu karakterin tutsağı durumuna düşmektedirler. İnsanlar kendilerinde var olan bu karakteri vahyin ölçülerine uygun bir hale getirmeleri gerekirken, genellikle vahyi kendi karakterlerine uygun bir hale getiriyorlar. İnsan yumuşak bir karaktere sahip ise, dinin yumuşaklığı emreden boyutunu esas alıp dinin diğer bir kısmı olan, Allah ve din düşmanlarına karşı takınılması gereken tavrının gündeme getiren ayetlerini sulandırdıklarını görmekteyiz. Sert bir karaktere sahip olanlarında bunun tam tersini yaptıklarını söyleye biliriz.   

Sekizincisi: Genel olarak insan, sahip olduğu inanç ve düşüncenin toplumlar tarafından hor görüldüğü bir durumda, aşağılık psikolojisi içerisinde hareket ederek kendisini ve inancını insanlara sevdirmek ve onların horlamalarına muhatap olmamak için de ilahi olan dinin bir takım emirlerinin ya gündeme taşımayarak veya yok sayarak Allah’ın dinine beşer elini bulaştırıyorlar.

Özellikle Müslümanların gerilemesi ve batı toplumunun Müslüman toplumlar üzerinde oluşturduğu egemenliğin altında yaşayan ve bunun psikolojik etkisinde kalan insanların, kendilerine egemen olan anlayışlara karşı şirin görünmek, dini sevdirmek, onların müdahalelerine ve horlamalarına muhatap olmamak için dinin kendisinde istediği şekilde bu insanlara ve zihniyetlere karşı dinin kendisinden istediği izzetli duruşu sergileyemediklerini görmekteyiz. Bununla da kalmayarak, içerisine düştüğü bu durumu hem kendi vicdanında hem de muhatapları nezdinde meşrulaştırmak için dinin çeşitli yönlerini yok saydıklarını görmekteyiz. Özellikle bir dönem, dinin cihad ile ilgili emirlerini gündeme getiremeyen ve bu günde özellikle halklar üzerinde etkin anlayış bu olduğunu görmekteyiz.

 

Dokuzuncusu: Yine insanlar, sahip olduğu inanç ve düşüncenin kişiye kazandırdığı, diğer bütün insanlardan üstün olama düşüncesi ile hareket ederek, kendi inancını benimsemeyen insanlara, sahip olduğu dinin çeşitli şatlar için koyduğu ilkeleri ön plana taşıyarak bu insanlara karşı sert bir tavrın içerisine taşımakta ve bununla da dinin insanlara karşı merhameti emreden ilkelerini bir kenara iterek o beşer elini ilahi olan dine bulaştırmaktadır.

Bunun en barız örneği olarak, Yahudi toplumunun kendilerini Allah’ın yakınları ve kendilerinden olmayan insanları da kendilerinin köleleri olarak görmelerini verebiliriz.

Bu zihniyet kendileri ile aynı düşünceyi paylaşmayan insanlara hep tepeden bakarak onları aşağıladığını, kendilerinin ise Allah tarafından seçilmiş olduklarının hissine sahip olduklarını görmekteyiz. Bu anlayışı bir yere kadar makul görmemiz söz konusudur ki, buda Allah’a ve O’nun gönderdiği dine iman edenler ile etmeyenlerin Allah katındaki derecelerinin aynı olmadığı gerçeğidir. Allah ve O’nun dinine iman eden bir insan tabi ki, inandığı dinin kendisine sağladığı Allah katındaki üstünlük hissi ile hayata bakar. Yalnız bu, Müslümanlara arasında şimdilerde bu şekilde işlemediğini görmekteyiz.

Genellikle çeşitli sebeplerle sahip oldukları dini yorumlama biçimini mutlaklaştırarak din haline getiren gurupların kendileri gibi düşünmeyen diğer Müslümanlara karşı bu tür bir yaklaşıma gitmeleri, kendilerini hak diğerlerini ise batıl veya yanlış yolda olarak görmeleri ve bunu da dine söyletmeye gayretlerini örnek verebiliriz.

Günümüzün temel problemlerinden en barizinin gerek bireylerin gerekse de gurupların sahip oldukları ve genellikle yorumlara dayanan dini algılayış biçimlerini mutlaklaştırarak, “benin dinden anladığım bu” demesi gerekirken, “din böyle diyor” diyerek kendi yorumsal doğrularını din diye insanlara dayatan bir anlayışla karşı karşıyayız. Oysaki kendi dinin yorumlayış biçimimiz en doğru yorumlama biçimi olduğunu kabul etsek bile, bunun ancak bizi bağladığını, bir başkalarının bizce doğru olmayan veya en doğru olmayan yaklaşımlarının da Allah nezdinde doğru olabilme ihtimalinin olduğunu görmeliyiz.

Genellikle insanlar, içerisinde yetiştikleri anlayışlar ile bir din algısı oluştururlar. Bizim burada kast ettiğimiz şeyde işte bu din algısını dinin kendisi olarak görerek insanları bu ölçüler içerisinde mümin ve kafir olarak telakki etme gayretlerinin insanı sürüklediği bataklıktır. Bugün Müslümanların durumu bundan ibarettir. Hemen her gurup kendi din algısını mutlaklaştırarak kendisi gibi düşünmeyen Müslümanları ya kafir olarak görmekte yada sapkın olarak nitelendirmekte, veya dışarıya yansıtmasa da kendi vicdanında bu şekilde düşünmektedir. Şunu unutmamak gerekmektedir. Evet, insanın kendi dini anlama gayretleri sonucu edindiği din algılayışı insanın kendisini bağlamaktadır ve bu makul olan bir şeydir. Yalnız bu edindiği din algılayışını din olarak telakki etmeye ve insanları bu kıstaslar ile sınıflandırmaya, Allah’ta, dinde bu şekilde sınıflandırıyor diyerek sahip olduğu yorumlar ile Allah’ı ve dini kendi sınırlı ve aciz sınırları içerisine hapsetmeye kalkması cinayetlerin en büyüğüdür. Allah’a din öğretmeye kalkmaktır. Dine teslim olmak değil, dini telsim almaktır. Külli olanı cüzi olanla sınırlandırmaktır.

Bütün bunların sonucu olarak da, bu gün Müslümanların sapına kadar saptandıkları bölünmüşlük, zillet, kafirlerin karşısında suyun üzerindeki çerçöp oluşumuz, Allah’ın rahmetine muhatap olamayışımız, her gün kafirler tarafından çocuk, kadın, yaşlı demeden öldürmelerine muhatap oluşumuz, kadınlarımızın ırzlarının kirletilmesi, topraklarımızın işgali, masum yavrularımızın hunharca katledilmesi bv. zilletleri yaşayışımız ve yaşamaya devam etmemizdir.

Bir kez daha başımızı ellerimizin arasına olarak bu konuları bir kez daha en ince botuna kadar düşünme temennisiyle.

 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu