Yazılar_Article-Detail

Allah’ı Seviyor muyuz?

Allah’ın sevdiği bir kul olabilmek, Müslüman olduğunu iddia eden herkesin ulaşmak istediği bir mertebedir.

Her bir Müslüman bireyin ulaşmak istediği bu mertebe, acaba nasıl elde edilir?

Herkes, Allah’ın kendisini sevmesini ister, fakat yukarıda sorduğumuz soruya cevap aramak kimsenin işine gelmez. Oysaki Allah’ın sevgisine mazhar olmak için Allah’ın razı olacağı bir kul olmak gerekmektedir. Allah oysaki kimleri seveceğini ilahi kelamında bizlere ifade etmiştir.

İnsanlar genel itibari ile zahmet çekmeden rahmete ulaşmak isterler. Allah’ın kendilerini sevmesini isteyen insanlar, hiçbir gayret göstermeden veya çok az gayret göstererek bu mertebeye ulaşmak isterler. Bu toplum, sözde olmasa da özde,  Allah’a kul olması gereken kimseler olarak kendilerini görmez, aksine Allah’ı (haşa) kendilerine kul olmasını isterler. Yani hizmetçi bir Allah inancı söz konusudur. Bizim! tahayyül ettiğimiz Allah kendisi için herhangi bir gayret gösterilmese de kendisine iman ettiğini söyleyen, daha doğru bir ifadeyle kendisinin varlığını kabul eden kimseleri korumak ve yardım  etmek zorundadır. Bu tür bir yaklaşımda Allah’a kul olmak yerine, (haşa) Allah’ı kendimize! kul yapmak gibi bir manaya gelmektedir.


Allah kitabında kendisinin sevdiği kulların vasıflarını saymakta, ama biz bu vasıfların gerektirdiklerini yerine getirmeden de, Allah’ın bizi sevmesini isteriz. Biz kendisine kendisinin istediği gibi kulluk yapmasak da, bizim’ tahayyül ettiğimiz Allah, bizi sevmek zorundadır. Çünkü biz Hıristiyan, Yahudi ve Müşrik değil, kendisine iman eden kimseler olarak kendimizi görmekteyiz. Biz kendisine iman ettiysek “tabi oda bizi sevmek zorundadır” diye bir kabulümüz vardır.

Oysaki biz kendi çocuklarımıza yaptığımız iyiliklerin karşılığı olarak,  çocuklarımızın da hayrına olan konularda, kendilerinden istediğimiz şeyleri yerine getirmeyenlere karşı, içimizden hoşnutsuzluk duyuyorken, aynı şeyi bizi yaratan ve her türlü nimeti bahşeden Rabbimizden nasıl bekleyebiliriz. Kendilerinden istediğimiz şeyleri yerine getiren çocuklarımıza duyduğumuz sevgi ile bizleri kale almayan çocuklarımızı aynı tutarsak zulmetmiş olmaz mıyız?

Siz kendinizi bir işletmenin sahibi olarak düşünün, sizin yanınızda çalışan işçilerin sizin işletmenin için koyduğunuz kurallara uymuyor, işe saatinde gelmiyor, canı istediği zaman işletmeden ayrılıyor vb. sizin bu işçilerden razı olmanız ve onları sevmeniz nasıl beklenmezse, Allah’ın da kendisinin koyduğu ilkelere uymayan kimseleri sevmesi beklenmemelidir. Burada yaptığımız şey (haşa) Allah ile bir işletme sahibini kıyaslamak değildir. Çünkü bir işletme sahibinin işçiler üzerindeki hakki ile insanın her şeyi ile kendisine muhtaç olduğu Allah’ın hakkı aynı değildir. İşletme sahibi size ancak belirli bir ücret verirken alemlerin Rabbi olan Allah ise hiçbir ücretle bedeli ödenemeyecek nimetler vermiştir.

De ki: «Eğer siz Allah’ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.» De ki: «Allah’a ve Resulüne itaat edin.» Eğer yüz çevirirlerse şüphesiz Allah, kâfirleri sevmez. (Ali İmran 31-32.)     

Evet, Allah’ı sevmek ve Allah’ın da kendisini sevdiğini ifade etmek, bir iddiadan ibarettir. İfade edilen bu iddia ispat edilmeye muhtaçtır. Bu tür iddialara sahip olan kimselerin, bu iddialarını ispat etmeleri gerekmektedir. Her türlü iddiaların ispatı, ortaya koyduğumuz davranışlarda açığa çıkmaktadır.

Yukarıdaki ayette, bazı kimselerin Allah’ı sevdikleri iddiaları, Rabbimiz tarafından gündeme getirilmektedir. Birtakım insanların bu iddiada bulundukları ama bunun yeterli olmadığı, bu iddialarını ispat etmeleri gerektiği vurgulanmaktadır. Bu iddianın ispatının da ancak peygambere uymak ile mümkün olduğu hatırlatılmaktadır. Tabii ki burada sormamız gerekir, peygambere uymak ifadesinden murat nedir? Toplumumuzda kendilerini İslam’a nispet eden kalabalıkların anladığı veya kendilerine anlatıldığı gibi, Peygamberin peygamberliğini kabul etmek midir? Yoksa Peygamberin din adına getirdiği ve uyguladığı bütün konularda ona uymak, onu örnek ve model almak mıdır?

Bu gün kendilerini İslam’a nispet eden kalabalıkların en büyük problemi, peygamber uymak ifadesinden anladıkları şey peygamberin peygamberliğini kabul etmek, peygamberin yaptığı olamazsa da olabilecek bir takın davranışları yapmak olarak görülmektedir.  Örneğin yemeğe tuz ile başlamak, sarık sarmak ve şalvar giymek, sakalları bir tutam uzatmak, çocukların pipilerini kesmek, yemekten sonra tabakları temizlemek, namazlardan önce ve sonra nafile namaz kılmak vb. şeylere indirgemiş durumdadır. Oysa ayette Rabbimiz tarafından ifade edilen “peygambere uymak” bu manaya gelmemekte, bunlardan daha büyük manalar kapsamaktadır.

Oysaki Kur’an da Rabbimiz olan Allah, nasıl ki “Şeytan ibadet etmeyin” (Yasin 60) diyerek ibadeti ve tabi olmayı bu ayette şeytana uymak, onun vesveselerinin izleyicisi olmak anlamında kullanıyorsa, peygambere itaat etmemizden de, peygamberi kabul etmeyi ve bir kısım emirlerinin yerine getirmeyi kast etmeyerek,  hayatı her yönüyle onun mücadele örnekliğini esas alarak yaşamamız gerektiğini kast etmektedir. Yani Rabbimizin Kitabında emrettiği ve bunun Hz Peygamberde ete kemiğe büründüğü dinin pratiği ile ilgili, hiçbirinin diğerinden ayırt etmeden kabul edilip uygulanması gereken ilke ve prensipler ortaya koyduğu ve iman iddiasında bulunan kimselerin ancak bunları yerine getirdiğinde Allah’ın sevgisine ulaşmasının söz konusu olacağı ifade edilmektedir.

İman iddiasında bulunan hiçbir kimse Allah’ın emirlerine karşı “şu önemlidir, şu daha az önemlidir” gibi bir yaklaşım içerisine girmemelidir.  Zaman ve şartlar bazen birini diğerinden daha önemli kılabilir ama bu hiçbir zaman bu şekilde devam etmemeli, ettirilmemelidir. Hz Peygamberin hadislerinde yer bulan “Hangi amel daha faziletlidir” sorusuna Hz Peygamberin değişik cevaplar verdiği hepimizin malumudur. Buradan anlamaktayız ki, anın vacibi denilen zaman ve şartların bazı amelleri diğerinden üstün kıldığı bir  gerçektir. Bizler sosyal hayatın içerisindeyken Rabbimizin bizlerden istediği hayatın, bireysen, ailevi, ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarını ilgilendiren bütün ilkelerini, şu farzdır, şu sünnettir, şu müstehaptır gibi ayrımlara  tabi tutmadan hepsini uygulama gayreti göstermeliyiz. İşte bu tür bir yaklaşım ancak kişiyi Allah’ın sevdiği bir kul konumuna yükseltecektir. Çünkü ancak bu şekilde Hz Peygambere uymuş olacak, dolayısıyla Allah’a uymuş olacaktır.

Rabbimiz yukarıda meallerini verdiğimiz ayetlerde, bu tür bir gayret ortaya koymayan kimselerin kafirler olduğunu ifade ederek bizlerin dikkat etmesi gerektiğini hatırlatmaktadır. Çünkü kafir olan kimseler Rabbimizin insan hayatı için koyduğu ve Hz Peygamberde, ete kemiğe bürünen dinin ilke ve prensiplerini kabul etmezler. Kendilerinin nefislerinin istekleri veya başkalarını koyduğu ilke ve prensiplere göre hareket ederler. Herhangi bir olayla karşı karşıya kaldıkları zaman, bu olayla alakalı “acaba Rabbimiz ne demektedir” yaklaşımını ortaya koymayarak başka bir davranış ortaya koyarlar.

Evet Allah’ın sevgisine ulaşmak isteyen biz Müslümanların mutlaka Peygambere ne kadar uyup uymadığımızı gündemimize almamız, bu konudan eksikliklerimizin neler olduğunu tespit ederek bu eksikliklerimizi gidermemiz gerekmektedir. Allah kendisi seven -ki  kişi sevginin bedel istediğinin bilmelidir- kullarını seveceğini, onlardan razı olacağını zaten kitabında ifade etmektedir. Eğer biz Rabbimizin bizler için gönderdiği dinden, hayat ölçüsünden razıysak bilelim ki Allah’da bizlerden razıdır. Her konuda olduğu bir burada da kul öncelikli bir yaklaşım söz konusudur. Allah kendisini sevdiğini ortaya koyan kullarını sevdiğini, bu konuda kullarından bir adım beklediğini ifade etmektedir. Haydı Allah’ın sevgisine mazhar olacak bir kul olmaya. Haydi Allah’ın razı olacağı bir kul olmak için ilk adımı atmaya.

Asım ŞENSALTIK        


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir




Enter Captcha Here :

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Başa dön tuşu